Maxum boats, less than 35'

[ Maxum boats, less than 35' ] [ FAQ ]


[Previous Message] [Next Message]

i=

Date: April 28, 2005 at 11:30:57
From: INITIATIVE de la INTERNATIONALE, [dsl81-215-23756.adsl.ttnet.net.tr]
Subject: AYDINLARIN ÇAÐA KARÞI SORUMLULUÐU, SOMUT EYLEMSELLÝÐE GEÇTÝ///TURKISH

URL: http://www.aysearman.net/aysearman/Forum/guestbook.asp


INTELLECTUAL RESPONSIBILITY and BRAVEHEART RESPONSES against the CENSOR, ISOLATION, DISCRIMINATION etc.


**

TURKISH INITIATIVES and most serious connected movements, in solidarity with the INT. INTELLECTUAL RESPONSIBILITY activists

**

Turkish language version


**

AYDINLARIN ÇAÐA KARÞI SORUMLULUÐU, SOMUT EYLEMSELLÝÐE GEÇTÝ

**

Sorun, yalnýzca E. U. vbg falsifikasyon kümelenmeleri kaplamýnda bir sansür-ayýrýmcýlýk olayý gibi görülmemelidir. Sorun, Veba-kolera-AIDS-SARS benzeri ve sosyal anlamda yaygýnlaþan virüsün ulaþtýðý aþamadýr. Bu aþamada yeryüzü kültürü, her yönüyle tehdit altýndadýr; giderek bilim ve teknik, egemenlerin kozmetik hizmetine dönüþen bir iþleve bürünürken manipulasyon ve gen-modifikasyon aþýlanan tüm bu duyarsýzlýk tarlasýnýn aðalarý “Altýn Çað” (Golden Age) yaþýyorlar. Bu delilik, ayýrýcý bir baþka nitem, baþka bir tanýlama (teþhis) hak etmemektedir.


***

SANSÜRE/IZOLASYONA/her çeþniden ayýrýma, zulme karþý
ENTERNASYONAL ANLAMDA bir AYDINLAR GÝRÝÞÝMÝ///

**

- Artýk birçok olgu, gizem olmaktan çýkmýþtýr; örneðin, E.U. vbg ulaþýlabilen ve usa gelen her çeþit enstitüsyanlar siyonistleþtiriliyor; evrensel kültürel deðerler manipüle ediliyor, yasal maskeli biçok kurs ve merkez Falun Gong`dan tutun da sahte Kürt neo-siyon kiralýklarýnýn eðitilmesine hizmet veriyor; bir endüstri gibi yoðunlaþan sosyal yatýrýmlar, resmen Yahudileþtirmiþ Neo-Emperyalizme köpeklik eðitimine dönüþtürülüyor... Evangel-Siyon misyonerliði, uluslararasý bir beyin yýkama endüstrisi olarak baþta USrael olmak üzere, bu militer mafyanýn da satellitlerince yaygýnlaþýp dünyayý tümör gibi sarmaktadýr... Organize suçtur bu, fakat ne hikmetse bu en büyük terörizme karþý tepki gösterilince dünyanýn tüm zaðarlarý, çakallarý ve domuzlarý bir koalisyon örgütleyip insanlýða saldýrmakta çok baþarýlýlar. YArdýmlar toplanmýyor deðil fakat onun da önemli kýsmý, bu siyonal emperyalizmin yedek gücü gibi duarn kukla diktatörlüklerin kasalarýnda birikiyor; yoksulun borsada yatýrýmý mý var sanki... Dalavere çok adaletten dem vurran kurumlardan týk yok! Yine ne hikmetse bu performe olmuþ neo-soykýrým karþýsýnda Birleþmiþ Milletler`den/Amnesty International`dan falan feþmekandan bir sivrisinek boyutlarýný aþabilecek ölçekte olsun zýrýltý çýktýðýna da tanýk olamýyoruz artýk. Görünen o ki, Humanizmin tradiSiyonal hasýmlarý, medyaya egemen olmanýn avantajýyla, gelecek kuþaklarý büyük bir tehdit altýnda bulundurmaðý baþarmýþlardýr.. UYGARLIÐIN-BÝLÝMÝN-KÜLTÜRÜN ONURU AYAKLAR ALTINA ALINIRKEN SÝZ DE BAÞKA BENZER KANITLARA ELBETTE TANIK OLUYORSUNUZ; müneccim olmaða hiç gerek yok... Doðrusu, fazla bir gizlilik de yok artýk günümüzde bu arsýzlýk ortamýnda... Hayvan olsa tepki gösterir; insan neden duraklýyor; siz açýklayýnýz, lütfen!.. Tepki göstermek için bir kývýlcým mý; iþte bu çaðrý bir kývýlcýmdýr; yepyeni bir atýlýmdýr; yeni ve

ENTERNASYONAL ANLAMDA bir AYDINLAR GÝRÝÞÝMÝ

**

- "Responsible intellectuals" ya da sorumluluk bilinci geliþmiþ aydýn örneklerini verebilir miyiz?
- Elbette! Sorumluluk va aydýn bilinci denilince akla gelen birçok göðüs kabartan örnekler var; bazý profiller, bu dokumanter serimizde kýsa klipler biçiminde yayýnlanmaktalar.. Þu anda, Yalçýn KÜÇÜK var...
- Ýzleyelim!

**

- Kimdir Yalçýn KÜÇÜK?
- 12345 / 5 ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesini bitirmiþ, bir dönem devlet planlama teþkilatý'nda çalýþmýþ, birçok üniversitede hocalýk yapmýþ aykýrý bir aydýn yazarýmýz. solcuydu pek tabi SBF'den gerici çýkmaz öyle kolay kolay zaten, cuntalardan da az çekmemiþtir; tuðla gibi kitaplarý vardýr, onun icin bircok yarasanin kafasini agritmaga yetmistir; türkiye üzerine tezler, estetik hesaplaþma, sovyetler birliðinde sosyalizmin çözülüsü, aydýn üzerine tezler vs.. haymana cezaevindeydi doðu perinçek ile ayný koðuþtaydi, sonra yazýlarý aydýnlýk'tan yayýnlanmaya baþladý, afla salýverildi herhalde.
"ben birikimi olan okuyucaya hitap ederim", der kitaplarýnda, bazen öyle yazar ki birikimi oldugunu sanan zavalli renkli kanal cambazlarimiz apisip kalirlar. son zamanlarda türkiye'deki Yahudi lobbysinin entrikalarini suyüzüne cikarinca bataklik karisti; haliyle boksinekleri de Siyon asalaklarla ayni safta yer aldilar...
(camilo, 01.02.2001 20:39 ~ 23.05.2004 06:52)

Dogan Avcioglu, Küçük için dahilikle delilik arasýnda gider gelir demiþ. 6-7 haftalýk bir yazý dizisi ile türkiyedeki tüm batý acentasý gayri müslimlerin yuvalarýna çomak sokmuþtur.enver paþa'yý iyi niyetli bir ihtilalci, abdülhamit'i reformcu abdülhamit istibdatýna karþý savaþanlarýn gerici niteligini analiz etmis; yani, resmi tarihe resmen isemis; tarihi tersten yazmýþtýr. her ne kadar aydýnlýk ta gönlüm 3 partide diye yazmýþ olsa da; bence, cumhuriyet devriminden yola cikmistir...sanýrým haala içeride; küfür romanlarý diye bir kitabýný biliyorum. ayrýca avcýoðlu ve behice boran gibi türkiye'nin yakýn tarihine iliþkin tuðla kitaplar yazmýþtýr.

editliyorum ve þunu ekliyorum;
(bkz: yalcýn kucuk'sun di mi)
(zertusraspitime, 01.02.2001 22:14 ~ 26.08.2004 12:33)

turkiyenin en iyi ara$tirici, sorgulayici beyinlerinden... Ugur MUMCU denen hayin gibi davranmamis; resmi düzenegin kucagina oturmagi red etmistir... MUMCU, sistemin köpegiydi... Yalcin KÜCÜK ise nsan kalmistir; ayrimliligi burada baslar...
(robin, 26.02.2002 19:12 ~ 27.02.2002 09:25)

kitap, artýk silahtýr.
hegemonya savaþýnýn en güçlü silahlarýndan birisi artýk kitaptýr. Benim kitaplarým da silahtýr.
Amerikan yönetiminin icat etmek istediði kalkan füzeler misali bir kalkan-kitaptýr. Þebeke'ye karþýdýr. topraklarýmýzý ve deðerlerimizi iþgalden korumak için bir kalkan-silahtýr.
ister edebiyat ve isterse bilim olsun, yazan bir süre sonra yazdýklarýna baðýmlýdýr; eðer dürüstse, kendi bulduðu ve dizmeye baþladýðý maddenin direksiyonunu kabul etmek zorundadýr. bu nedenle, yazmak, düþünmek kadar yaratýcý olabilmektedir; her has yazýcýnýn bunu duyduðundan kuþku duymuyoruz.
(þebeke-önsöz'den)
(gregor, 14.03.2002 16:50 ~ 03.01.2004 21:19)

Birkaç yýl öncesine kadar heyecan þimdilerde hüzün veren, yazdýklarýyla ufkumu çok geniþletmiþ, çok boyutlu düþünmeyi öðretmiþ olan, tutarlý bir çizgisi olmasi nedeniyle çok geniþ kitleleri uzun süre peþinden koþturamayan, (anlamayacak ne var; adam arabesk dansäz degil, isleyen beyinlere yönelik yaziyor; o beyinlerden de kac tane saglikli var ortada; görün iste!) sayesinde popüler kültürle ve giderek arabesk yazarlarla yaklaþýk on yýl küs kaldýðým; kiþiliðinde paranoid özellikleri olmasýna raðmen asla paranoyak olmayan (ikisi çok farklý) insan
(homunkulus, 15.03.2002 02:33)

kendisini o kadar ciddiye alýyor ki bizim onu ciddiye almamýza olanak da kalmiyor olasilik da...
(sudaki duman, 02.10.2002 11:39 ~ 14.10.2002 19:29)

yýllaaaaaar yýllar once * basýn mensuplariyla ilgilenmem gereken bir toplantida, kendisine ismini sordugumda ** bana "çok küçük'sun galiba sen" diye yanýt vermiþ kiþi.
(melissaki, 02.10.2002 13:37)

Sanildiginin aksine bir önyargili Yahudi dusmani degildir. hatta, "Turkiye'de Sabetaycilar olmasa modernite de olmaz" demisligi de vardir. karsi oldugu sey emperyal guclerin turkiyedeki siyonist cevreleri kullanarak, turkiye'yi USsrael'in rahatlikla at kosturabilecegi bir alan haline getirmeye calismasidir. revivo'nun fenerbahce'ye gelmesine karsi degilim ama fenerbahce klubunun israil devletinin bir propaganda aleti haline donusturulmesine karsiyim demistir. gencken universiteyi turkiye birinciligiyle kazanmis. turkiyenin son kirk yilinda beni cikarin baska orijinal bir fikir adami bulamazsiniz demistir. bir toplumun utopyalar yazan yazari yoksa o toplum cahildir fikrini savunup hayatini utaopyalar yazmaya adamistir. bunlardan en goze carpani tbmm'yi nazim hikmet universitesi'ne donusturme projesidir.

Turk ve dunya edebiyati hakkinda "anormal" diyenleri "normal" gösterecek denli engin bir bilgi birikimine sahiptir. Nazýmoloji'den bahseder mutemadiyen. kemal tahir'e son derece karsidir, yazar bile olmadigini savunur. ahmet altan ve orhan pamuk'a allerjisi vardir. hatta benim adim kirmizi'daki dil yanlislarini kirmizi kalemle cizerseniz gercekten bastan asagi kirmizi bir kitap olur der. ahmet altanin kitaplarini okuyanlarla 900'lu seks hatlarini arayanlarin ayni insanlar oldugunu soyler. ve ahmet altan'in kullandigin dilin turkce degil de belce oldugunu iddia eder. yasar kemal icin ince memed disinda yazdiklari hicbiseye yaramaz demistir. jean paul sartre'yi dusuncelerinden dolayi hicbir bedel odemedigi icin paris'te kafelerde oturup kitaplarini okuyan beyhudelerin yazari olarak tanimlar ve akabinde ismail besikci sartre'den daha ustundur der.

sovyet romanini ve tarihini ezbere bilir demek yerindedir. sovyetler yiktirildiginda cok feci "tepkisizlige tepki devinimi"ne girmistir ama artik sevindigini soyluyor. zira sovyetler sanildiginin aksine ekonomik nedenlerden degil de politik nedenlerden coktu, demistir. marxism'in turkiye topraklarinda olurse dunyanin her yerinde olecegini savunur ve devrime olan inancini devam ettirir. boris pasternak yerine ivan goncarov'u tercih eder ve mithat cemal kuntay'in uc istanbul adli kitabinin, doktor Jivago'nun eline verecegini soyler.

lafin kisasi cogunluga bir numara büyük gelen Kücük, dünyaya gerekli bir adamdir. dunyayi baska bir bakisla algilamak icin okumak lazimdir. Anlarsak zaten düzen degisir... (Ama anlamak da gerektir; umudum var yani...)
(Herneys Demingway, 08.11.2002 22:07 ~ 14.11.2002 06:57)

yazdýðý kitaplarýn, makalelerin, gazete yazýlarýnýn, savunmalarýn haddi hesabý yoktur, türkiye üzerine tezler, aydýn üzerine tezler ilk akla gelenleridir. türkiye iþçi partisi'nin ikinci döneminde derginin yayýn organý yürüyüþ'ün baþýnda bulunmuþ, daha sonra parti yönetimi tarafýndan tehlikeli olarak görülmüþ ve "anti-sovyetik" gibi gubik bir suçlamayla partiden ihraç edilmiþtir. kitaplarýnda, özellikle de yazýlarýnda kendini anlatmayý çok sever, bazen dozu kaçýrýr, dünyanýn kendi çevresinde döndüðünü , türkiye siyasetini yönlendirdiðini hissettirir.
her þeye raðmen þabloncu türk solu içinde özgün bir yaratýcýlýk örneðidir, belki de özel olarak incelenmeye deðer bir klinik vakadýr.
(kadarkay, 08.11.2002 22:18)

"Tekelistan" ve "þebeke"de sabetayist örgütlenmenin* zannedilenden daha da tehlikeli boyutta olduðunu, tüyleri diken diken eden bilgiler eþliðinde ispatlar.tv ve basýnýyla kartel medyasýnýn küçük'ten hiçbir þekilde bahsetmemesi anlamlýdýr.hoþ, o ne kadar yer almak ister bu bataklýkta, ayrý mesele.
(gregor, 13.11.2002 16:32 ~ 16:40)

kitaplarýný yayýnlamdan önce bir avukat kurulundan geçiren yazar..bu nedenle bir çok yazardan tepki görmüþtür..türkiye üzerine tezler ve aydýn üzerine tezler de resmi tarihi redderek yakýn tarihi farklý yönlerden irdelemiþtir..son kitaplarýnda farklý konulara eðilmiþtir*.
(bloodthorn, 14.11.2002 15:40)

yeniharman'ýn 7.sayýsýnda röportaj vardýr bu beylen.
(plakatbau, 06.01.2003 21:09)

yeni harman dergisinde çýkan röportajýnda "tarkan denen çocuðun hiç sesi yok ama türkiye' nin starý olarak lanse ediliyor" diyerek müzikten zerre anlamadýðýný ya da hepten bunadýðýný düþündürten kiþi. kendisine tarkan' ýn yýllar önce star da yayýnlanan türk sanat müziði konserini öneriyor hemen iyi akþamlar diliyorum.
(dreamania, 11.01.2003 23:14)

bir sayfada anlatilacak bir fikri bin* sayfada anlatabilme yetisi vardýr.
(brownie, 20.01.2003 10:11)

tum marxist onyargilarina ve laf oyunlarina fazlasiyla basvurmasina ragmen turk solunun ve genel olarak modern turk edebiyat, sanat, siyaset elestirmenlerinin en goze batan isimlerinden. tarkan'in sesi olmadigi, pepsinin basimiza bela ettigi bir palyaco oldugu, sanatcilik acisindan seda sayan'dan pek bir farki olmadigi saptamasina katilmamak elde degildir gercekten de. en buyuk hayvanatligi tc'ye karsi gelecem diye pkk'ya anlamsizca ve haince destek vermesi olmustur.
(hemingway, 20.01.2003 10:19)

yýllar yýllar önce Alev aAatlý'nýn HBB'de yayýnlanan 'yüksek tansiyon' adlý programda:

- Simdi mi yalan söylüyorsunuz; biraz önce mi yalan söylediniz?! diyerek azarladýðý kýrmýzý kaþkollu adam (bkz: aydýn dobra dobraliligi)

herþey bir yana orjinaldir. kendisine mürþit görevi biçmiþ, rölüne ýsýnmýþtýr. muridi bol... zekasý keskin! bazý tesbitleri dahiyanedir!

cemal süreyya için "darphanede memurdan þair mi olur?"demiþ, sevenlerini rencide etmiþtir. Düsündügünü söylemeyip de dalkavuk kesimine benzeseydi bu kez de düsünenler rencide olacakti...

ayrýca makalelerinde 1. tekil þahýs kullanmak gibi 'akademik raconu' zedeleyen uygulamalarý vardýr ki; lazýmdýr!
(celebi, 20.01.2003 13:44)

Adam Komunist be!.. Siyonist Emperyalizm diye bise satasyo more; hatta la bu aralar bayaðý kafayý bism vakiflarla bozmuþ,utanmasa benim bile salamon þeklinde eski babamin hakiki ada sahip olduðumu ortada vuracak kadar konu üzerinde saçmalayabilecek,komik adam... Yasasin Recaip Tayyup ERBOGAN en buyyuk Kemalist Aptullahi Kul, Turkiya Achmed Nesdot SEZAR'la kurur duyuyor; ikinci Attaturk Soloman DEMIREL baska boyyuk yok; Kahrolsun Sosyalisti, Humanisti, Toplumcusu, Devrimcisi, Emekcisi!.. Vatan hayinlarina ölüm!.. Kuccuk felan deyip gecmee more Mammele, bira Jankele!.. Bu Kucuk'un yavrulari da sermaye dusmanidir; cok dikkat, amman!... Kahrolsun Ulusal Kanal telavivyonundaki isci sinifi terroristler!.. (ozz yahoda menorah, 18.04.2003 23:09)

Kemal Tahir'in tilmizleri için tahiriler, idris küçükömer'in takipçileri içinse idrisiler` kavramlarýný icad eden,türkçesi çok bozuk olup,bir cümlede sayýsýz `noktalý virgül` kullanmayý nasýlsa baþaran,uyduruk olduðuna inansam da okumadan edemediðim gereksiz! adam.
(baskaldiran kusak, 29.04.2003 18:14 ~ 18:15)

birþey öðrenmenin umurumda olmadýðý zamanlarda, ekonomi derslerimize gelmiþti. Böylece, babamin niye icin icin yandigini, kanser olup öldügünün ekonomik temellerini bu düzen bozucu adamdan ögrendim...
(1, 03.06.2003 15:53)

Aziz Nesin'in aydýnlar dilekçesi döneminde tanýdýðý, kendisinin bu konuda çýkardýðý sorunlardan dolayý o dönemde yazýlmýþ bir mektubunda "yalçýn küçük diye dengesiz biri" diye bahsettiði kiþi.
(bkz: insan sarrafý)

ayrýca kendisi özgür gündem gazetesinde yazdýðý dönemlerde teröristbaþýna güzellemeler yazar, liderim falan diye bahsederdi.
(z, 06.08.2003 08:49)

P.enis Bateux ile 2002 araliginda cogito dergisinde yayimlanan bir roportaji:

Enis Batur: yalçýn bey, insanoðlu dediðimiz zaten karmaþýk bir canlý türü, bir de bazý insanlar ötekilerden daha karmaþýk oluyor. çünkü onlarýn kimlikleri bir kere çok bileþken bir kimlik. ayrýþtýrýlmasý da doðru deðil; madem ki böyleler onlarý bütünlüklerinde görmek durumundayýz. bir yönleriyle almak bana doðru gelmiyor. ama yine de, hani bir ansiklopedi maddesi için diyelim, künyeniz kaleme alýnacak olsa sizi öncelikle nasýl konumlamak gerekir? kýsacasý, nesiniz siz? bir bilim adamý diye mi tanýmlamak gerekir, bir yazar diye mi tanýmlamak gerekir, aydýn diye mi tanýmlamak gerekir, yoksa bütün bunlarý peþpeþe dizecek bir taným denemesine mi giriþmek doðru olur -- hiç ayrýþtýrmadan.

Yalçýn Küçük: doðrusu bizim gibi insanlar kendilerini tarif etmek zorunda kalýrlarsa günlük bir tarif yaparlar. bana bugün sorsanýz, türkiye'de vücut olmuþ aydýn muhalefetiyim derim ve tek muhalefetim diye de eklerim. beni kaldýrýn, son iki yýlda türkiye toplumunda ciddi hiçbir düþünce ayrýmý olmadýðý görülecektir. birinci yaným bu; ikinci yaným ise, bana sorarsanýz, çok özgün düþünen bir insaným. düþüncelerim önemli olabilir, olmayabilir, ama benim hiçbir düþünce kavramým þimdiye kadar kullanýlmýþ kavramlar deðildir. hiçbir þeyi dýþarýdan almam ve dýþarýdan alýnanlarýn hepsine karþý çýkarým. örneðin bütün dünya gorbaçov'u iii. bonaparte'a benzetti, meþhur darbeyi yapana. ben hiç öyle düþünmedim. bana göre gorbaçov bir xvi. louis'ydi. þimdi bütün dünya bugün oraya doðru gidiyor, ama ben bunu baþta söylemiþtim. ayný þekilde herkes sovyetler birliði'nin ekonomik nedenlerle çöktüðünü söylüyordu, ben, kitaplar yazdým ve "hayýr, hiç alakasý yok, ekonomisi çok saðlam, ideolojik nedenlerle çöktü" dedim. amerika'da doktora yapan bütün öðrencilerim, "amerika görüþ deðiþtirdi, onlar da ideolojik nedenlerle çöktüðünü söylüyor" diyorlar. bu örnekleri çoðaltmak istemiyorum, çünkü örneklerle konuþmayý sevmem. bana neden mutlu olursun derseniz, türkiye'de aydýn muhalefeti olduðum için mutluyum, derim.

e.b.: sizin getirdiðiniz tanýma ben kendi payýma katýlýyorum. gene de sorumun altýnda daha ilkel bir þey yatýyor, teknik bir taným arýyorum ben bir yandan. yaptýnýz iþi bilimin kapsamýnda tutabilir miyiz? formasyon itibariyle dönüp baktýðýmýz zaman, öncelikle bir bilim adamý formasyonundan söz ediliyor, deðil mi?

y.k.: çok yüce bir þey bu; kendimi buna layýk görmem, ancak þunu soruyorsanýz, evet bilim adamý olmak isterim. birtakým tarihçileri eleþtiriyorum, ama tarihçi deðilim. "tarihçi deðilim" dediðim zaman tarihçiliði çok yüksek saydýðým için tarihçi deðilim diyorum, doðan avcýoðlu ve ben, bir tarafýyla bilimsel, bir tarafýyla çok bireysel olarak türkiye tarihini alt üst ettik. yýllarca, "ilk kurþun izmir'de deðil, dörtyol'da atýldý" diye ýsrar ettim. önce dörtyol ya da belen dedim, daha sonra konu üstünde çalýþtým, dörtyol dedim. bugün dörtyol olduðu resmen de kabul ediliyor. çok acýdýr, iskenderun'da katýldýðým bir panelde dörtyol dediðim için, malatya devlet güvenlik mahkemesi, normalde bir yýl verirken bana bir buçuk yýl ceza verdi ve kesinleþti. evet bir tarafým bireyseldir, kimi zaman devlet güvenlik mahkemeleri'nde, "çok üstüme gelmeyin, ilk kurþunu dedem attý, ispat ederim" diye söylerdim. böyle bir þey yok, ama dedem orada çete reisiydi. garip, bilimdýþý inançlarým da var, bilimin bu topraklarda doðacaðýný düþünüyorum örneðin. siz sormadýnýz ben söyleyeyim, çünkü marksizm bu topraklarda biterse dünyada biter. bu benim kesin inancým. bir yaným da böyle çok yerel.

e.b.: þimdi biraz geri çekeceðim. yirmi yýlý geçti sanýrým, sizin doktora tezi kavramý üzerine bir yazýnýzý okuduðumu hatýrlýyorum. türkiye'de yazýlan tezlerin ezici çoðunluðunun, bu ada uygun olmadýðýný, çünkü bir tezi olmadýðýný söylüyordunuz. sizin tezinizin tezi neydi?

y.k.: benim doktora tezim planlama'da idi. planlamanýn bütün özünün sovyetlerden doðduðunu göstermeye çalýþýyordum, matematik taraflarý da vardý, çok da özgün deðildi ama bu da doðru çýktý. siyasal bilgiler fakültesi'nde planlamanýn felsefi bir iþ olduðunu, müdahale etmeye, deðiþtirmeye yönelik olduðunu, bir teknik olmadýðýný anlatmaya çalýþýyordum. toplum beni öyle bir noktaya getirdi ki, ne söylersem tez olarak kabul etti. orada matematik formüllerden söz ediyordum, matematikte jakobenler vardýr, jakobenlerden bahsediyorum diye beni çaktýrmak istediler. tez yapmayý bir savaþ olarak gördüm. ne yaptýysam savaþ halinde yaptým; düþünce eþittir savaþ diye düþündüm.

e.b.: aslýnda tez kavramý önemli sizde. üniversite bazýnda, gençlik yaþýnda kurduðunuz yaklaþýmý, bir tez yaparken kurduðunuz yaklaþýmý, daha sonra düþüncenizin geliþimi sýrasýnda da kilit bir kavram olarak korumaya devam ettiniz. "ben tezlerimin insanýyým, bekçisiyim, savunucusuyum, savaþçýsýyým" tavrý bu. þuraya getirmek için kurcalamaya çalýþýyorum: türkiye'nin düþünce hayatý çok uzun süre boyunca genellikle devþirilmiþ tezler üzerine kurulu oldu. sizin ayrýlan çizginiz, önemli bir model olarak görünüyor. kendi tezlerinizi getiriyorsunuz. bu tezlerin inandýrýcýlýðý, doðru olup olmadýðý ayrý bir konu. ama her þeyden önce yaklaþýmýnýzda, her zaman "ben bana ait tezlerle karþýnýzdayým" edasý oldu. bunun, geleneksel anlamýyla bilim düþüncesiyle çarpýþan bir tarafý var mý? bilim düþüncesi, ayný zamanda sanki üniversite denilen karkasýn içinde hep biraz ehlileþtirilmek durumunda kalmýþ, bir yerinden bir yýrtýlma gösterdiði zaman da, kuhn'dan, feyerabend'den ve benzerlerinden sonradan okuduðumuz gibi, batý dünyasýnda da, hemen bir takým reddiyeler çýkartmýþ bir ortam. size karþý üniversite bu tezleriniz nedeniyle tedbir aldý mý?

y.k.: esas üniversiter çalýþma tezdedir. bana göre insan, "iþte bakýn ben bir kitap yazýyorum, bütün kitaplar yanlýþtýr." diyorsa kitap yazar. böyle bir iddia olmadýðý takdirde kimse kitap yazmamalýdýr.

e.b.: ama böyle yapmýyorlar.

y.k.: ben hep bunu yaptým. bir yeni cumhuriyet için isimli kitabým, 12 eylül'den bir hafta önce çýkmýþtý, ancak bu fikirler bir sene önceden formüle edilmiþti, 1979'dan beri vardý bende. aynen okuyorum: "asker gelince, erbakan'ý türkiye'nin siyaset sahnesinden silip, erbakan'ýn temsil ettiði islamcý, dinsel politikayý daha yoðun bir biçimde uygulayacak." bu kitapta hukuksal açýdan hiçbir sakýnca yok, ama sekiz yýla mahkûm ettiler. ayný kitapta, 'afganistan çok önemli olacak, dünyayý hýzlandýracak' dedim, bu sözde amerika ile ilgili vurgular vardý ve o da gerçekleþti. seksenin ortasýnda, 'ordu gelecek, erbakan'ý yasaklayacak ve islam'ý daha koyu bir þekilde uygulayacak', yönündeki tezim çok yayýldý ve iþin garip tarafý da seksenli yýllarýn ortasýnda bu doðru oldu. bana pek çok deðerli üniversite profesörü, 'bunu tez yaptýracaðýz, yardým eder misin,' dediler. ben de hem yardým ederim dedim, hem de çok terbiyeli bir þekilde güldüm. yaptýramayacaklardý, bu görüþlerimi tez yapmak bütün bilimi reddetmektir, eninde sonunda oraya gider çünkü. bugün aydýn, bir haliyle deðiþtiricidir, bir haliyle de en tutucu olandýr. aydýn olmak tutucu olmaktýr. 1850'lerde en aydýnýmýz, bana göre, cevdet paþa'ydý, çok bilgili bir adamdý, ancak en tutucu olanýmýzdý. en kötü, hiçbir þey bilmeyen aydýnlarýmýz ise büyük reþit paþa'ydý, ali paþa'ydý, onlar deðiþtirdiler. çok bilen tutucu olur, üniversite de böyledir. dünyanýn her tarafýnda en tutucu kýsým üniversiter aydýndýr.

osmanlý devleti'nin kurucusu osman'ýn adýnýn "otman" olduðuna inanmaya baþladým, sonra da gördüm ki benden iki sene önce, halil inalcýk "otman" demiþ. halil inalcýk niçin "otman" demiþ? ben þimdi bunun üstüne yazýyorum, çünkü bu osman deðil otman ise, osmanlý'nýn kuruluþu ile ilgili olarak bütün teorilerimizin deðiþtirilmesi çok büyük bir ihtimaldir. halil bey, eski deyimle hasbelkader veyahut rastlantý sonucu ya da baþka bir nedenle bunu bulmuþtur, üstüne gidemez.

e.b.: zaten bulmak baþka, yorumlamak baþka.

y.k.: hayýr, düþünce kimileri için alev gibidir, üstüne gidemez. ha, bana sorarsanýz, ben kafamdaki hiçbir soruyu erteleyemem. bu çocukça bir þey, ama bilim adamýnýn aklý da çocukçadýr, çünkü çocukça olmadýðýnýz müddetçe bilim yapamazsýnýz. beni çok attýlar üniversiteden, hep kovdular, ben hep geri dündüm. oyun haline getirdim bunu, hâlâ dönmek istiyorum, döneceðim, çünkü yine baþvurdum. kanuni hakkým var, hukuki durumumda hiçbir eksiklik yok. bir de kanun çýkardýlar, üniversiteden emekliliðini isteyerek ayrýlanlar yani istifa edenler, otomatik olarak dönebiliyor. bana þimdi uygulamýyorlar, çünkü korkuyorlar. türkiye'deki üniversitelere birinci olarak girdim, birincilikle geçtim sýnýflarýmý. þu anda da beni üniversiteye almak istemiyorlar; solcu olduðum için de deðil, beni solcu kabul etmiyor çoðu.

e.b.: niye istesinler ki sizi? kimse baþýna dert almak istemez ki. devamlý kovmuþ olmalarý bana makul görünüyor.

y.k.: 12 mart'ta kovdular, 12 eylül'de kovdular, ben de hep geri döndüm. bunu da bir alýþkanlýk haline getirdim. ancak söylediðiniz noktaya geldiðimizde, özgün görüþler ortaya attým; ben bu toplum için, zahmete katlandýðým için, bunu da iyi kötü onurla karþýladýðým için, toplum, hiçbir mantýki nedeni yokken, benim onun adýna acý çekmemle söylediklerimin doðruluðu arasýnda çok yüksek bir korelasyon kurdu. akýl dýþýdýr ve bütün toplumlarda olur. onun için benim görüþlerimi þu anda çok doðru kabul ediyorlar, çok memnunlar ve dýþarýdaki türkologlarýn çoðu da beni kesip kesip yýldýz yapýyorlar. bunlara hiçbir itirazým yok, ama anlayamadýðým kavramlardan bir tanesi ündür. bir aydýn böyle bir camiada niçin ünlü olmak ister? hiç ünlü olmak istemedim.

e.b.: ben biraz daha "üniversite"de oyalanacaðým. evrenselleþmiþ bir kavram olarak üniversite beni ilgilendiriyor. türkiye'de üniversitenin macerasý kötü bir macera. otuzlardan baþlayarak, belki daha da öncesinden, kuruluþundan baþlayarak çok þey yaþadý üniversite, 12 eylül'ü son kýrýlma noktasý olarak alýrsak, ondan bu yana da herhangi bir geriye dönüþ emaresi görünmüyor. ama soyut bir kavram olarak baktýðýmýzda --biraz eski kelime tamlamalarý kullanacaðým-- bilim yuvasý, bilgi yuvasý, düþünce üretilebilecek bir irfan yuvasý vs... üniversite önemli bir kürsü olmuþ her halükârda. bir taraftan da, deminden beri çizdiðiniz tabloya uygun düþen bir geliþmesi var. üniversite bir yandan da tutuyor. demin deðindiðiniz, "ne kadar bilgi o kadar muhafaza" gibi bir denklem çýkartabilecek özelliði ile, bir sürü hareketi hazýrlayan tarafý içiçe, yanyana, bir biçimde yaþamýþ. mesela siz: neden vazgeçmiyorsunuz üniversiteden? üniversiteye ihtiyacýnýz olduðunu kimse düþünmüyordur. ne bekleyebilirsiniz oradan?

y.k.: bir defa, en komünizan meslek hocalýktýr. hocalýk kadar güzel bir meslek yoktur. komünizm karþýlýksýz olandýr, hocalýk da karþýlýksýzdýr ve peygamber mesleðidir. hocalýk bana peygamberliðe en yakýn iþ olarak gelir. ikinci nokta ise inattýr. ben size, yaptýðým her iþi bir savaþ gibi gördüðümü söyledim, her cephede savaþýyorum þimdi. bu da bir savaþ; düzenle, otorite ile hepsiyle savaþ anlamýna geliyor. devamlý ittifaklar, cepheler kuruyorum kafamda. onun için bu da benim için bitmemiþ bir mücadele. mesela baltacýoðlu (ismail hakký) en özgün adamlarýmýzdan bir tanesiydi; üniversite rektörüydü, tasfiye ettiler. baltacýoðlu'dan baþka, behice hanýmlarýnki çok büyük bir hareketti. kemal paþa dil ve tarih-coðrafya fakültesi'ni kurmakla ne büyük isabet etti. turan feyzioðlu'nun forum hareketi üniversiteye öyle bir yükseliþ getirdi ki, onlar da gitti. ismail hakký baltacýoðlu'nun otuzlu yýllarda pedagoji ile ilgili yaptýklarý çok önemliydi, dewey dahi eline su dökemez. arkasýndan muzaffer þerif, behice boran ve berkes'in yaptýklarý, onlar bir ocaktý, hemen bastýrdýlar. sonra 1955-56'da istanbul üniversitesi, dil ve tarih-coðrafya, siyasal bilgiler fakültesi ve alkýþlý yýllarýn ortasýnda odtü. inanýlmaz güzel bir kazan kaynattýk biz orada. bu düzen beni profesör de yaptý.

benim tekrar üniversiteye dönmek istememin bir nedeni de þuydu; ben hep kamucu oldum. devlet üniversiteleri boþalýyorken benim gibi meraklý bir adam, paraya da þöhrete de ihtiyacý yokken üniversiteye geliyor. þimdi mahkemeye intikal etti. kanunen gelemezsin diyemezler, kadromuz dolu dediler. ben de mektup yazdým, benim dilekçe verdiðim anda sizin üniversiteden, bölümden on beþ gün içinde dört kiþi ayrýldý, dedim. onlar da mahkemede halledeceðiz, demiþler. dolayýsýyla üniversitenin bu tip bir yeri var. üniversitenin rolünü benim tespitime göre en iyi görenlerden biri hilferding'di. hilferding, aydýn olmak için "artýk zaman"a ihtiyacý olduðunu düþünür ve üniversite "artýk zaman"dýr, ancak onu da kaldýrdýlar.

e.b.: þimdi, tam kaç yýldý oldu hatýrlamýyorum, belki on beþ yýl önce, benim, sizin en baþta deðindiðiniz muhalifliðinize iliþkin sýcak yaklaþýmým, galiba emre kongar'ý biraz endiþelendirdi ve bana "yaþýn müsait deðil hatýrlamazsýn, bilemezsin, yalçýn küçük, en baþlarda, ilk baþta chp genel sekreteri olmak istiyordu, yani bülent ecevit öncesi, inönü'nün genel baþkan olduðu sýrada, onun gözündeki önemli hedef oydu. çünkü, asýl isteði iktidar olmaktý, muhalif olmak deðildi, hayat onu muhalefete gönderdi" demiþti. bu doðru mu deðil mi, bilmiyorum, ama bana makul görünüyor. insan, hele gençken, herhalde iktidar olmak ister. sonraki geliþmeleri de göz önüne alarak bunu soruyorum, chp faslý hakkýnda hiçbir fikrim yok, ama tip dönemine gelelim, sonraki geliþmeleri takip edelim, siz doðal olarak muhalif bir konumu mu seçiyordunuz, yoksa iktidara talip olduðunuz halde koþullar mý sizi zorunlu muhalefete mahkûm ediyordu?

y.k.: bir defa emre kongar'ýn söylediðinde bir yanlýþ var, ben hiç chp'li olmak istemedim. bülent bey, 1975'te beni ikinci adamý yapmak istedi, çok üstüme düþtü. belgeleri de vardýr, bülent bey'e mektupla, 'size þu isimler layýktýr' diyerek on kiþilik liste verdim. bülent bey bunlarýn hepsini aldý; erol çevikçi, algan hacaloðlu bunlardan bazýlarý.

e.b.: ama emre kongar'ýn söylediði çok eski; sizin öðrencilik yýllarýnýz...

y.k.: o zaman da hikmet çetin'i biz chp'ye genel sekreter verdik. hikmet hem öðrencilikten benim fikir kulübü'nde genel sekreterim idi hem de orada bulunuyordu. eðer bununla ilgileniyorsa, deniz baykal var...

e.b.: talip deðildim mi diyorsunuz?

y.k.: hiçbir zaman olmadým. birinci nokta bu. behice haným'ýn benimle ihtilafý da oradan çýktý, þimdi de çok mutluyum. sizi ilgilendirir mi, ilgilendirmez mi, bilmiyorum; ben kaçmasýný iyi bilirim. ancak þurasý doðru: ben iktidar istiyorum. hâlâ da geleceðimi düþünüyorum.

þimdiye kadar buralardan kaçtýysam, o iktidarýn objektivitesini görmediðim içindir. dar anlamda deðil, geniþ anlamda aydýn iktidarý istiyorum. bunu açýkça formüle ediyorum, bunun da þartlarý gelecek... halksýz demek istemiyorum, sakýn yanlýþ anlaþýlmasýn. kitaplarýmda da var, ben ilericiliði, tutucu olan halký ilerici yapma olarak gürüyorum. emre kongar'ýn söylediklerinin bir kýsmý doðru deðil, ama benim gibi bir adamýn toplumsal bir iktidar kavramý olmasa, herhalde bu kadar çok çalýþmaz.

e.b.: bülent ecevit'in formülasyonuna da taban tabana zýt o zaman. benim gözümde, bülent ecevit en azýndan son 25-30 yýldýr türkiye'de aydýn kavramý kapsamýnýn içine girebilecek hemen herkesten uzak durmaya çalýþan, hatta onlarý ihbar eden bir politikaya dayandý. siz tam tersini söylüyorsunuz: aydýn ittifakýna dayalý bir iktidar projesinden söz ediyorsunuz.

y.k.: bundan 20-25 yýl önce bülent bey'in kültürsüz olduðunu yazdým; hâlâ da öyle olduðunu düþünüyorum. biz iktidara gelmeliyiz; ama bu görüþüm sadece bülent bey için böyle deðil ki; türkiye solunda da hiçbir iktidar kavramý bulunmuyor. öðrenciyi çok severim, hayatta en çok sevdiðim þey hocalýk, öðrencilik; ama öðrenciyi sevmek baþka þey, öðrenci perspektifine baðlý kalmak baþka þey. bizim solumuz öðrenci perspektifini aþamýyor. dolayýsýyla iktidar kavramý yok; iktidar kavramý olmayan bir sol, sol olmaz.

e.b.: bir siyasi hareket olmaz.

y.k.: olmaz tabii... türkiye solu, özellikle altmýþlý yýllardan sonra aydýný çok fazla hýrpaladý. aydýný ben de hýrpalýyorum ama ben tartýþýyorum, mahkûm etmiyorum.

e.b.: öyle mi?

y.k.: tek tek aydýný mahkûm ediyorum tabii, ancak kurum olarak aydýný mahkûm etmiyorum, tartýþýyorum. zaten etmediðim belli, aydýn üzerine tezler'e gelinceye kadar, altmýþ solculuðu, tanzimat ve genç osmanlý aydýnlarýnýn hepsini silmiþ durumdaydý. ben --ister kabul edilir ister kabul edilmez-- onlarý rehabilite ettim. onlara en karþý olanlar aydýnlýk hareketi diyeceðimiz dergiydi. þimdi onlar, benim kitaplarýma da atýf yaparak namýk kemal'i, diðerlerini göklere çýkarmaya baþladýlar.

e.b.: peki bu iktidar odaðý çerçevesinde baþarýsýzsýnýz deðil mi?

y.k.: biz otuz yýllýk bir iç savaþtan geçtik. iktidar büyüleyicidir, hangi kapýnýn arkasýnda olduðunu bilemeyiz. þu anda türkiye aydýnýnýn aydýn kütlesi olarak çöktüðünü, ancak kavram olarak da çok güçlendiðini düþünüyorum. bütün tezleri doðruluk kazandý, halka da mal oldu. ancak kütlemiz çöktüðü için onu hissetmedik. bana gelince, ben öyle düþünmüyorum.

paris'ten ankara'daki avukat arkadaþým dursun'a, "savcýlýða baþvur, refah partisi kapatýlsýn" diyerek, bir dilekçe gönderdim. türk devleti benden on üç ay sonra oraya gitti. mesela vural savaþ bir televizyon konuþmasýnda benden duymuþ. akýn birdal'ýn amerikan þemsiyesi altýnda olduðunu söylemiþ, cevizoðlu çok þaþýrýnca, "nereden çýkardýnýz bunu" demiþ, yalçýn küçük söyledi demiþ vural savaþ. devletin bana tutumu bu, beni çok ciddiye alýyor, o yüzden de hep hapse atýyorlar.

refah'ýn kapatýlmasý ile ilgili dilekçeme gelince, ki ben dine çok saygýlýyým, din özgürlüðünü savunan bir adamým. benim üniversitedeki öðrencilerim çok rahattý, türbanlarý vardý. bir hoca olarak, öðrencinin türbanla gelmesi kadar doðal hiçbir þey yoktur, ancak anti-türban ekibinin söylediklerinde de bir haklýlýk payý var. yani onu bir özgürlük deðil de, bir parti hâkimiyetinin göstergesi haline getirdiler, ki bana göre þu anda da geçmiþtir. tabii hastabakýcý, yargýç ayrý. onlarýn belli bir üniformalarý var. dinde çok özgürlükçüyüm, ama dilekçeye þunu da koydum: o sýrada da bayrampaþa cezaevi'nde ölüm oruçlarý vardý, societe genérale'in radyo klasiklerini dinlerdik, saat baþý ölümleri veriyordu. bu da herkes gibi beni çok üzüyordu. fakat o gün, o zamanýn adalet bakaný þevket kazan, "bugün kandil gecesi, o yüzden durduruyorum, isteklerini kabul ediyorum" dedi. bu olamaz, dini esaslý bir kamu kararý olamaz çünkü.

o dönem islamcýsý, ýrkçýsý, kemalisti, iþadamý hepsi bir yumruk olmuþlar, aydýný ve halký eziyorlardý. þunu yapabilirdim, bu yumruðu açmam lazýmdý. bende iktidar kavramým farklýdýr, her zaman hegel ve marx'ýn "devlet"i çok karýþýk, anlaþýlmaz bir þekilde yazdýklarýný söylerim. kendime güvenimle bu yumruðu açmam gerektiðine inandým hep, bunun da örnekleri olmuþtur yaþamýmda. benim bu konudaki açýlýmlarýndan bir tanesi, haymana cezaevi'ndeyken gerçekleþti, mesut yýlmaz ve öcalan suikastýyla ilgili açýklamalarým oldu. bu tür aslýnda bana yakýþmazdý, bana bir þey söylenmiþti, benim bunu anmamam, anlatmamam lazýmdý, ama anlattým. anlattým, çünkü ülke çok sýkýþmýþtý, ben çok sýkýþmýþtým. "ya öcalan'ýn istediklerinin bir kýsmýný yapýn ya da bu sorunu çözün" dedim. bu nedenle anlattým. sabetayizm ile ilgili yayýnlarým da budur. bugün türkiye'de bir rahatlama varsa, bunu ben mi yaptým, hayýr, benim adýmlarým bu yöndeydi derim. türk aydýnýný ve bununla beraber olan türkiye halký üzerindeki bu umudu hep canlý tutuyorum ve kendimi çok genç hissediyorum. dolayýsýyla enis bey, eðer yaþamý devamlý böyle düþünürseniz benim için bir yenilgi olmadýðý görülecektir. ün kavramý, bir de yenilgi kavramý yoktur bende. bu bir mücadeledir. aslýnda bana sorsalar ben asýl atýþlarýmý, beni düþüp öldü zannettiklerinde yaparým.

bilimde yapmak istediðim de, hayatta yapmak istediðim de, sevdiklerimle iliþkim de bir savaþ iliþkisidir. izin verin bir þeyi daha söyleyeyim, hiç savaþçý bir insan deðilim, ama bir insaný insan yapan iki mekân vardýr bana göre; biri savaþ, diðeri sevdiði ile baþ baþa kaldýðý zaman. orada insan mýsýn, deðil misin belli olur. çok þükür birincide benim bir tecrübem var, yani savaþ tecrübem var, ancak savaþa gitmemek için aðladýðým anlar oldu. aðladým demekten de utanmýyorum, insan aðlamalý, ama ben savaþa gittiðim için çok memnunum. savaþýn kendisi büyüleyicidir, öyle kolay bir þey deðildir savaþ. baþkalarý bana ne isim verir onu bilemem, ama bana verilen isimlerin içinde en çok sevdiðimi bana savaþta askerler verdiler; "kabadayý profesör asker" derlerdi. savaþta hem savaþtým, hem halk savaþý yaptým. bir defa babam asker, asker çocuðuyum. hakkýmda atina'da livanis yayýnevi tarafýndan çok satan bir kitap çýktý, o kitap çýktýðýnda atina'da sokaklarda dolaþamýyordum. orada da söyledim. bir defa bu ordu ile savaþtým, hiç kimse bana bu ordu hakkýnda kötü þey söyletemez. her orduda olduðu gibi, o kadar güzel çocuklar, üstteðmenler tanýdým ki... bunu her yerde söylüyorum, bu söylediklerim de türk ordusuna çok yabancý kavramlardýr. bunlarý söylüyorum diye kemalizmin uþaðý oluyorum, böyle bir þey yok, benim görüþüm bu. ama ayný zamanda erlere çok kötü davranan subaylar vardý, bu savaþta onlar için savaþ yaptým ve bu da halkýn iki bin yýllýk saðduyusu, iç güdüsüydü. dayaktan sýrtlarý paramparça olmuþ erleri aldým, kurtardým. beni yeþil hatta da sürdüler, en sonunda hastaneye attýlar. dilekçe yazdým, bir albayla anlaþtým. mahkemeye vereceðim, çocuk hastanede imzalayacak, her þeyi hazýrlamýþýz, sonra er, "iþittim sen terhis olacakmýþsýn. ben dilekçeyi veririm, sen gidersin, bunlar beni daha kötü yapar" dedi. inanýlmaz bir saðduyu...

bunlarý yaþadým, bunlarý yazýyorum ama esas konumuza gelecek olursak, benim her þeyim savaþ, bir de teori. yani günlük hayatýmda da bir þey yapacaðým zaman, evvela kafamda, onun modelini kuruyorum, teoriyi kuruyorum ve bana en fazla o modelden deviasyonlar yaratmak kalýyor. hayatým hep deviasyonlar peþinde geçiyor, kafamýn içinde de öyle.

e.b.: þimdi, zaten biraz daha oralara döneceðim, sormak istediðim bir soru da þuydu: bilim, size göre, iþin özünde ne kadar bilgiye dayanýyor, ne kadar inanýþa dayanýyor? çünkü bizler uzunca sayýlabilecek bir dönem, bu iki unsuru birbirinden uzak tutma eðiliminde olduk. bilim dediðimiz þey, inanýþlarla, kiþinin kendi inanýþlarýyla (bunlarýn ille de bir öðretiye, bir dine ya da bir ideolojiye baðlý olmasý þart deðil) uzlaþamaz, çeliþir diye düþünülüyordu. bilgiyi sanki ulaþýlacak arý bir form gibi görme eðilimi egemendi. ama son yýllarda birçok kiþi bunun tam böyle olmadýðýný düþünmeye baþladý. siz bilgi birimleri ile ilgileniyorsunuz, ama bir yandan da kendinize özgü birtakým inanýþlarýnýz var. yeryüzüne, yeryüzündeki hayata, bunun toplumsal veya bireysel yanlarýna iliþkin çeþitli, inanç kapsamýna girebilecek birimlerimiz de var herhalde elimizde. bunlar nasýl bir ikilem içerisinde ilerliyor, nasýl birbirlerini bütünlüyorlar?

y.k.: bir defa, bilim adamýnýn kendisi bilimsel deðildir, çünkü çok garip bir yaratýktýr o. toplumda düzen olduðu, yasa olduðu fikrinin bilimsel bir ispatý olamaz ve bilim adamý bununla baþlar iþe. hep düzen peþindedir, hep yasa peþindedir. bu bilim dýþý bir þeydir, birinci nokta bu. ikincisi, inanýþlardan çok sezgi çok önemli benim düþüncemde. evet, sezgi çok önemli ve bütün önemli buluþlarda var. yani bilgi dediðimiz zaman, böyle bir alfabe bilgisi, saðlam bir bilgi gerekli. iþte cambridge, oxford dediðimiz zaman bunu kastediyorum. o kendi formatýnda saðlam bir bilgiyi veriyor üç yýlda.

e.b.: ama ayný zamanda, onu verirken bir yandan da kiþinin kendi sezgilerinin geliþmesine ket vuracak bir corpus oluþturmuyorlar mý insanýn zihninde. onlara inandýrarak bir anlamda, kiþinin kendisine verilen kiþidýþý, çok genel bir durumu yýrtabilmesi ancak kendi yeteneklerine baðlý kalýyor o zaman.

y.k.: efendim, bu söylediðiniz þurada doðrudur: büyük katkýlarýn hiçbiri ortodoks olan bilim adamlarýndan çýkmamýþtýr. keynes iktisadýný yazdýðý zaman herkes þaþýrmýþtýr.

e.b.: sapmaydý o da.

y.k.: hiç alakasý yok. keynes'inki, marshall'ýn arkadaþý, ama iki kitaptýr. keynes'in kitabý beþ parmaktýr, sezgidir. sistemin iþlemeyen bir takým atýl aralýklarýný görmüþ, onun üzerine bir sistem kurmuþ. benim bütün sözlerimde söylediðim gibi iyi bir bilim adamýnýn mutlaka bir sanatla ilgisi olmasý gerekir. keynes'in vardý, siz benden daha iyi bilirsiniz, 'keþke keynes yazýlsa' derim. benim bir de bu tür yazma programlarým vardýr, mesela uçuk sosyeteleri yazmak istiyorum. keynes'e tekrar dönecek olursak, çevresine baktýðýmýzda, biliyorsunuz, virginia woolf, isador duncan gibi isimler var, hepsi de uçuk. kendisi de gider oraya, öyle bir adam, garip bir adam. bolþoy balesi gelir, gider hemen baþ balerinle evlenir. bunlarý ayýramazsýnýz. sezgileri olan bir insan çünkü.

e.b.: þimdi, tamamlayýcý soru olarak da, hemen hemen bu dediklerinize getirecektim: sizin analizlerinizde öteden beri öznellik aðýr basýyor aslýnda. bizde, bilim adamlarýnda çok hoþ görülmeyen, ama sizin büyük bir fütursuzlukla kullandýðýnýz bir öznellik payýnýz var. belki de bütün özgünlüðünüz oradan geliyor. çok metodik, kiþidýþý denilebilecek, impersonel bir üslûp deðil, tam tersine, bütünüyle þahsi, öznel, sezgilere dayalý, yer yer de insaný endiþelendiren varsayýmlara çok bel baðlayan bir tarafýnýz var.

y.k.: birinci kýsýmda biraz kuþkularým var, çünkü o üsluptan uzaklaþýyorum. yalnýz o üsluptan uzaklaþýyorum dediðim zaman, o yaptýklarýmý yanlýþ bulduðum için deðil; okuyucuyu çekmek için, okumaya alýþtýrmak için uzaklaþýyorum. kitaplarým çok kalýn kitaplardý, ama hepsi büyük bir hýzla okundu, buna "brechtyen dönemim" diyorum. bundan da kastým þu, biliniyor ama yine de söyleyeyim; brecht, kitlelerin çok heyecanlý olduðunu düþündüðü zaman heyecaný dýþarýya atan bir tiyatro dili geliþtirdi. ben de bu amaçla yazýlarýma çok büyük bir ilgi uyandýrmak istedim, uyandýrdým da... þimdi ona ihtiyacým yok. þimdi okurun düþünmesine, aklýna ve yöntemine yöneliyorum. dolayýsýyla birinci noktada yaptýðým bu. ikinci noktada söyleyeceðim ise benim bütün düþünce sistemim, kurulu bilimin dýþýndadýr. ama bunlarý yaparken de o kadar çok korkuyordum ki, kimse bilmez, ben, "hamidizm eþittir kemalizm" vurgusuna vardýðým zaman, günlerce daktilodan kaçtým, çünkü bana inanýlmaz geliyordu. birinci inönü zaferi de öyle. þimdi sabetayizm konusundaki bulgularýmdan gerçek anlamda ürküyorum. o yüzden de benimle konuþmayýn diyorum. dolayýsýyla böyle 'heroic', ingilizce deyimlerle, 'ascension'lar yaparken bundan hoþlandýðým izlenimini vermek istemiyorum. bunlardan çok korkuyorum.

e.b.: bence hoþlanýyorsunuz da, hazzýný alýyorsunuzdur, diye düþünüyorum.

y.k.: enis bey, öðrenme, hele bulmak kadar heyecan verici hiçbir þey yoktur. çok hoþ bir duygudur bulmak. dolayýsýyla bu tür insanlar birazcýk da iticidir, bizim gibi. o yüzden çok az insanla görüþüyorum. tabii arþimed'de bir kesit bilinmez, benim gibi... kendi bulduklarýma kendim þaþýyorum. son çýkan kitabýmda þebeke'de öyle þeyler var ki, herkesi þaþýrtýyor. bir müddet sonra alýþýyorum, unutuyorum bunlarý. büyük aþýk, büyük devrimci, büyük bilim adamý seçmecidir. stefan zweig'ýn, bu dünyadan ayrýlýrken yazdýðý mektuptaki bir cümle beni çok etkiler ve doðru bulurum: "öðrenme sevinçti, bu sevinç kayboldu." bu dünyada bazý insanlar öðrenmenin, bulmanýn büyük bir sevinç, büyük bir haz olduðunu bilsinler. benim söylediðim o. bende o haz var. bunu da zaman zaman aktarýyorum tabii.

e.b.: evet, bulaþtýrýyorsunuz.

y.k.: iyi bir þey bulaþtýrabildiysem.

e.b.: ileride geleceðim bir soruya þimdiden geleyim: ben onbeþ yýlý aþkýn bir süredir fatih etrafýnda uzun bir þiir üzerinde çalýþýyorum. nedim gürsel bunu biliyordu. bildiði için de boðazkesen adlý romanýný bitirdiðinde benden okumamý rica etti. halil inalcýk'a da vermiþ okusun diye, ola ki anakronik bir þey gözümüze çarpar diye... romaný okudum, bitirdim. bir yerde oturduk, konuþuyorduk. o sýralarda ben sizin fatih sultan mehmet kitabýnýzý da okumuþtum. ona dedim ki, "senin kitabýn bilimsel açýdan belki yalçýn küçük'ün kitabýndan daha bilimsel bile olabilir ama, onunki seninkinden çok daha romanesk. bu hoþ bir durum deðil". ben sizi okurken, önermeler, ileri sürülen savlar açýsýndan belki beþ-on kez "allah allah" demiþ olabilirim, kaþlarýmý kaldýrmýþ olabilirim, "yahu, olur mu böyle þey" demiþ olabilirim ama kitabý bitirdiðim zaman, okuduðum kitaptan engin bir haz aldýðýmý, yaklaþýmý, üslûbu, dili, her þeyiyle iyi bir yazarýn kitabýný okudum ve mutluydum. okur olarak, ben ne bekleyebilirim ki baþka? "ama", dedim nedim'e, "seninkinden bu duygularla ayrýlmýþ deðilim. her þey çok doðru ve yerli yerinde, amenna, ama edebiyat söz konusuysa, yalçýn küçük'ünki çok daha edebi bir kitap". þimdi siz tabii bu yargýmý kitabýnýz açýsýndan bir övgü mü sayarsýnýz, bir eleþtiri mi, onu bilmiyorum.

y.k.: biz bir arkadaþ grubuyla beykoz'a doðru gidiyorduk, orada bir kahveye oturduk, sonra yan masadan nedim gürsel kendini tanýþtýrdý, o sýrada, fatih sultan'ý okuduðunu, çok etkilendiðini ve bu konuda bir roman yazacaðýný söyledi. ben hem tarihsel açýdan, hem de roman açýsýndan nedim gürsel'in yazdýðýndan roman olarak hiç etkilenmedim. görüyorsunuz ki okuyorum. benimkine geldiðimizde, ben her yazdýðýmda bir roman kurgusu peþinde koþuyorum. ama bunu ne olumlu, ne olumsuz sayýyorum. bana þunu sorarsanýz, hele þimdi, son çýkan kitabýmda, þebeke'de, onu 16. yüzyýla dek götürdüm, ama þimdi o üslupta yazmýyorum. ha, yine, roman okumaktan edindiðim o engin ve çok deðerli birikimi hiç býrakmýyorum. ama demin de söylediðim gibi, brechtyen dönemimdeyim, bunu tabii, brecht gibi kolajlarla deðil de daha rafine bir þekilde yazmaya yöneldim. eskiden ahmet mithat efendi'ydim, bu bilerek seçtiðim bir üsluptu, hani ahmet mithat efendi, fizik de öðrensinler diye sayfalarca fizik yazar, ben de öyle yapýyordum. fatih çalýþmam, pek çok tarihçinin kabul edip de yazmadýðý gibi, osmanlý araþtýrmalarýnda yeni bir kutuptur. o da osmanlý'nýn daha çeliþkili ve çok özgün bir yanýdýr, her zaman iki partilidir... osmanlý hep partili olmuþtur, bir de, osmanlý bir cumhuriyettir. bunu çok büyük bir keþif zannediyor türk tarihçileri; her yönetim bir cumhuriyettir. iþte hollanda, malta bir cumhuriyetti, her þey seçimleydi, ama seçim ölümcüldür, yani büyük kavgalý seçimlerdir bunlar. bu söylediklerimle sizim söylediklerinize bir þey ilave etmiyorum, ama nedim bey'in romanýnýn daha roman olmasýný isterdim ben de.

e.b.: siz üslûbunuzda solun polemikçi geleneðinin bir etkisini görüyor musunuz? hikmet kývýlcýmlý'nýn, kerim sadi'nin üslûplarýnýn bir etkisi olduðu kanaatý var mý sizde? görüþlerinin, demiyorum.

y.k.: bende marx'ýn etkisi var, marx, "ince polemik çok önemlidir" der. polemik olmadan bilim olamayacaðýna inanýyorum. orada cevabým çok net. þimdi yine polemik yapýyorum, ama onu biraz daha grotesk olmaktan çýkardým, bunu da bilerek yaptým; yarýn yine deðiþtirebilirim. bir de benim dile büyük bir sevgim var, dili çok seviyorum, bütün dilleri çok seviyorum, ama kendi dilimi de çok seviyorum. hikmet kývýlcýmlý'yý daha çok okudum, kerim sadi'nin polemiklerini daha az biliyorum.

e.b.: dil özelliði olarak... sizde bir tat býrakmýþ olabilirler mi?

y.k.: hayýr, tam tersi. çünkü pek çok insan bana, "sen bize doktor hikmet'i hatýrlatýyorsun, her þeyin ona benziyor" dediler. ben de onlara, ben bunu iltifat saymýyorum, ben baþkayým dedim. ben, hem polemiklerimde, hem de argümantasyonumda mümkün olduðu ölçüde bilimsel kalmaya ve nesnel olmaya çalýþýyorum. özellikle doktor hikmet'te bunu göremiyorum, ama buna raðmen, benim türkiye sol tarihinde en çok ön plana çýkarttýðým insanlardan biri doktor hikmet'tir, öbürü de nâzým'dýr.

e.b.: ben zaten metodoloji, bakýþ açýsý, yaklaþým açýsýndan bir benzerlik görmüyorum.

y.k.: çünkü, biz üniversitede okuduðumuzda, idare lambasýyla komünist arýyorduk. o sýrada doktor hikmet hapisten çýkmýþtý, ona gidemedik. doktor hikmet bizi itti, çünkü biz menderes'e karþý mücadele ediyorduk, doktor hikmet o sýrada, çeþitli hesaplarla açýkça menderes yanlýsý bir tutum alýyordu kitaplarýnda. benim doktor hikmet'i esas okumam, yavaþ yavaþ üslubum belli olmaya baþladýktan sonradýr. daha sonra, incelemek için okudum.

e.b.: þimdi aydýn konusuyla ilgili bir sorum olacak: sizde ölçüt olarak, hem duruþunuzda, hem söyleminizde, namus, tutarlýlýk, dürüstlük kavramlarý çok önde geliyor. bunlarý, aydýnlar için 'olmazsa olmaz' nitelikler olarak görüyorsunuz. bilim adamlarý için de bunu eþit derecede önemli görüyor musunuz?

y.k.: ben sadakate önem veririm. o yüzden de feodalitenin her yönü kötü deðildir derim. sadakat kavramý bende çok yüksektir, türk aydýnýnda da öyledir. bende türk aydýný adýna sadakat vardýr. yazdýklarýmýn, kýzdýklarýmýn bir kýsmý hiç kiþisel deðildir; ben kendimi türk aydýn kurumunun yerine koyarým, o insanýn türk aydýn kurumuna karþý tutumuna göre ceza keserim veya övgü yazarým. bana "niçin geldin, nasýl böyle bir risk alabildin," dediler. kesinleþmiþ olanlar yirmi yýlý bulmuþ ve kesinleþecek olanlarla seksen doksan yýla çýkýyor cezam. bir defa benim gitmeme özgürlüðüm yok, dönmemek özgürlüðüm yok, birinci nokta bu.

sizin bende çok þaþýrtýcý bulduklarýnýz benim için çok doðal. demin bir örneðini verdim: dgm'lerde, "benim çok üstüme gelmeyin, ilk kurþunu dedem attý diye ispatlarým," diyorum. anlamayabilirler, anlamalarý da hiç önemli deðildir benim için. ama ben, ayný dgm'lerde þunlarý da söyledim, "ben nâzým'ý getirdim, nâzým, haymana'da benimle yatýyor" dedim, çünkü buna inanýyorum. önemli olan onlarýn ne düþündüðü deðil ki, ben inanýyorum. türkiye'ye dönüþümü türk aydýný adýna yaptýðýma inanýyorum; önemli olan da benim düþünmemdir, baþka bir þey deðildir. dolayýsýyla nâzým gelemedi, mehmet akif gelemedi, ben geldim. dönüþümle sadece ben gelmedim, onlar da geldi. dolayýsýyla nâzým'ýn topraðýný canlandýralým, mezarýný canlandýralým gibi düþünceleri çok çocukça buluyorum. hem bir aydýnýn böyle bir sorunu olamaz, ben komünistim diye þiir yazmýþ bir adamýn topraðý, yeri olmaz.

e.b.: peki bütün bunlarý duygu-düþünce düzleminde yaþarken, son yirmi beþ yýlýn türkiye aydýnlarý sizi çok yaralamýyor mu halleriyle, tavýrlarýyla? bir kýsmýný artýk aydýn bile sayamayacaðýmýz, ama en azýndan yirmi-yirmi beþ yýl önceki duruma bakýnca, potansiyel olarak devrede olduðu düþünülebileceké

y.k.: burada bu soruya iki cevap var: bir tanesi savaþa dair. hasan cemal'i çok severdim, doðan avcýoðlu'nun bana yadigârýydý. kendisi de yazar, aðabeyim, çok yardýmlaþtýk evinde yattým, evime geldi. ben onlara dönek dedim, ama dönmelerinden acý çektiðim için, dönek dersem, dönmezler zannediyordum. daha doðrusu çaresizdim, baþka bir þey söyleyemezdim. elinden tutamazsýn ki, engel olasýn. sonra döndüler, döndükten sonra dönek demiyorum. birinci nokta bu. þimdi acý çekmiyorum, o zaman çok acý çekiyordum. sovyetler birliði çöktüðü zaman çok acý çektim, þimdi belki de seviniyorum. savaþ bu. ikinci nokta daha farklý bir nokta. þimdi bunlarýn çoðu benden, en kibar deyimle, nefret ediyorlar. ama onlarýn nefreti de bana haz veriyor. çünkü benden nefret etmedikleri takdirde rahat edemezler. ben de bu toplumda, bu þekilde, doðru veya yanlýþ, ama bir kalýcýlýðý, bir satýlmamayý, inançlarýnýn dýþýnda hiçbir iþ yapmamayý, hep ayný türküyü, ayný türküyü söyledim. gördüðünüz gibi sol düþüncede hiçbir zaman ortodoks olmadým. bir de ortaklýðý seviyorum, her bakýþým böyledir. bütün düþüncelerim bana göre tutarlýdýr. nâzým'dan söz açtýk, iþte gayet açýk olarak söylüyorum, nâzým'a bazý þeyler söylüyorlar. nâzým iþteé çok açýk olarak, nâzým sevemez, çocuktur... yani bunlarý söylerken korkmuyorum.

türk aydýnýný düþünüyorsanýz, beni sevmemekte, benden nefret etmekte zaman zaman haklýlar. çünkü ben türk aydýnýna gerçeðe yiðitçe bakmayý aþýlamak istiyorum. "nâzýmoloji" diye bir incelemem var. bu incelemem, nâzým hikmet'in sovyetler'deki hayatýnýn zavallý bir hayat olduðuna dairdir. vera için çok olumsuz sözler söyledim, 'öldüðü gün, vera kim bilir yan odada ne iþ yapýyordu' dedim. türk aydýnýný çok sevdiðim için onunla bir kavgam var, bunu gördüðüm zaman her þeye raðmen korkuyorum. türk aydýnýný çok seviyorum, ama býrak devrim yapmayý, gerçeðe yiðitçe bakma cesareti yok. türk aydýnýnýn beni hoþ karþýlamamasýndan doðal ne olabilir? doktor hikmet'e katýldýðým bir nokta vardýr, türk aydýnýnýn nâzým'dan, sevdiði þiirleri bana göre þiir deðildir. doktor hikmet bunu çok aðýr söylemiþtir, ben öyle söylemem. nâzým, yine bizim çýkartabileceðimiz en güzel çocuklardan bir tanesidir, bundan hiçbir kuþkum yok; ama nâzým'ýn en güzel þiirleri, son yýllarda yazdýðý þiirlerdir. yalnýzlýk, ölüm korkusu, kadýnsýzlýk. "ölüm bana kendisinden önce yalnýzlýðý yolladý" diyor, o kadar yalnýz. bu aptal türk solu, on bir yýlda beþ tane, üç yüz altmýþla çarpsanýz, üç bin altý yüz, beþ tane cephe örgütünde nâzým'ýn iki kadýnla çekilmiþ resmiyle nâzým orada hayat yaþadý zannediyor. adam bütün þiirlerinde nasýl öleceðim, cenazem buradan nasýl çýkacak, o kadar korkuyor ki, karýncalar vücudumu bilmem ne yapacak diyor, ben onlarý okurum. belli noktaya kadar çok korkuyorum, bu korku savcýlýk korkusu deðil, yanlýþ olmasýndan, bunun doðru olamayacaðýndan çok korkuyorum. ancak çok önemli ölçüde, bunun doðru olacaðýna karar verdiðim taktirde, hiç kimse beni bunu telaffuz etmekten, bunu yoldaþým aydýna götürmekten, bilim adamýna götürmekten alýkoyamaz.

e.b.: ben aydýnlar yanýlabilir, diyorum. kendi içlerinde dürüstlerse bir sorun yoktur. ama, bir okur olarak, sizin zaman zaman yanýldýðýnýz kanaatindeyim. ama dürüst, doðru, namuslu bir insan, bir aydýn olduðunuzu düþündüðüm için de kaleminizden çýkan herþeyi okuyorum. sizde, beni, aydýn tavrýnýz, duruþunuz içinde rahatsýz eden baþka bir þey var. mazlum olduðunuzu neden ifade ediyorsunuz? ifadelerinizden, zaman zaman, bunu söyleme ihtiyacý duyduðunuzu hissediyorum, oysa biz bunu zaten görüyoruz.

y.k.: ben hiç mazlum olduðumu düþünmüyorum ve söylemediðimi zannediyorum. tam tersine, en dar yerde bu halk bana sahip çýktý, herkese söylediðim budur. inanýlmaz bir destek görmüþüzdür, bunu hep söyledim, demek yanlýþ ifade etmiþim.

e.b.: belki ben kendimi yanlýþ ifade ediyorum. mazlum kelimesini iyi seçmemiþ olabilirim. siz bedeller göze aldýnýz, bedellerin karþýlýðýnda faturalar çýkacaktý. faturalar çýktý. biz uzaktan bakanlar bile, yakýndan bakanlar zaten biliyordur da, biz uzaktan bakanlar bile bunlarý görüyoruz.

y.k.: efendim, ama ben de böyle çok hapis yattým, hiç demiyorum ki! tam tersine, hep moral veriyorum; ancak bu izlenimi verdiysem, bir defa çok yanlýþ yapmýþým. bana uygun davranmamýþým, birinci nokta budur. bu sorunuz benim için, bugün için çok uyarýcý oldu. hele böyle mazlum oldum, ezildim, bana kötü davranýldý diyorsam, çok kötü yapmýþým, bundan emin olun. belki þudur, son zamanlarda, iþte geldim, gittim, paris'te çektiðim sýkýntýlarý yakýnlarýma söylediðim zaman aðladýlar; aslýnda hiç söylemem, bende þikâyet yoktur.

e.b.: þimdi bir ara sorum var. siz galiba televizyonu kullanmaktan kaçýyorsunuz. þimdi, 'kimin televizyonu' meselesini anlarým. ama operasyonel strateji açýsýndan doðru mu bu yaklaþým?

y.k.: görsel deðilim, görselliðe karþýyým, çünkü görselliðin görmenin, anlamanýn engeli olduðunu düþünüyorum. belki mistik dersiniz, gözümü kapattýðým zaman daha çok gördüðümü düþünüyorum. ne anlama geliyor bu sözüm, hiç bilmiyorum, beni de ilgilendirmiyor ama zaman zaman gözümü kapattýðýmda çok þey görüyorum. bir, görsel deðilim; iki, her þeyim tepkidir. bu türkiye aydýnýnýn televizyonlara çýkmak için yarýþmalarýný doðru bulmuyorum.

e.b.: ben de hiç doðru bulmuyorum ve de allahtan böyle bir þey yapmýyorsunuz, o ayrý. onu kastetmedim ben.

y.k.: evet reddediyorum, ama buna raðmen ödün verdiðim oldu. çok ýsrar etti, ilk defa rüstem batum'un programýna çýktým. erhan akyýldýz beni, programýna çýkarmak istedi. erhan bey, dedim, "televizyona çýkmak istemiyorum, benim dünyamda yok ama toplumsal kurtuluþ'ta çok üzmüþtüm bir kez, bir gün televizyona çýkmaya karar verirsem, seni ararým," dedim. ne oldu? rüstem batum çok teþvik etti, ona çýktým, ondan sonra erhan bey'i aradým. kýramadýðým noktalar da oluyor. esas nokta, ben görsel deðilim. o yüzden romaný çok seviyorum.

e.b.: kaþkolunuz bile görsel.

y.k.: o baþka bir þey. yani görsel dediðim, görmeyi sevmiyorum. bunlarý ben görmüyorum ki, baþkalarý beni görüyor. þimdi babanýzýn berberi benim de berberim. e, on yýldýr da görmemiþ beni. onu bulduðumda, güney'e gitmiþtim, güney'in de çok güzel ipeklileri var, oradan bir tane almýþtým. ondan sonra da tesadüf ona gitmiþim. bir daha gittiðimde kýrmýzý vardý. a, hocam dedi, yani ben de geçen defa gördüðümde, kýrmýzýyý býrakmýþ dedim, çok üzüldüm, dedi. bir gün ankara palas'ta bir resepsiyon var. sýcak bir gün, þöyle normal kaþkol gibi yaptým, resepsiyonda dolaþýyorum. semih günver ankara palas'ýn sütunlarýnýn yanýna geldi, hiç öyle bir konuþmamýz da yok, ayýp ayýp sana, sen de mi bu hale düþecektin, dedi. ne oldu semih bey, dedim. sen akay yokuþu'ndan o kýrmýzýlarla yürürken çok hoþuma gidiyordu, dedi. þimdi bunu çýkarmak istiyorum ama toplumda böyle bir þey oldu, elimde deðil.

e.b.: televizyona döneceðim. israrlýyým, þundan: türkiye'de, özellikle 90 sonrasý televizyon hakikaten inanýlmaz bir tablo çizdi. aklý baþýnda insanlarýn televizyonla çok dikkatle iliþki kurmalarý gerektiði apaçýk ortada. benim bu sorudan muradým sizi bir televizyon kuþu olarak görmek deðil. uymaz, yakýþmaz. ama, pierre bourdieu bu konuda çok önemli bir deneyim geçirdi, biz bu kitabý türkçe'ye çevirttik, çünkü türkiye ile ilgili bir saptamayla baþlýyordu zaten, ayrýca kendi içinde de önemli bir kitaptý. bourdieu, fransa'da aydýnlarýn televizyona tutsak olmalarýna yönelik oldukça aðýr ve temellendirilmiþ eleþtiriler getirmiþti. televizyonlar da, akýllarý sýra, ondan intikam almak için derslerini canlý yayýn olarak vermeye karar verdiler. bourdieu de, "bu sizin bileceðiniz iþ. siz ha varsýnýz, ha yoksunuz, ben ayný dersi vermeye devam edeceðim. dolayýsýyla benim iþime gelir. salonda yüzelli öðrencim varsa, televizyon sayesinde ikiye, üçe, beþe, ona katlanýr ve benim hiçbir itirazým yok. ama siz bana kendi istediklerinizi yaptýrtamazsýnýz, benim söylediðim bu" dedi. dolayýsýyla, yalçýn küçük-televizyon ikilisini yan yana getirdiðim zaman, benim muradým, yalçýn küçük'ün televizyona kendi istediklerini yaptýrtmasý. televizyonun kalýplaþmýþ programlarýnýn konuðu olmak bence hiç uymaz ve bereket sizi orada görmüyoruz. ama bu savaþýn içinde, bugün bu aracýn önemli olduðunu ve sizin gibi birinin onu parmaðýnda oynatabileceðine inanýyorum ben.

y.k.: biz medya ile ilgili 1987 yýlýndan itibaren toplumsal kurtuluþ'ta bir çok polemik ve teorik açýlýmlar yaptýké þunu çok açýk olarak söyleyeyim, benim çok çeþitli cephelerde onlarla da savaþým var. iki büyük kanal, paris'ten gelirken ipsala'dan beraber girmeyi önerdiler, reddettim. þimdi istemiyorum, ama ilkesel olarak televizyona karþý deðilim, öyle bir noktaya da getirdiler ki, tam med tv kapandýðý zaman, ayný güne getirdiler, bana on beþ yýl ceza verdiler, bu televizyonlara görev bildiðimden çýktým. burada da trt'nin ilk zamanýnda çýktým, ancak þu anda gayet açýk olarak, gücü ne olursa olsun, bir adam basýna ambargo koyuyor. bu bir müddet böyle, ondan sonra tabii ki gerekirse çýkacak. iktidarý arayan, devamlý savaþ halinde olan bir insanýn televizyona küsmesi mümkün deðil. savaþ bir müddet devam edecektir, ondan sonra eðer mümkün olursaé benim asýl söylediðim nokta bizim en büyük iþimiz yazmaktýr. yazmak da görselin rakibidir.

e.b.: son çeyrek yüzyýllýk üretiminizde özellikle, edebiyat önemli odaklardan biri haline geldi. edebiyat üzerine enikonu yazýyorsunuz. benim kiþisel görüþüm, sizin iyi bir edip olduðunuz yönünde. siz iyi bir yazarsýnýz. çünkü her þeyden önce kendi dilinizi ve üslûbunuzu getirdiniz. zaten yazar olmak, bir dünyayý kendi dili ve üslûbuyla kurmasý insanýn. dolayýsýyla bunu getirdiniz, onun için de iyi bir yazarsýnýz, bana göre. gençlik döneminizde, iyice gençlik, mesela lise yýllarýna dönelim, üniversitenin en baþýna dönelim, doðrudan doðruya edebiyatçý olmak gibi bir eðiliminiz olmuþ muydu?

y.k.: hayýr.

e.b.: okur olarak durumunuz neydi?

y.k.: çok okurdum. bunu, yeni bir mülakatta da söyledim. bana niye edebiyat okuyorsun diye sordular, aksini yapmam mümkün deðil, dedim.

e.b.: solun en curcunalý dönemlerinde, öðrenci birliðindeyken vakit bulabiliyor muydunuz?

y.k.: tabi hiç kimsenin kuþkusu olmasýn. ben o yüzden þunu söylerim: eðer benim türkiye aydýnýnda bir temsil gücüm varsa, geliþmiþ örneði, az geliþmiþ örneði, hiç geliþmemiþ örneði, ama türkiye aydýnýný temsil ediyorsam, fransýz romanýnýn okuyucusu olarak, temsilci bir fransýz aydýnýný; rus romaný okuyucusu olarak, temsilci bir rus aydýnýný utandýrýrýz. o yüzden ben sizin sorularýnýzý biraz geniþleterek cevap veriyorum. ismet paþa'nýn baþlattýðý, "varlýk" çevirileriyle türk aydýnlanmasý baþlamýþtýr, biz onlarla yetiþtik. her tür edebiyat ve sanatla ilgili oldum. sinema dergisi kurdum. her þeyde vardým, ama hiç özenmedim, öyle bir kabiliyeti görmedim kendimde. ne þiir, ne de öykü yazdým, ancak hepsini takip ettim. fikir kulübü baþkaný olduðum zaman, ne güzeldi, bugünkü kuþaklar bilseler, ben örgütlerdim onlarý, öykü okuma günleri nasýl kalabalýk olurdu. rüçhan iþýk okurdu, insanlar merdivenlere otururdu. sait faik'i çok sevmem, ancak hepsini okudum. insanlara her þeye raðmen biraz yukarýdan bakar, bana öyle gelir, ama onlarý okuturduk, dolayýsýyla benim böyle bir dönemim de vardýr. cemal süreya benim için "gizli þair" diye yazdý. beni en çok hoþnut eden ise ceyhun atýf kansu oldu, "iktisadýn ozaný" derdi bana, bunlar beni çok mutlu ederdi.

e.b.: ben sizin, türk edebiyatý, dünya edebiyatý üzerine yazdýklarýnýzý, ötekilere oranla biraz daha sýký bir biçimde okuyorum. görüþlerinizi sýký sýkýya takip ediyorum. ve bunlarýn sonucunda hüzünleniyorum bir edebiyat adamý olarak, þundan: (bu benim gözlemim tabii; katýlýrlar, katýlmazlar) siz çok zeki bir insansýnýz, sezgileriniz de çok güçlü. bana öyle geliyor ki, bunlara çok fazla güveniyorsunuz edebiyat konusunda. neredeyse 'oryantal' diyeceðim bir tavýr görüyorum ben -- meslekten bakan biri olarak. bizim edebiyatýmýzý, söylediðiniz ölçüde tanýmadýðýnýz kanaatindeyim, dünya edebiyatýný da. buna raðmen son derece kesin yargýlar da geliþtirebiliyorsunuz. ne düþünüyorsunuz?

y.k.: birçoðunu kabul ederim. yani tanýmadýðým iddiasýný kabul ederim, öyle görünüyorsa doðrudur. ikinci noktaya gelince, belki inanmazsýnýz, kendimi zeki bulmuyorum, aptal buluyorum ben, hatta dgm'de bir kere çok hoþ oldu, iddianame yazmýþlar, ben, "kürdistan sömürge deðildir" demiþim, bunu okudum sevindim, "deðerli yargýç dedim, ismail beþikçi kürdistan sömürge diyor, onu dava etmiþiniz. bakýn burada, iddianamede, kürdistan sömürge deðildir demiþim. aptalým ama o kadar da aptal deðilim, beni de mahkum edeceksiniz" dedim, mahkûm ettiler. dolayýsýyla ben öyle bir þeyi düþünmüyorum, bunlara cevabým bu. edebiyatla ilgili söyledikleriniz doðru olabilir, bilemiyorum, ancak þunu bilin ki, edebiyat konusunda yazarken, çok ciddi olmasa bile yeterli ölçüde estetik teorisi okurum, bunlara bakarým. böyle bir yaným var; aziz nesin bana, edebiyattan çok edebiyat sosyolojisi yaptýðýmý söylerdi, benimle ilgili eleþtiriler o yönde. ancak, evet, romanlarý böyle neredeyse gerçek gibi alýp bununla diðer gerçeklikler arasýnda bir takým iliþkiler kurmaya çalýþýyorum; bunlarý yaptýðým doðru. daha doðrusu okuduðum romanlarýn kahramanlarýný gerçek yapýp, gerçek dünyadaki hayallerle karþýlaþtýrýyorum, böyle bir þey yapýyorum.

e.b.: benim, demin hüzünlenmekten neyi kastettiðimi biraz açmam lazým: dediðim gibi, çok meslekiçi bir bakýþla bu sorularý soruyorum. edebiyat benim hayatýmý verdiðim bir iþ. uykularým dahil, bu iþle uðraþan bir insaným. türkiye'de birçok insanýn birtakým þeyleri yapmasý beni hüzünlendirmiyor. belki zaman zaman sinirlendirdiði olabilir, hüzünlendirmiyor. ama sizin gibi birinden böyle bir yaklaþým geldiði zaman hüzünleniyorum, çünkü sizi önemsiyorum. sorun þu gibi geliyor bana: türkiye'de, ister istemez, bizim edebiyatýmýz, kaçýnýlmaz olarak, bütün edebiyatlar gibi belki, biraz 'iceberg'dir. bir görünen kýsmý vardýr, bir de daha zor görünen bir kýsmý vardýr. þimdi, görünen kýsmý, son 20 yýlda, özellikle '80 sonrasýnda, daha da görünür kýlýnmaya baþladý. kendisi zaten görünmek için bir çaba gösteren bir kesitti bu, yetmiyormuþ gibi, medya düzeni de bunlarý, inanýlmaz ölçüde, artýk kafamýza kakarcasýna görünür kýlmaya baþladý. buna karþýlýk, pek çok has edebiyat ürünü, zaman zaman sahiplerinin bundan kaçýnmalarý nedeniyle, zaman zaman, konjonktür buna elvermediði için suyun altýnda kalmaya baþladýlar. þimdi bazý isimler sýralayacaðým, bunlarý bildiðinizi biliyorum, isimlerini zaten türkiye'deki diðer insanlar da biliyordur amaé asaf halet çelebi, metin eloðlu, behçet necatigil gibi þairler; tahsin yücel, oðuz atay, bilge karasu ve benzeri bir takým yazarlar -- ötekilerin, spekülatif, etrafýnda dönen þeyler sizi sanýrým öfkelendiriyor. bizi de öfkelendiriyor.

y.k.: kimin?

e.b.: örneðin ahmet altan'ýn, örneðin orhan pamuk'un. kimsenin hakkýnda olumsuz bir þey söylemek istemiyorum, edebiyatçý kimlikleri açýsýndan ama, diyelim ki bu insanlar olsa olsa demin sýraladýðým insanlarla eþdeðer olabilirler. oysa üzerlerinde çok duruluyor, ötekilerin üzerinde durulmadýðý kadar duruluyor. siz de genellikle, eleþtirel bir yaklaþým içerisinde olmak istediðiniz için belki, onlarýn üzerine gidiyorsunuz daha fazla. ilginiz onlara yöneliyor. oysa sizin gibi bir insandan, genel olarak aydýn duruþu çerçevesindeki seçimleri nedeniyle, bunlarý çok fazla kaale almayýp, suyun altýnda kalanlarýn neden suyun altýnda býrakýldýklarý ve neden toplumumuzun içinde daha geniþ kitlelere ulaþtýrýlmadýðýna iliþkin sorularý kurcalamasýný beklerdim. örneðin, ece ayhan'ý sevdiðinizi biliyorum, ilgilendiðinizi biliyorum, onun üzerine bir þey yazmadýnýz ama!

y.k.: ece'yle beraberdik, ece'yi yazýyorum, ama o kadar... ancak, behçet [necatigil] hoca'nýn kýzý [ayþe sarýsayýn] yazmýþtý, bu yakýnlarda okudum, siz yayýmlamýþsýnýz; ne güzel bir insan, sanatçý bir insan, notlarýmý aldým, benim hocamdý. benim sýnýfýma ders vermezdi, ama biz delikten bakardýk behçet hoca'ya; çünkü biz fen grubundaydýk. kan çýkacaksa, oðuz atay konusunda çýkabilir... oðuz atay'ýn kiþiliðini çok seviyorum, ama romanýna hiç katýlmýyorum, o ayrý. bunu da ýsrarla yazdým. bana göre, eðer size, benim merakýmý göstermesi bakýmýndan bir ipucu sayýlýrsa, oðuz atay'ýn yazdýðý mustafa inan'ý da okudum, bana göre çok güzel bir iþ mustafa inan. çok beðendim onu, severek okudum. edebiyat deðeri olmayabilir, ama ben edebiyat gibi okudum, öbürlerinde endiþem var. þimdi þuraya geliyor: bana haksýzlýk bir ölçüde. hem doðru, hem haksýzlýk. bir defa ben, bu alana tecavüz ediyorum. bu alan benim alaným deðil. ben baþka bir alanýn adamýyým ve öbür alanda da, maalesef söylediðiniz gibi, ancak önünü kesmek istediklerime çýkýyorum. önünü kesmek isteyip de beðendiðim, yazdýðým yok mu? mesela adalet, ama o da sonradan bana küstü; çünkü yazsonu'ndan itibaren adalet'in romancýlýðýnýn bittiðini söyledim. nasýl dostumdu, ne kadar sevdiðim birisiydi, ama bir müddet sonra benim yazmam lazýmdý. bana göre ölmeye yatmak, bazý yazý meseleleri olmakla beraber, bir bütün olarak ele alýndýðýnda türk romanýnýn çok güzel örneklerinden biriydi. benim, hiçbir engelleme yapmak istemediðim zaman, okuyucunun dikkatini çekmek için, üç istanbul'u, eylül'ü övmelerim vardýr. ama onun ötesinde yazdýklarýmýn çoðu ön kesmek içindir. eðer siz bende günah arýyorsanýz, edebiyat tadý arýyorsanýz, ideolojik günah arýyorsanýz, marcel proust severim mesela.

e.b.: hayýr, bunu, birincisi, günah saymam; ikincisi, zaten günah.

y.k.: hayýr ama zaten siz saymazsýnýz, ben saymadýðýnýzý biliyorum. çok açýk olarak söylemeliyim, fethi naci, öbürlerinden daha bilgiyle yazdýðý için, fethi'yi iyi bir eleþtirmen saymam ben. çünkü, sanat eserinde en önemli þey estetiktir, estetik kaygýlarým, iyi ifade ediyor muyum etmiyor muyum...

e.b.: iþte belki de edebiyatýn, benim gibi marazi bir biçimde çok fazla içinden bakan üyeleri için tedirgin edici sonuç þu: yalçýn küçük gibi bir insan edebiyata eðildiðinde getirdiði yaklaþýmlarla acaba türkiye'de okurlarýn doðru ya da has, nasýl bir kelime seçeriz bilmiyorum ama, edebiyata yönelmesine katkýda bulunamaz mýydý? örneðin vüsat bener yapýtýnda türk insanýnýn, taþrasýnýn, dantela gibi iþleniþinin önemi üzerinde dursa bilmem kimin romanýný bertaraf ettiðinde saðladýðý yararýnýn bir o kadarýný saðlamaz mýydý?

y.k.: bu doðrudur. ama ben de yirmi dört saatte yirmi beþ saat çalýþýyorum. bir de çok pratik bir adamým.

e.b.: evet, doðru. fazla þey bekliyoruz.

y.k.: bu taraf çok açýktýr, keþke olsa. üzerime hiç iþ sayýlmayacak iþler yaptým, mesela benim ütopyadaki yaptýklarým. burada söylediðiniz doðrudur, ancak bir çoklarý bana, "sen her þeyi býrak, edebiyatla uðraþ" dediler.

e.b.: yok o kadar da deðil tabii.

y.k.: bir de çok ciddi olarak mizah yazmamý önerdiler. bakýn eski kitaplarýmda komik þeyleri daha çok yazýyordum. þimdi daha üstünü örtüyorum. bu doðrudur ama öyle bir yol seçtik. ben vüsat bener hakkýnda ne yazayým yani. adamýn hiç bir zararý yok ki. (kahkahalar)

e.b.: çok güzel!

y.k.: ben bunu gülesiniz diye söylemedim. çok samimi. üstelik bir kýsmýyla ahbaplýk da ettim, tanýdýðým insanlar. edebiyat çevresinde büyüdüm, her yerde de söylerim, arkadaþlarým da olsa, beni onlar yetiþtirdiler. her zaman söylüyorum, en büyük öðretmenim benim yoldaþ öðrenci arkadaþlarýmdýr, hâlâ da buna inanýyorum. ha, hüzünlenmekten söz ediyorsunuz da; geçen gün bir arkadaþým bütün edebiyat dergilerini getirdi, çok da iyi yaptý. siz hüzünlendiniz benim bu halimden, ben de bu ayýn bütün edebiyat dergilerini aldým okudum, ne kadar hüzünlendim, ne kadar içim karardý bilemezsiniz. edebiyat adamlarý niye dilimizi bu kadar kötü kullanýyorlar, niye bu kadar özensizler?

e.b.: biz de bunu devamlý kendimize soruyoruz.

y.k.: bakýn mesela ben, siz katýlýr mýsýnýz katýlmaz mýsýnýz bilmiyorum, her þeyi býrakýp dilimizdeki devrik cümle eðilimini törpülemek, ortadan kaldýrmak isterim. yani bir kez iki kez kullanýlýr, siz hele frankofonsunuz, bu kadar kullaným olur mu? ataç'ýn, bana göre çok iyi bir þekilde yaptýðý bu iþ, sonradan fakirler tarafýndan ana dil haline getirildi. dilimiz gitti ortadan, özensizlik biraz oradan geldi. bunlarla da ilgileniyorum, ancak gücüm yetmiyor. ne olursa olsun, yine de bir akademik hayatýmýz olduðu için, ki bu çok önemli, çok önem veriyorum ben buna, bol miktarda araþtýrma ihtiyacýný duyuyorum. ben de daha çok araþtýrarak yazmalýsýnýz diyeceksiniz zannettim, çünkü bunu kendime söylediðim olur. ancak ne yapacaksýn, bir yerde öyle oluyor. þimdi de öyle bir hýz geldi ki yazmak için, bilemezsiniz, topluma daha büyük bir bilimsellik aþýlamak istiyorum. çünkü bir toplumun bilimselliði, sýradan insan bilimsel olursa bilimselliktir. bunu yapmak istiyorum, 1980'li yýllarda yayýmlanan on tane tez kitabým çok güzel bir tartýþma baþlattý. o günleri biliyorum, her ev týpký, sizin çok iyi bildiðiniz, o fransýzlarýn 'salon'larýna benzemiþti. kitaplarýmýn arkasýnda aydýný, politikasýný tartýþýyordu. þimdi de inanýlmaz bir þey var, her ev isimbilim, onomastik oynuyor. kahvelerde de onomastik oynanýyor; ancak bu kadar tarihçisi olan bu topluma isimbilimi benim gibi bir plancýnýn getirmemiþ olmasý gerekirdi. her cephede savaþýyorum, tarih vakfý diye bir vakýf var, baþkaný inþaat mühendisi. genel sekreteri, benim öðrencim, iktisatçý. bir tanesi daha var, yiðit, mimar; bunlarýn çoðu benim arkadaþým. kimse yanlýþ anlamasýn ama böyle þey olur mu? bu memlekette samuelson ingilizcesiyle tarihçilik olur mu? odtü'de samuelson okutulurdu, ufacýk bir ingilizcedir o; "i go, i come" yeter. hiçbiri ingilizce de bilmiyor. 1980'li yýllardaydý, yök kurulmuþtu, doçentlik sýnavýný yök yapýyordu. ingilizceden, odtü'de doçentlik sýnavýna girenlerin çok büyük bir kýsmý baþarýlý olmuþtu. namuslu bir adamým, o zaman "hayýr yök biçmedi, hayýr bunlar ingilizce bilmezler" dedim. dil bilmek baþka bir þeydir. eðer bir roman okuyamýyorsa, bir tiyatroyu izleyemiyorsa, o insana istediði kadar mühendis olsun, dil biliyor diyemeyiz. odtü'de ingilizce dersi vermekle, ingilizce bilinmez. ha, þimdi ben bunlarý yazýyorum, herkes bana böyle þey olur mu diyor. þu tarih mesleðine bakýn, burada bir tarih vakfý, tarihle ilgisi olmayan insanlarla yönetiliyor. öbür taraftan tarih kurumu, bunlarýn hepsi ilahiyat mezunu veyahut o kafada ve ayný amprisizm. adam, türkçe profesörüymüþ, 'nar' kelimesinin 'ateþ' olduðunu bilmiyor. onun için böyle sorunlarýmýz var.

e.b.: bu durumda da tabii edebiyatçýlarýn daha iyi yazmalarýný beklememiz de zor. ikisi birbirine baðlý þeylerdir.

y.k.: edebiyatçý dili sevmelidir. bana bir soru yönelttiler yakýn zamanda edebiyat ve eleþtiri'de...

e.b.: gördüm, okudum ve çok sevindim. cevabýnýza da yürekten, yüzde yüz katýlýyorum.

y.k.: ben dilimi seviyorum. dil sevgisi... bu kitabýn önsözüne 'dil tadý' diye bir laf uydurdum. insan dilini sevmezse nasýl insan olur? atina'da hakkýmda romanýmsý bir kitap yazan sofia çok hýrslý bir kýzdý. on yýl amerika'da, italya'da yaþamýþ, atina'da çok baþarýlý bir genç hanýmdý. beni çok etkiledi, iki açýdan çok etkiledi. sofia, memleketini seviyor musun, dedim. "iþte ege, yunanistan, ama yalçýn, dünyanýn en güzel dili benim dilim" dedi. çok kýskandým. bir insanýn 'dünyanýn en güzel dili benim dilim' demesi ne güzel bir þey...

e.b.: ben de türkçe'nin dünyanýn en güzel dili olduðuna inanýyorum. her þeyi söyleyebilen bir dil olduðuna inanýyorum. çok mutluyum.

y.k.: benim türkçe konusunda iddialarým çok. hiçbir dilin öbür dillerden daha güzel olduðunu düþünmüyorum, ancak benim dilim de güzel. bana göre bu benim annemin dili olduðu için güzel. annem bana her þeyi bu dille öðretti. insan sevgilisiyle konuþtuðu için güzel. öbür taraftan bakarsak, dilimizin inanýlmaz güzel bir yapýsý var. bana göre kaþgarlý çok çok büyük bir adam. bir milletten böyle bir adam nasýl çýkýyor, 1070'lerde böylesine düzgün, böylesine bilimsel bir kafa, inanýlmaz. sevdiðim yazarlarý okurdum ve onlardan güzel cümleler kopya ederdim. benim dile sevgim öyledir. mesela sevgi'yi (soysal) çok severdim ben. yaþasaydý, çok büyük bir sýçrama yapacaktý, yazýk oldu.

ömer kükner: ben bir soru sorabilir miyim? ben hocayý çok eskiden beri tanýrým. ama annesinden bu kadar bahsettiðine son dönemlerde þahit oluyorum. özel bir nedeni var mý?

y.k.: benimle, kavgacý yanýmla ilgili çok soru soruldu, o annemden geliyor. annem hep senaryo kurmuþtur hayatta. bir de çok kötü, zor günlerde hiç moralini bozmadý. paris ve gebze'den döndükten sonra beni tanýyan bütün yakýnlarýmý çok þaþýrttým, halbuki ben þaþýrmadým, kendimi þaþýrtmadým. hem annem, hem de babam ben sürgündeyken göçtüler. biri ankara'da diðeri de iskenderun'da yatýyor. yakýnlarým çok þaþýrdýlar, mezarlarýna gitmedim, ama "ben onlarý, toroslar'a çýkartacaðým" dedim. çok yakýnda yapacaðým bunu...

o en yüksek toroslar'a, beni bir kez babaannem götürmüþtü. sonra köyün yaþlýlarýyla da çýktým. küçük efendi dedemin mezarýna, iki yaþýndayken götürmüþtü babaannem, bu yakýnlarda oralara gittim... babaannem bir gün bana, "çalýþkan oðlum, þahbaz oðlum, gel gidelim dedenin mezarýný temizleyelim," demiþti. ben de gitmiþtim, mezar çamlarýn arasýndan akdeniz'i görüyordu. sonradan, annemle babamý da oraya götüreceðim, dedim. iç asya'dan geldiler, akdeniz'i görsünler istedim. þimdi herkes, ölü adam nasýl görür diye çok þaþýrdý. ben göreceklerine inandým. sonradan büyüklere gittim, "yok, küçük efendi dedenin mezarýnýn yerini biliyoruz ama o denizi görmez." dediler. israr ettim, þimdi oralarý buldum, onlarý oraya götüreceðim. o da benim iç asya'ya baðlýlýðým.
(hemingway, 07.08.2003 10:27 ~ 10:40)

sabetay olmanin kotu bir sey olduguna karar verdi, butun ulke de buna karar versin istiyor simdilerde... nedense bazilarini da inandirdi, sozlukte bile var sabetay dusmanlari, ne oldugunu, ne demek oldugunu bilmeden saldiriyorlar, nefret dolu kusaklara yenilerini ekleme basarilari hepimizin gozlerini yasartiyor "hoca"nin...
(kediaman, 06.01.2004 11:51)

(bkz: antika)
(sudaki duman, 08.01.2004 23:52 ~ 23:54)

1970-80'lerde yazdiði aydin uzerine tezler ve turkiye uzerine tezler adlý toplam 10 cilti bulan eseri okunmadan anlaþýlmasý mümkün olamayan insan. ne yazýk ki hayatýnda sadece hürriyet, milliyet okumuþ insanlar tarafýndan sadece gazete küpürleri aracýlýðýyla tanýnmýþtýr. bu yüzden de birçok insan tarafýndan faþist, anti-semitik zannedilmiþtir. tarihi ve güncel siyaseti yorumlamak ve onlardaki boþluklarý görerek doldurmaya teþebbüs etmenin neresi komedidir? sabetayizm diye bir þeyin olduðunu sabetayistler bile kabul etmiþken küçük'ün saptamalarýnýn kime ne zararý vardýr? bu meseleleri 16. yüzyýldan bu yana sadece bu adam yazmadý ki. mesela avram galanti'yi ya da gerhard schloem'i okuyanlar küçük'ten önce de kimlerin sabetayizmi ve sabetayistleri deþifre ettiðini bilirler. ama orijinal fikre alerjisi olanlar, tarihi, edebiyatý ve siyaseti gazeteden ve tv'den takip edenlerin ise bilgisi kendine sunulanlar olacaktýr. sabetayistlere ýrksal, dinsel nedenlerden düþman olsa behice boran'la olan dostluðu nedir o zaman? ne iduðu belirsiz bir dergide yayýnlanan bir yazýsý þimdi mi problem oldu?

kendisini haklý olarak alev alatlý hoca, aydin despotizmi baþlýklý kitabýnda, latife tekin isimli þahýs yüzünden, "varolanlarý yok edip yok olanlarý da var ettiði" gerekçesiyle tarihsel ve edebi çerçevede (küçük'ün dediklerinin niye yanlýþ olduðunu ispat ederek yani iþkembeden atmadan) eleþtirmiþtir. iyi de yapmýþtýr, zira en azýndan eleþtiriye bir model teþkil eder.
(hemingway, 13.01.2004 00:21)

kendisinde set halinde bej rengi sapka ve kirmizi kaskol oldugunu dusundugum kimilerine gore ustad kimilerine gore degil.
(kudra, 13.01.2004 00:33)


..ara$tir..google/wikipedia/tdk sozlugu; webster onlineimdbfoldocartistsalbumssongsacronymfindermobygames
no kitty!

12345 / 5 murat mentes ile 2002 tarihli baska bir roportaji, kaynak http://www.netpano.com/


--yazýlarýnýzda türkiye’yi yöneten kadrolarýn en azýndan bir kýsmýnýn yabancý servisler tarafýndan ‘kazanýlmýþ’ olduðunu öne sürüyor; büyük holding patronlarýný uluslararasý sermayenin temsilcisi olarak niteliyor; bazý gazeteleri ‘amerikan politikalarýný türkiye kamuoyuna þýrýnga eden iletiþim üssü’ olarak tanýmlýyorsunuz... okuyanlarda bir þok etkisi oluþturmak için mi bu kadar abartýya baþvuruyorsunuz yoksa durum gerçekten de bu kadar vahim mi? bu devlet bu kadar sahipsiz mi?...

en azýndan 4-5 yýldýr abd’deki yýldýzlarýn eksik olduðunu söylüyorum. buraya israil’i, büyük britanya’yý ve bizi koymak lâzým. ‘bu devlet bu kadar sahipsiz mi?’ ben bu deyiþi anlamýyorum. bir sahibi var!

--sahibi var ama...

..biz deðiliz!... bu topraklarýn insanlarý deðil, öyle görünüyor. bana entelektüel, politik görevlerin hepsini tarih verir; yaþadýklarým verir. bana ‘neden sabatayizmi daha önce çýkartmadýn’ diyorlar. çýkartamazdým. çýkarsaydým da bugünkü kadar inandýrýcý olmazdý. ama sabatayistler de planlý olarak mý kendilerini açýklýyorlar. dünyadaki bu geliþmeler; ismail cem’in dýþiþleri bakaný olmasý; kemal derviþ’in getirilmesi bir gösteri mi? ben, þu yeni çýkmýþ, ýsmarlama kitapta yazýlan, ismail cem’in bir sabetayist olduðu açýklamasýna bakýyorum... kitapta bir de derviþ ailesi üzerinde duruyor. ve bu kitabý yazan adam þimdiye kadar sadece turistik kitap yazmýþ..

milli güçler lâfý sýkça duyulmaya baþladý. geçmiþinde yabancý servislerle dolaysýz iliþkilere kadar bir çok karanlýk yön bulunan gruplar bile bugün millî güçler adýna söz alýyor. sizce bu konuda kuþkucu olmak; kýlý kýrk yarmak mý doðru; yoksa böylesine sýkýntýlý bir dönemde her ne olursa olsun türkiye’nin baðýmsýzlýðýný savunan herkesin bir araya toplanmasý mý önemli?

ben bu konuda iyimser deðilim, çünkü öyle bir toplanma görmüyorum. görebildiðim, baþka ülkelerde de olan sýnýf mücadelesinin gerilemesi; dünya iþçi sýnýfýnýn grev yapmamasý; sendikalarýn zayýflamasý... her kurtuluþ hareketinde bu olur. bizim kurtuluþ hareketimiz her ne kadar öbürleri gibi olmasa da, nihayet imparatorluðun varisleri olsak da bizde de bir cihad vardýr. bu çok doðaldýr, çünkü halk hareketidir, ne kadar halka gidersen git, halk dindardýr. o ulusal deðerlere baðlýlýða düþkündür.

iþçi partisi kuvayý millîye söylemini kullanýyor. son olarak devlet bahçeli ile ilhan selçuk’un buluþmasý haberleri de yine ayný baðlamda yansýtýldý.

iþçi partisi ayrý ama bir defa devlet bahçeli baðýmsýz bir insan deðil. hiçbir þeyi temsil etmiyor. iþçi partisi mhp tabaný için ‘bize yakýndýr’ diyor, bunda bir bilimsel gerçeklik var. tabanýn radikal olmasý ve ideolojinin zayýflamasýyla ilgili. ilhan selçuk hiçbir þeyi temsil etmiyor türkiye’de. ve devlet bahçeli’yle ilhan selçuk zannettiðinizden daha yakýn insanlar. nedenini sormayýn. burada önemli olan nokta, türkiye oligarþisinin olaðanüstü ürkek oluþudur. cnn amerikan televizyonu, nazým hikmet’le ilgili yayýnlar yapýyor. oligarþi yalanla bir nazým imajý yapýyor. ayný þekilde ilhan selçuk’u sürüyor. eðer bir ulusalcýlýk, baðýmsýzlýk etrafýnda halka dayalý ve kendisini islam’da ve öbür tarafta gören insanlarda bir yaklaþma varsa, bunlarýn yaptýklarý bunu bozmak içindir. türkiye’nin artýk devlet bahçeli’den de ilhan selçuk’tan da hiçbir hayýr beklememesi lâzým. tekelistan’da da söyledik, oldum olasý cumhuriyet gazetesi semitik bir gazetedir.

--28 þubat’ýn, sonuçlarý itibariyle, dindar kitlelerin devletten soðutulmasýna, yabancý iklimlerden esecek çözüm rüzgârlarýna bel baðlamaya itilmelerine yol açmasý mazur görülebilir mi?

bir defa ben 28 þubat’ý öyle kemalizm’e dönüþ olarak görmüyorum. 28 þubat’ý abartýyorsunuz. 28 þubat’ý çok destekleyenler de abartýyor. ben öyle deðilim. ben türk silahlý kuvvetleri’ni, çok önemli iþlevler yapmakla birlikte eksojen faktör deðil; endojen faktör olarak görürüm. türkiye’nin 1956’da kemalist olduðunu söylüyorum. bu kemalizasyon’un nedenleri içinde de said-i kürdi’nin çýkmasý; menderes’in çýkmasý; aydýn ve öðrenci muhalefetinin olmasý gibi nedenler vardý. aydýn muhalefetinde turhan feyzioðlu öðrenci muhalefetinin baþýnda da ben vardým. 28 þubat’la biz boðulduk. türkiye aydýný, türkiye sol’u ve islâmcýlar boðuldu. þimdi islâm da sol da muhalefette.

--peki nedir 28 þubat?..

28 þubat bir defa çok kýsa bir iþti, belli bir noktaydý. bana göre islâm’a büyük yol açýlmýþtý, solu ortadan kaldýrmak için. ama islâm aldý büyüdü, bir çok alanda da örgütlenme baþladý. 28 þubat bu örgütlenmeye sýnýr koymadýr. erbakan hoca da gücünü göremedi. bütün bu geliþmelerin kendisinden olduðunu zannetti. ve türk solu da bu hatayý yaptý. þimdi, 28 þubat diye bir þey yok. ben her zaman din özgürlüðünü savundum. benim sýnýfýma öðrenciler türbanla girerdi. islâmcý kesim 28 þubat öncesindeki gibi, avrupa’yý da amerika’yý da israil’i de idare ederiz mantýðýndan vazgeçerse kazançtýr. erbakan hoca baþbakan oldu, türkiye’nin tarihindeki israil’le en büyük anlaþmayý imzaladý. mhp geldi, imf ne istiyorsa yaptý. dolayýsýyla benim 28 þubat’ý çok ateþli desteklediðim de doðru deðil çünkü ben abartmadým ki ateþli destekleyeyim.

--birkaç yýl önce bir yazýnýzda türkiye cumhuriyeti’nin kuruluþu aþamasýnda ortaya çýkan kemalist-enverist ayrýþmasýnýn halen geçerli olduðunu; hatta devlet yönetimindeki kadrolarýn bugün enverist çizgiye daha yakýn olduklarýný öne sürdünüz. hâlâ ayný düþüncede misiniz? bu çizgilerin günümüzdeki temsilcileri kimler, hangi gruplar?

efendim, çok garip, ben bunlarý yazdýktan sonra enver’in mezarýný getirdiler. resmi televizyon artýk sarýkamýþ’ý ihanet olarak göstermiyor. benim yazýlarýmda da var, bir büyük insan sarýkamýþ’la özdeþleþtirilip mahkûm edilemez. birinci nokta budur, sýrlar kitabýmda da bunu söyledim. hangi güçler var sorusuna gelince, bir defa türkiye tekelleri artýk bu bölgeye sýðamýyor, yeni nüfuz alanlarý istiyor. 1999 yýlýna kadar birkaç yýl boyunca tamamen iç asya’ya gideriz dediler, 99’dan itibaren oligarþi avrupa tercihini yaptý. birtakým sýnýfsal tekeller var, bunlar da bugün enverizm yapýyorlar. türk saðý, türk islâmcýlar’ý abdülhamit’i severdi, niye sevdiðini bilmezdi. ben onun büyük bir modernist prens olduðunu yazdým. abdülhamit ikiye ayrýlýr: biri mustafa kemal’dir, biri enver’dir... kök ordadýr. ikisi de konstraktiftir yani yapýcýdýrlar. ama, kemal paþa dar bir alanda devleti kurmak istedi. enver’in amacý imparatorluðu doðu’ya kaydýrmaktý. buraya gelince dostum doðu perinçek’in avrasya dediði proje var. ben avrasya’nýn bir dostluk iliþkisinden öteye gitmesini mümkün görmüyorum. bir de benim doðu birliði projem var. net olarak suriye, irak, iran, ermenistan’ýn da dahil olduðu üç kafkas devleti, bulgaristan, yunanistan ve kýbrýs’la birleþik devlet. enverizm’in ve diðerlerinin hepsinin arkasýnda þu görüþ vardýr; anadolu’da bu devleti yaþatmak zordur. bir kýsmýnýn görüþü kimliðini de kaybetmiþ olarak avrupa’ya gitmektir. ki benim avrupa birliði’ne temel itirazým kimliðimi kaybetmek istememem. avrupalý olmak istemiyorum.

--tekrar soruya dönersek enverizm taraftarý belli bir grup sayamýyor muyuz? ya da hepsi desteklenecek diye bir þart yok mu diyorsunuz...

enverizm her yerde her sýnýf ve örgütte olabiliyor. ama mesela ben türk solu’yla teþkilât-ý mahsusa üzerine de tartýþtým. teþkilat-ý mahsusa enver’in doðu birliði için kurduðu ihtilâl örgütüydü. tabiî ben de duygusal bir adamým. son olarak memleketime gittiðimde dayýmdan öðrendim benim dedem de teþkilât-ý mahsusa’danmýþ! bu direniþi onlar yaptýlar, kurtuluþ savaþý büyük ölçüde buydu. enverizm’in bugün böyle bir örgütü yok, dolayýsýyla teþkilât-ý mahsusa’yý mit’le, kontr-terörle özdeþleþtirmek son derece yanlýþtýr.

--28 þubat’ýn sadece yerel laik güçler tarafýndan gerçekleþtirildiði söylenebilir mi? 28 þubat’ýn oluþumunda hangi faktörler etkili olmuþtur?

28 þubat’tan önce ben paris’teydim. bir trimvua kuruldu, bir üçlü var dedim. ittihat terakki günleri gibi bir yeni parti türkiye’yi yapýyor dedim. üç ismi de verdim; dýþiþleri bakanlýðý müsteþarý onur öymen; o zamanki mit müsteþarý sönmez köksal ve o zamanki genelkurmay ikinci baþkaný çevik bir. 28 þubat’ýn planlamasýný yapan bu üçünden en az ikisi sabetayisttir. yüzde yüz demiyorum o yüzden isim sormayýn.

28 þubat’ýn aydýnlarý ve solu boðan atmosfere karþý bir çýkýþ saðladýðýný söylüyorsunuz ama bir yandan da ta fransa’dan bu insanlarýn sabetayist olduðunu söylüyorsunuz.

tabiî ki örtüþüyor. o zamanlar ‘restorasyona hazýrlýyorlar, çok ileri gittiler, biraz sýnýrlayacaklar’ demiþtim. sol da çok benimsedi, mesut yýlmaz da çok kullanýr bu restorasyon lâfýný. bu þudur; tekeller ileri gittiler ve bir noktada tutulmalarý gerekiyordu. ki, tekellerden birisi olarak da islamcý hareketi görüyorlardý. bize göre islâmcý hareketi bazý iþleri yaptýrmak için kullanýyorlardý. bu kullanma bittiði zaman, olan kendi içinde bir gevþemedir. 28 þubat’la ilgili, erbakan hoca çok ýsrarlý ve istikrarlý bir tutum izlemedi, daðýttý. amerika 11 eylül’e kadar, türkiye’deki oligarþi arap yanlýsý olmayan bir islâmcý hareket geliþtirmeye çalýþtý. tesadüf deðildir 50’li yýllarýn ortasýnda sýkýþtýðý zaman menderes’in said-i kürdî ile çýkmasý. said-i kürdî’nin özelliði anti-arap olmasýdýr. bu haliyle cumhuriyet’in kuruluþundaki ideolojiyle özdeþtir. fethullah gülen’in özelliði de budur. ikinci nokta hem islâmcý kesim hem sol, türkiye’yi en azýndan benim yaptýðým gibi teorik, bilimsel yasalarla görmek istemiyor. ben yasalarla görüyorum. ne diyorum? mesela, þu bir yasadýr: trt genel müdürü olmak için sabetayist olmak lâzým. doðru olup olmadýðýný anlamak için pratiðine bakacaksýn. adnan öztrak’tan, ismail cem’e, cem duna’ya kadar soracaksýn; niye bu adamlar oldu?

siyasette gizli yasalar var yani?

kesin. her büyük devalüasyon türkiye’de rejim deðiþikliðine neden olur. 1946 devalüasyonu 4 yýl sürüyor, dp iktidara geliyor. 1958 devalüasyonu sonunda 60 ihtilâli oluyor. aðustos 1970 devalüasyonu 71 mart; 24 ocak kararlarý 12 eylül. 94’te de var ama asýl önemlisi 2001 þubat. rejim deðiþti. arkadaþlarýnýz bunu görsünler; böylece 28 þubat da bitti! 2001 þubat’ýndan önce yolsuzluklarýn peþinden giden adamlar yüceltiliyordu; þimdi onlarý hapse atacaðýz. tantan’ý, temizel’i hapse atacaðýz. genelkurmayýmýz bunlarla hiç ilgili deðil. sezer orada tek baþýna. dgm’den aldýlar bu suçlarýn yargýlanmasýný, genelkurmay ‘bizi ilgilendirmez’ dedi. devalüasyondan önce ilgileniyordu ama... bu bilimseldir.

--öyleyse, devalüasyonlarýn birer operasyon olduklarýný öne sürebilir miyiz?

onlar ayrý, kaçýnýlmazdýr, baþka yollarý vardýr, sistem gereðidir gibi... ama, millî güvenlik kurulu’ndaki anayasa kitabý tartýþmasýný ecevit ve arkadaþlarý hazýrladý.

geçenlerde derviþ de “o tartýþma olmasa da kur sistemi çökecekti” dedi.

duymadým, ama tecrübesiz bir cumhurbaþkanýmýz var ve ne yazýk ki tecrübe kazanmaya da yatkýn görünmüyor. iyi niyetli görünüyor. yanýna aldýðý ve en azýndan bir ikisini sabetayist olarak teþhis ettiðimiz teknisyenlerle bir mücadele vermeye kalkýyor. iyi niyetini alkýþlarýz, ‘saðolsun’ deriz, baþka bir þey söylemeyiz. ahmet necdet bey de yanýndakiler de olaylarýn içyüzünü görebilecek durumda deðil. bülent bey de çok parlak bir politikacý deðil ama yýllardýr bu oyunlarla yaþamýþ. adnan bey (menderes) çok iyiydi bu oyunlarda ve biz o zaman bir zam yapýlýnca mesel⠑acaba ne olacak?’ derdik. þehir hatlarý vapurlarýndan birisi boðaz’da bir yalýnýn üzerine giderdi, zam deðil yalý konuþulurdu. 28 þubat’ý en fazla önemseyen, neredeyse bir devrim haline getiren aydýnlýk dergisindeki arkadaþlardý, þimdi onlar da yapmýyorlar.

--medyanýn tavrýna ne diyorsunuz? güce olan baðýmlýlýklarý mý medyayý bu alanda aktif mücadele içine soktu?

Erbakan hoca o kadar hata yaptý ki... bedelsiz ithalat yaptý, yani vehbi koç’un otomobiline rakip getirdi. ayný zamanda ‘malezya’dan otomobil getireceðim’ dedi. kendi altýndaki sandalyeyi çekmiþ oldu. yoksa, 40 yýl tutarlardý baþka þeylere raðmen. týpký, keçeciler’in konya mitinginden dolayý 12 eylül’ün müsebbibi olarak gösterilmesi gibi erbakan’ýn baþbakanlýk konutu’ndaki tarikat yemeði... ama asýl sebep, çiller’le beraber koç ailesi’ne ve bütün otomotiv sanayiine karþý hiçbir gücü yokken savaþ açmasýydý. gitmeye mecburdu. dolayýsýyla 28 þubat, ihtilâl falan olacakmýþ... bunlar hikâye. eðer gerçek hayat dergisi çevresinde de 28 þubat’ýn çok önemli olmadýðýný söyleyenler varsa, ben de böyle diyorum.

---11 Eylül sonrasý geliþmelerden türkiye’deki liberal, demokrat, islâmcý unsurlarýn nasýl etkilenecek sizce?

bir defa islâmcý kesimin güvendiði daðlara kar yaðar; yaðdý da zaten. bu ayný zamanda benim sevgili kürt kardeþlerim için de doðrudur. liberaller için ne diyeceðimi bilemiyorum doðrusu, türkiye’de liberal var mý? demokratlar ise abd’ye bakacaktýr. ama bütün dünyada amerikan yaþam biçimine karþý sesler yükselecektir. dikkat edin, sovyet zamanýnda bile amerikan sistemine amerikan insanýna karþý bu kadar reddiyeci bir eleþtiri yoktu. hiç ummadýðýnýz suudi arabistan’da bile, abd karþýtý geliþmeler oluyor. humeyni zamanýndaki iran’da bile liderler amerika’ya bu kadar “kuþ beyinli” demediler. sol da kendisini tazeleyecektir. komünist manifesto’yu okuyacaktýr. burjuvazi ileriymiþ, özgürlükçü, yenilikçiymiþ... görecektir.

-------Amerika neler yapacak?

bugün, o adadaki, afganistan’dan alýnýp götürülenlere yapýlan muamele dünyanýn hiçbir yerinde hayvanlara bile yapýlmaz. fakat, görüyorsunuz, amerikan toplumunda hiçbir tepki yok. iþte bunun dünyada yaratacaðý bir tepki var. amerika isterse afganistan’a gitsin, isterse gürcistan’a gitsin ama önemli olan kendi memleketinde, sovyetler’in en güçlü olduðu zamanda bile fiske atamamýþlardý amerika’ya kaç yüzyýldýr? en büyük binalarý yerle bir edildi ve o yerle bir edilmenin karþýsýnda çok korkak, rafsancani’nin dediði gibi “bütün liderleri kuþ beyinli” çýktý. öldürülen gazetecinin yahudi olduðunu saklayabilen bir yapý, hiçbir yerde sýzmýyor. ancak israil övünmek için söyleyince ortaya çýkýyor.

----bu durumda sol ne yapmalý?

sol 50’leri 60’larý, 70’leri... hepsini yeniden deðerlendirmek zorunda. ayrýca, emperyalizm tek baþýna bir ekonomik teori deðildir. ideoloji çok daha önemli bir plana geldi ve emperyalizmin ordularý hareket halinde. bir yandan da, görüyorsunuz; þekerim, caným... böyle konuþuyor ve bütün bir að var. adam 15 günde geliyor, istediði yasayý geçirtiyor. ben kemal derviþ geldiði zaman sabetayist olduðunu söylediðimde kim bana “yalçýn küçük doðru söylüyor”, dedi? kanal 7 mi, yeni þafak mý, milliyet mi, hürriyet mi? hepsi bir yalan söylediler, þimdi kendileri kabul ediyorlar. bir adamý alacaksýn oraya, kemal atatürk’ü övüyorlar, biz de övüyoruz, onun oturduðu masaya oturtacaksýn... ve adam, ariel þaron geldi, onunla tek baþýna konuþtu. türk devlet nizamýnda hiçkimse tek baþýna konuþamaz. ama adam istediði zaman tel aviv’e gidiyor. benim görebildiðim þudur: türkiye iki nüfuz bölgesine bölünmüþ vaziyette. iskenderun-samsun hattýnýn batýsýný avrupa birliði; doðusu amerika... bu kadar benim söyleyeceðim.

---sizce derin devleti hangi güçler oluþturur?

ben derin devlet lafýný doðru bulmuyorum ama þöyledir; buna her devletin içinde belki bir örgüt olarak deðil teorik olarak düþünebileceðiniz devletin uzun dönemli aklýný temsil eden; bir anlamda daha tutucu; daha þiddetli bir yer vardýr. bunun en önemli örneði þudur: herkes, hükümet de kýbrýs sorunu yok dediði zaman hürriyet gazetesi, sedat simavi ‘kýbrýs sorunu var’ diyordu. palikaryalar (rum kabadayýsý) bütün bunlarý yaptý. kimdi bu? devletin içindeki bazý servislerden baðýmsýz mýydý? hayýr. ama buradan sabatayizm’e geçecek olursak kýbrýs meselesini çýkartan da onlardýr. gayet açýk. 6-7 eylül olaylarý çok açýk. ama onun ötesinde bir yerde seferberlik dairesi, kontr-gerilla olur, korkut eken olur... bunlar deðil. kimdir bu? kronikey aktarýyor, kennedy, ‘beni yahudiler öldürecek’, demiþ. derin devlet odur. çünkü, bütün 1945 sonrasý amerikan politikasýnda, ki ben o zaman yale üniversitesi’ndeydim, kennedy farklý bir ses çýkarttý ve çýkarttýðý anda da öldürüldü. derin devlet daha vurucudur; hukuk ve meþruiyet önemli deðildir.

---cumhuriyet döneminde hangi isimler hak etmedikleri þöhreti kazanmýþ hangi isimler de hak etmedikleri halde bir kenara itilmiþlerdir?

geliþtirdiðim sekiz kriterle bir insanýn sabetayist olup olmadýðý ortaya çýkýyor. çok önemli adamlar çýkýyor ortaya. örneðin, bir profesöre profesör olacaðý zaman dönemin mit’i ‘bu müslüman deðil’ demiþ. doðramacý için. e diyoruz ki mit yanýlabilir. ama baþka kriterler de var. ben daima 1967 israil-arap savaþý’ndan sonrasýna getiriyorum. bir adamýn bütün ömrünü solla amansýz bir mücadeleye adamýþ olmasýna dikkat ederim. þimdi kriterlere bakýnca meselâ naim talu, baþbakan oldu. hiçbir özelliði yok. sýradan bir masa memuru. 100 metre koþmamýþ, iyi yüzmemiþ, basket oynamamýþ, þarký söylememiþ, manken olmamýþ... hiçbir özelliði yok. ancak sabetayist olursanýz oluyor. ismail cem sýradan bir fýkra yazarýydý. hiçbir özelliði yok. akrabasý abdi ipekçi’nin fýkra yazarý yaptýðý birisi. cnn’de birkaç defa gördüm, ingilizcesi de kötü. bu adam trt genel müdürü oldu, dýþiþleri bakaný oldu... her gün bir baþarýsýzlýktan bir baþarýsýzlýða gidiyor türk dýþiþleri... liste çok uzun...

hepsi birbirinden yeteneksiz...

soru soracaðýz; bu muhteþem (kanunî) ne yapmýþtý da muhteþem denildi? zaten ona biz muhteþem dememiþiz; acaba tarihimizde iyiyi kötüyü, yüceyi alçaðý baþkalarýna göre mi tespit ediyoruz? ayyaþ demiþiz selim’e... kýbrýs’ý almasýyla ilgili bir þey mi gizledik? her þehzade de içer osmanlý’da, o daha sonra bir daha hiç içmemiþ. acaba biz kýbrýs’ýn yahudiler’e vermek için alýndýðýný gizlemek için mi adama ‘þarapseverdi de kýbrýs’ý aldý’ dedik. bir tarih böyle mi yazýlýr? baþka þarap, þarapçý mý yok? þunu çok iyi bilmek lâzým, çok yakýn zamana kadar siyonizm’in istediði toprak kudüs deðildi; en çok istediði yer kýbrýs’tý.

tarihi ben mi yazýyorum baþkasý mý yazýyor? benim sorunum bu. bu tarih benimse ben yazacaðým; bernard lewis yazmayacak bunu...

---türk aydýný ülke sorunlarý konusunda sorumlu davranabiliyor mu? ülkenin yaþadýðý sorunlarda aydýnlarýn payý var mýdýr, nedir?

türk aydýnýný bir yandan kýsýr bulurum, üretken deðildir; bir yandan da çok özverili bulurum. bütün olumsuzluklara raðmen türk aydýnýnýn sorumluluðu çok fazladýr, aydýn olmak da budur. ama 1900’lerdeki aydýnlar inanýlmaz bir þey. bana göre dünyada üç aydýn tabakasý çýkmýþtýr ve bunlar da o deyimleriyle literatüre geçmiþtir; jakobenler, narodnikler ve jön türkler. jön türkler teorik derinliðe sahip deðiller ama müthiþ bir sevgi; yenilmek bilmiyorlar. avrupa, ‘biz sizi burada istemiyoruz’ denilince ‘güçsüzüz’ demiyor, ‘peki’ demiyor bugünkü gibi. ‘tamam’ diyor, ‘ben bunu bir tepsi gibi alýr baþka yere götürürüm’ diyor. enver’in bu tarafý var. akçuralý yusuf... kazan’dan geleceksin; þeref vapuru’yla sürüleceksin, harbiye’den atýlacaksýn, paris’e gideceksin öbür taraftan geri geleceksin... inanýlmaz bir þey. gittikleri zaman 50 yaþlarýnda. þimdi kaç kiþi var 50 yaþýnda yeni bir mücadeleye baþlayacak?.. ama öbür taraftan da herþeyi dýþarýdan bekliyor düþünce alanýnda. bense dýþardan hiçbir þey beklemiyorum. mesele budur. chomsky derdi ki ‘russel batý’daki son aydýndýr’. ben, ‘chomsky yanlýþ söylüyor, son aydýn chomsky’dir’ derim. bana göre sartre aydýn deðildir, chomsky aydýndýr. bir aydýnýn her davranýþý bizim kafamýza uymaz. þimdi ilk defa gerçek hayat’a söylüyorum: ey türk aydýný, sabetayist deðilsen, aðzýnla kuþ tutsan türkiye’de ünlü olamazsýn! ün nedir? ün, varoþ kýzlarýnýn tutkusudur, bir aydýn ünlü olmak istemez. ünden kaçar. benim en önemli bulgularýmdan birisi, orhan pamuk’u çýkartmam. paris’te beþ yýl dilbilim çalýþtým. h sesini düþür; kimse orhan demez ki oran der ve oran ismi onlarda da vardýr. türk aydýnýna diyoruz ki; bir: kendi kafanla düþüneceksin. iki; senin bir defa ünlü olmak gibi bir sorunun yok, özverili bir aydýn tarihin var. þimdiye kadar paris’te eðer yahudi lobisine teslim olmazsan ünlü olamazsýn diyordum, þimdi diyorum ki; ünlü olman mümkün deðildir! bugün eðlence, tiyatro alanýnda 100’ünden 95’i sabetayisttir; bu düzenin romancý diye empoze ettiði kadýnlarýn çoðu sabetayisttir; hiçbir yetenekleri yok, türkçe yazamýyorlar. buna isyan etmeyecek miyiz? sabetayist bakanlarý da sadece dsp kontenjanýnda aramayalým. var mý bakalým mhp’de? arayalým. var mý bakalým anap’ta? bilimsel olalým...

----kemalizm’in bugünkü tanýmýyla atatürk’ün fikirleri arasýnda ne gibi farklar var?

kemal paþa zamanýnda bir takým pratikler vardý, kemalizm’in adý yoktu. 1950’li yýllarýn ortasýnda, çok büyük vaatlerle gelen menderes ciddi bir aydýn muhalefetiyle karþýlaþtý. buna çare olarak said-i nursî’yi çýkarttý, bir de kürtler’e göz kýrpmak için þeyh sait’in torununu milletvekili yaptý. aydýn muhalefeti, öðrenci muhalefeti de bir kenarda olan ismet paþa’yý öne çýkarttý. paþa o zamana kadar kemalist deðildi, zaten kimse kemalist deðildi. kemalizm olsa, atatürk’ün yasasý çýkartýlmazdý. kemalizm kodifiye edildi. nedir? bir: büyük devletlerden uzak olacaksýn. iki: büyük sermayeden uzak olacaksýn. üç: dinle mesafeli olacaksýn. bugün bunun üçü de yoktur. dolayýsýyla 28 þubat’ý kemalizm’e dönüþ olarak görmek bilim dýþýdýr.

----dinle mesafeli olmak dýþýnda diðer iki koda uymuyor...

hayýr, ona da uymuyor. iki üç ay önce millî güvenlik kurulu’na rapor sunuldu ‘tarikatlarla temas ettik’, diye. yunus emre’yi bir düzen kendi ideolojisi haline getirirse zaten laisizmden yavaþ yavaþ ayrýlýyor demektir. iyi mi kötü mü? þimdi meselâ gerçek hayat’ýn eski sayýlarýndan birinde iþte cemil meriç’i görüyoruz. cemil meriç’i ne kadar islâmcý sayarsýn? arada bir yerdedir.


---milli görüþ hareketinde bölünmeyi nasýl deðerlendiriyorsunuz?.

tahrik edilmiþ bir bölünme olarak görüyorum, birinci tarafý bu... ikinci tarafý bir hareket, güçlükle karþýlaþýnca, hareketin içinden bir kýsmý bir eðri çizerek gitmek ister. bu eðri çizerek giderse, böyle çevirerek gider hedefe ulaþýrsa baþarýlý olur. ulaþmazsa hain olur...

ana damar zayýflamýþ görünüyor ama bu islâmcý kesimin tazelenmesine neden olursa, yapmýþ olduðu bu denemelerin verimini tartmasýna; verimsizleri görmesine neden olursa çok yararlýdýr. çünkü bu türkiye devam edecektir. benim iç savaþ dediðim 30 yýlda sol bir yükseliþ denedi, islâm bir yükseliþ denedi, kürt istekleri bir yükseliþ denedi... bunlarýn hepsi resmi lâfý kullanacak olursak ‘yenildi’. ama öyle bir yenilme ki, kim yendiyse o yenerken çok çok zayýfladý. sol ve islâmcý kesim dýþýndakilerin yaratýcý bir düþünce kanalý yoktu. bugün türkiye üretkenliðini yitirmiþ vaziyettedir. bugün türkiye hiçbir þey üretmiyor, hiçbir þeyi tartýþamýyor; hiçbir yeni kadro çýkartamýyor. eðer sen, benim adamlarým dünya bankasý’nda çalýþýyor diyor ve çözüm için dýþardan türkiye’de hiçbir deneyimi olmayan ve bir zavallý imf memuru getirip sana ne dikte ederse, onunla konuþuyorsan türkiye tükenmiþ demektir. durmadan iþlevsiz üniversiteler yapacaksýn; televizyonlarýnda hiçbir sunucu iletiþim fakültesinden mezun olmayacak.. bu da bir tükenmedir. bir memleket nasýl tükenir? mafyalarýn yatak odalarýndan çýkýp da sunucu oluyorsa kadýnlar... tek kriterse þarkýcý olmak için... öyle bir hale geldi ki, þike meselesinde de görüyoruz, bir kadýn çýkýp ‘onunla yatýyorum’ diyor. çünkü o bir doktora! doktora! üniversitenin üzerinde. susurluk sanýklarýndan biri içeri girdi, birkaç kadýn açýkladý... tükenme budur. eðer sen mustafa kemal’le övünüyorsan, onun girdiði odasýna amerika’dan adam getiriyorsan; iþadamlarýný baþbakanlýk koltuðunda oturtup basýn toplantýsý yaptýrýyorsan tükenme budur. baþka ne olacak? her gün avrupa’dan türkiye aleyhine en aðýr kararlar çýkýyor.

-----yine de ‘dayak yiyenler’ için bir imkân doðuyor diyorsunuz?

benim buraya yakýn bahçeli evimde fasulye yetiþtiriyordum. her sabah suluyordum. su veriyorum veriyorum fasulye vermiyor.. sonra bir gün oradan geçen beni seven halktan bir insan ‘hocam yanlýþ yapýyorsun. fasulye de bütün bitkiler gibi öleceði zaman verim verir’ dedi, ‘neslini devam ettirmek için’... ‘suyunu kes’ dedi. ‘çok az ver’ dedi. þu anda bütün bunlar da böyle, o kadar... suyumuz kesildiði zaman verim vereceðiz. yaratýcý düþünce budur. çabalarýmýzýn hepsi budur.
(hemingway, 02.02.2004 07:00)

yeni harmanda popstar hakkýnda yorum yapmasý istendiðinde yine ikinci cümlede sabetaycýlardan bahsetmeye baþlamýþ, sanýrým takýntýlý kiþilik. ancak paranoyak olmasý takip edilmediði anlamýna gelmez.
(poturgilinpotur, 18.02.2004 08:58)

gercek hayat dergisinden bekir fuat ile gorusmus... derginin ne oldugunu bilmiyorum, ama yalcin kucuk'un ne oldugunu bilenler icin bir yeni kanit, bilmeyenler icin de iyi bi paranoyak analizi...


prof. dr. yalçýn küçük: bu ülkeyi soysuzlara býrakamayýz.

prof. dr. yalçýn küçük ilginç ve beklenmedik çýkýþlarýyla türk solunun en çok konuþulan isimlerinden biri oldu. 1985’ten bu yana kýrmýzý kaþkolunu çýkartmadý, apo ile dostluðunu inkar etmedi, tarih ve aydýn üzerine aykýrý tezler ortaya koydu, adýyla anýlan bir sol fraksiyon var... geçmiþte apo’yla suriye’deki kamplarýnda görüþerek þimþekleri üzerine çeken prof. küçük son yýllarda sabatayistleri deþifre etmesiyle adýndan söz ettirdi.

sabatayistlik ve yahudi lobileri karþýsýndaki duruþunuzu bir yana býrakýrsak nasýl bir yalçýn küçük portresiyle karþý karþýyayýz?
insanýn kendi portresini çizmesi çok zor. ama bu soru da benim açýmdan sevindirici. çünkü ben bu çalýþmalarla tanýnmak istemem. benim kültürümüzdeki, düþüncelerimizdeki sapmalarla ilgili mücadelem eskidir. mücadele ve devamlý savaþ halinde bir insaným. bir de öcalan’la görüþmem gündeme getirildi hep. ben bu görüþmenin gerekli olduðuna o zaman da inanýyordum, þimdi de inanýyorum. ama bazen kendime yalçýn küçük sana mý düþtü bu iþ dediðim de olmuþtur.

gerçekten öcalan’la görüþmek size mi düþtü?
evet, çünkü hiç kimse yapmadý. keþke birisi yapsaydý, ben baþkasýnýn yaptýðý hiçbir iþi yapmadým. ben hep yapýlmayan iþleri yaptým. aydýn, sýnýrlarda yaþayan adamdýr. her þeyin sýnýrýnda.

pkk’nýn mesajlarýný türkiye’ye, türkiye’nin mesajlarýný pkk’ya taþýdýðýnýz söyleniyor. böyle bir göreviniz var mýydý?
bu sorunun cevabý benimle ilgili iddialarda var. abdullah öcalan imralý’da konuþtuðu zaman yaþar kaya, diðerleri, hepsi... yalçýn küçük konuþuyor dediler. öcalan’ý bozan yalçýn küçük’tür dediler. benim böyle bir iddiam yok ama kan gövdeyi götürürken apo kardeþim dedim, kürtler kardeþim diyordum, kürtler de bunu böyle anladýlar. bu sorunuz bugün beni çok sevindirdi. çünkü ben haklýyým, bütün bunlarý söyleyen ben barzani ve talabani’nin ibrani kökenli olduðunu, orda kurulmakta olan devletin bir kürt judaik devlet olduðunu söylüyorum.

öcalan’ýn yakalanýp türkiye’ye getiriliþi sizi memnun etti mi? türkiye’nin lehine oldu mu?
öcalan’ýn getiriliþinin türkiye’ye hiç bir faydasý olmadý. o çizgimden zerre kadar dönmüþ deðilim ve kürt devletini bugün daha da yanlýþ buluyorum. öcalan buraya geldiði zaman da þu anda da, öcalan’a baðlý olan ne kadar güç varsa kuzey irak’da kurulmakta olan devlete karþý seferber etmek gerektiðine inanýyorum. ben bugün k. irak’ta iki kürt karargahýna bombalý saldýrý olduðu zaman yas tutan diyarbakýr belediye baþkanýný siyonizme yakýn görüyorum. o benim kürdüm deðil. öcalan’a giden de benim, bunu söyleyen de benim. abdullah gül týpký diyarbakýr belediye baþkaný kadar acý çekiyor. hangi kavim nerde devlet kurmak istiyorsa bizim o kavmin devlet kurmasýna karþý çýkmamýz diye bir þey yok. biz amerikanýn, israil’in himayesinde hiçbir hareketi desteklemeyiz, hepsini hain görürüz. ister türk olur ister kürt olur.

öcalan’ýn türkiye’ye getiriliþinde sizin dahliniz var mýydý?
yoktu, ancak cenk duatepe benim bacanaðým olur. o zaman þam büyükelçisiydi. bazý kürt kaynaklarý iki bacanak bu iþi ayarladý dediler. hikmet çetin de bütün sorun bu iki bacanaktan çýkýyor biri bir tarafa çekiyor, biri bir tarafa çekiyor diyordu. benim bu ayarlamada hiçbir rolüm yok. ancak þu olabilir, ben 1995’ten bu yana kaný durdurmaya çalýþýyordum. çünkü benim açýmdan kürtler alacaklarýný almýþlardý, hala da ayný görüþteyim, benim görebildiðim türkiye kürtlerinin bu yeni durum hariç, türkiye’den ayrýlmak gibi bir vizyonlarý yoktu. 1995’ten itibaren bu iþin artýk hiçbir yararý olmadýðýný, bu silahlý çatýþmanýn iki tarafa da yararý olmadýðýný söylüyorum.

þimdi kan durdu. siz de rolünüz bitti, öyle mi?
benim öyle bir þeyim olmadý. ancak þu tarafý doðrudur, öcalan bu iþi daha vahim taraflara götürmek istemedi. ben kürt olsam, bir kürt devrimcisi olsam, öcalan’ý çok beðenmem, fazla türkiyelidir, aþýrý mustafa kemal hayranýdýr. ve en beðendiðim yaný da kendi halkýný çok iyi eleþtiriyordu. karþýlaþtýrmýyorum ama bizim paþamýz, kemal paþamýz gibi ‘ey türk sen þöyle en yüksek, böyle en iyisin’ filan demiyordu. daima alçaksýnýz, ezilmiþsiniz diyordu. ben de tepkili olurdum sorularýmda, hiç mi sevmiyorsun bu halký derdim.

cenk duatepe ile hala görüþüyor musunuz?
tabii. cenk duatepe türk devletinin kürt politikasýnda en kritik zamanlarda en yüksek devlet memuru oldu. ve bana göre çok yanlýþ yaptýlar. irak’taki bu devleti onlar kurdular. belki de devletin açýklanmayan, kaðýda dökülmeyen gizli bir doktrini vardý, bu bir kürt devleti kurmak olabilir. ben þimdi bunu yazacaðým ve bunu son derece tehlikeli buluyorum.

öcalan’ý türkiye’ye kim hangi amaçla getirtti?
öcalan’ý amerika getirtti. abd ve israil öcalan’ý bulunduðu yerden türkiye için çýkartmadý. israil’in ayakta kalabilmesi için büyümesi þarttýr.

bu pkk’nýn meþrulaþtýrýlmasý için söylenen bir gerekçeye benziyor..
hayýr, hayýr, bu israil’in yaptýðý iþ deðil. israil çýkarýna amerika ile yapýlan iþtir. bakýn 11 eylül olayýnda afganistan önemli deðil, abd saddam’ý yakalamadan onurunun düzeldiðini düþünemez dedim. öte yandan hala israil için bir suriye savaþýna ihtiyaç var. irak yetmez, türkiye ile urfa ile baðlantý kurabilmek için suriye þarttýr. türk-islam sentezi de bir israil projesidir.

türk-islam sentezinden kastýnýz ne?
türkiye’yi osmanlý çevresinden koparmak. bugün islamcý kesim önümüzdeki yýllarda bana daha da büyük düþmanlýk yapacak. çünkü ben islami tarikatlarýn çoðunun içindeki adamlarýn ibrani asýllý olduklarýný daha da önemlisi hala ibrani olduklarýný göstereceðim.

sizin yazdýklarýný okuyan kendinden de þüphe ediyor?
ben bildiklerimin milyarda birini yazdým. þimdi kendi ailemde de ibrani’leri tespit ediyorum. benim en sevdiðim eniþtem hiçbir kuþkum yok sabataist asýllý. ancak ben kimsenin ne asýllý olduðuyla uðraþmýyorum. ben gizli bir örgüt gibi çalýþýp subaþlarýný tutmalarý, baþka kimseyi geçirmemeleri ve bu ülkeye sadakatlerini yitirmiþ olmalarýyla uðraþýyorum. yazýsýz anayasa var. ibrani kökenli olmayan cumhurbaþkanlýðý özel kalem müdürü olamaz. iþte derin devlet budur. derin devlet ibrani kökenlilerin devleti ele geçirmesinin adýdýr.

bu konuyu deþifre eden sabatayist ilgaz zorlu ve sizin çalýþmalarýnýz tersinden sabatayistlerin birleþmesine ve daha da güçlenmesine vesilesi olmuyor mu?
ilgaz zorlu sabatayizme karþý mücadele veriyor. onlarla kavga etti, onlarý ahlaksýz buluyor. benim çýkýþýmsa israil’in oyununu bozdu. mesela israil cumhuriyetin kurucusunun yahudi kökenli olduðunu deklârasyona hazýrlanýyordu. türkiye’nin çok önemli ölçüde yahudi inisiyatifiyle oluþtuðunu deklare etmeye hazýrlanýyordu. benim çalýþmalarým bunlarý sekteye uðrattý.
iki yalçýn küçük çýkýyor karþýmýza. biri entelektüel, aydýn, yazar, diðeri karanlýk iliþkiler içinde. yoksa siz mit ile iliþkili biri misiniz?
bu ülkeyi soysuzlara býrakamayýz. mit’in içinde gücüm olsun isterim. benim hangi karanlýk iliþkim olabilir. devlet bana bir üniversiteyi bile çok görüyor. sonradan dost olduk, þevket eygi, benim için genelkurmay veriyor, yazýyor dedi. genelkurmay doðu’ya veriyor, bana niye versin? ben hiç kimsenin beklemediði þeyleri yazdým, son kýrk yýl içinde benim yazdýklarýmý çýkarýn adam gibi hiçbir tartýþma bulamazsýnýz. yalçýn küçüðün çýkardýðý yasalara göre ibrani asýllý olmayan dýþ iþleri bakýný olamaz diyorum.

abdullah gül de mi ibranî asýllý bu durumda?
çok büyük ihtimalle. ama her bilimsel yasa bir eðilim olarak vardýr. istisnalarý olabilir. siz bana, abdullah gül öyle mi demeyin, en yakýn arkadaþýnýz hikmet çetin öyle mi diye sorabilirsiniz. ben size cevap olarak ikinci bir yalçýn küçük yasasýný koyarým ortaya. þu sýrada amerika, ibrani baðlantýsý olmayanlarý atamaz. eðer kürt görüntüsü varsa tercihen atar. biz bilimle çalýþýyoruz, dolayýsýyla benim karanlýk görünmem çok normal.

siz geçmiþte aydýn doðan’la ayný safta erbakan’a karþý 28 þubatý desteklediniz. þimdi ise erbakan’la ayný þeylere karþý çýkýyorsunuz...
bir defa 28 þubatçýlarla hiç birlikte olmadým. ama ben refah partisinin kapatýlmasýný istedim. çünkü erbakan iktidara geldi, türkiye aydýnýyla gulu gulu diye alay etti. türkiye’de israil yanlýsý üç büyük karar alýnmýþtýr. bir, ismet paþa zamanýnda israil tanýnmýþtýr. iki, erbakan hocanýn baþbakanlýðýnda stratejik anlaþma yapýlmýþtýr. üç, devlet bahçeli zamanýnda, arap kardeþlerimizin ezildiði zaman tank anlaþmasý yapýlmýþtýr. ben söylediklerimden hiçbirini geri almýyorum. bizim dine karþý saygýmýz var. ama din esasýna karþý bir devlet istemiyoruz. fransa’da yahudilerle komünistler iþbirliði yaptý, o zaman ezene karþý onlar eziliyordu. ben þu anda islâmýn bir kýsmýyla iþbirliði yaparým çünkü eziliyorum. erbakan iktidarda olduðu zaman ben iþbirliði yapmam. ölüm oruçlarý vardý. adalet bakaný þevket kazan ‘bu gece kadir gecesi’ dedi. ‘istediklerini kabul ediyorum.’ bakýn orada ölümlerine aðladýðým insanlara hayat veriyordu ama kamu kararý kadir gecesine baðlanamaz. o meþhur andýç’taki üç adamdan biri benim. ben aydýn doðan’lar, þunlar bunlar, hem kanal d, hem atv bana teklif etti, paris’ten beraber gelelim dediler. hayýr dedim. sonra sizin benimle ilgili bir yanlýþýnýz var. aydýn doðan’ý þunlarý bunlarý eleþtirmeye yeni baþlamadým. biz hep savaþ ediyoruz.

refah-yol’un yýkýlmasýnda da israil’in büyük etkisi olduðu söylenmiþti...
bundan hiç kuþku duymuyorum. çünkü erbakan ele avuca sýðmayan bir adam. her þeye raðmen erbakan arap dostluðu diyordu. refah-yol’un yakýlýþýnýn sebebi erbakan’ýn baþbakanlýkta adam toplamasý deðildi. asýl sebep erbakan hoca’nýn bedelsiz ithalatý açmasýydý. yani rahmi koç’un otomobilleri satýlmayacaktý. bugün türkiye birinci dünya savaþýnýn sonunu son üç ayda kabul etti. türkiye abdullah gül ve tayyip bey misyonuna kadar osmanlý’nýn bittiðini ve birinci dünya savaþýnda yenildiðini kabul etmemiþti. þimdi siz kuzey irak’ta ne olursa bush amca bizi dövdüler diyorsanýz, orda artýk iktidarýnýz kalmamýþtýr. kýbrýs’ta da bir iddianýz kalmayacak.

abdullah gül’le tayyip erdoðan þimdi osmanlý’nýn yýkýlýþýný mý ilan ediyorlar?
benim söylediðim abdullah gül’le tayyip bey çok geçici. bunlar kenan evren’in en hakiki çocuklarý. ben 4 kasým’da yüksek bürokrasinin en çok istediði hükmet geldi dedim. bir þey daha var, bu hükümet gelmeden evvel her cuma camilerde çok büyük kalabalýklar çýkýp büyük tepkiler gösterirlerdi. þimdi camiler de sustu. hiçbir tepki yok türkiye’de. her þey yýkýldý. kendimi de katayým, bunu önleyemiyorsam ben de onun bir parçasýyým.
(kediaman, 20.02.2004 12:22)

artýk bilim kurgu yazýyor. zira kitaplarýný ithaki yayýnlarý basýyor.
(deepdiver, 20.02.2004 12:28)

can yucel ustanin "yalçýn küçük küçüktür/ama mide býlandýrýr" dizelerine nail olmus kisilik...
(mir, 20.02.2004 12:36)

su aralar eksi sözlük ortamini analiz ettiginden emin oldugum insan evladi. verecek demecleri, "mason bunlar, siyonik" diyecek, "büyük israil´i kuranlara yardim ediyorlar" diyecek. hele bir de samatya´ya sardirdi mi, yandik valla.
(2 carpi 2, 16.03.2004 17:52)

kendine has bir düþünce yapýsý ve sorgulama sistemi olan adam. takýntýsý, paranoyasý, komplo teorisi bol olsa da türk aydýn dünyasýnda düþünceleri takip edilmeye deðer nadir isimlerden.

birde kitaplarýnda sýk sýk bahsettiði sherlock holmes'ü okumaya teþvik etti ki , kendisine buradan teþekkür ediyorum... sözlük analizinizi de bekliyoruz hocam.!

(bkz: yalcin kucuk gibi yazi yazma rehberi)
(anoktale, 28.03.2004 16:58 ~ 16.01.2005 16:13)

bir söyleþi ustasý... yeni harman'daki "siz kimsiniz, yalçýn küçük kimdir, nedir?" sorusunu þukelalýk yanýtlamýþtýr.


yonca poyraz doðan -amerikanýn sesi radyosu-

-- yalçýn küçük kamuoyu önündeki pek çok kiþinin kim olduðu, nereden geldiði ve nereye gittiði yolundaki yorum ve bulgularýyla bizi her zaman þaþýrtmakta, düþündürmekte. acaba yalçýn küçük kimdir? annesi, babasý, büyükbabasý, daha ötesi? benim gibi meraklý okuyucularýna kendisini anlatmasýný rica etsem... bir baþka merak ettiðim konu: acaba abd'de hiç bulundu mu? bulunduysa ne zaman ve ne amaçla? bulunmadýysa, gitmek ister mi?


yalçýn küçük:
yonca haným; herkesin bir uzmanlýk alaný var, ben kendimi "kaçma ustasý" sayýyorum; planlama'yý çok severdim, "birinci plancýlar" arasýnda adým geçmektedir, süleyman bey (demirel) baþbakan oldu, doðrudan doðruya baþbakana baðlýydýk, kaçtým ve bir de turgut bey'i, özal'ý, müsteþar yapacaktý, duramadým. benim her ikisini de bozmam mümkün deðildi, yeteri ölçüde bozulmuþlardý, ben tanýdýðýmda bozulmanýn en yüksek aþamasýnda, "highest state" diyorlar, idiler, bulaþýr korkusuyla kaçtým. cumhuriyet gazetesi'nde gerçekten harikalar yaratýyorduk, kaçtým; cumhuriyet, soldan adam alýp saða veren bir devr-i daim makinasýdýr, kaçtým, kalsaydým bir hasan cemal olacaktým, bu ailemize gelebilecek en büyük felakettir, annemin beni reddetmesinden korktum. "oðlum, düþtük, yoksullaþtýk, ama onurlu yaþýyorduk, bu ayýbý evimize nasýl getirirsin" demesi mümkündü, kaçtým. büyük devrimcimiz doðan avcýoðlu'nun yazý iþleri müdürü idi, devrim yapacaktý, "yapmayýn" diyenleri beðenmiyordu, þimdi sadece tayep bey'i beðeniyor, kendisini bir takoz yapmýþ, devrimin önüne atýyor; siyonizm þimdi ülkesini seven bir ordu'ya karþýdýr. hasan cemal olma tehlikesi vardý, kaçtým; cumhuriyet gazetesi beni bozamadý ve bu nedenle kin duyuyorlar.


demirel'in cumhurbaþkanlýðý yetmedi, bir de madam çiller baþbakan oldu, saygýn bir üniversite profesörü idim, bunu aydýn onurum ile baðdaþtýramadým, kaçtým. aslýnda daða çýkmam gerekiyordu, yürekli davranamadým, paris'e kaçtým. parisli olmak üzereydim, korktum, türkiye'ye hapse kaçtým; yaþamla þakayý seviyorum, bir cumhuriyet bayramý'nda edirne cezaevi'ne girdim. eski bir kýþla imiþ, çok güzeldi, bayýldým ve neden üniversite yapmýyorlar, þaþtým. amerika'da yale'de graduate study yapýyordum, çok parlaktým, öðrenciler için açýlan mülakatý kazandým ve dünya bankasý'nda staj gördüm. boðuluyordum, amerika bir kazandýr, beni de kendisine benzetme ihtimalini sezdim, derhal kaçtým. iktisat okuyordum, yale'de çok iyi okutuyorlardý ve ben çok iyi okuyordum; çok iyi okuduðum için iktisat mesleðinin geri zekalýlaþtýran bir eðitim olduðunu hemen anladým ve bunu, kemal derviþ ile asaf savaþ'a býraktým, kaçtým. amerika'dan þimdi sadece new england'ýn renkli, kýrmýzý çamlarýný özlüyorum. harika'dýr. çok eleþtirildim, normal sayýyorum. beni çýkartýnýz, son kýrk yýlda türkiye'de hiçbir ciddi tartýþma kalmaz; bunu söyleyebiliyorum. ütopya ve red damarlarý nerede ise yok bir toplumda, karþýlaþtýðým olumsuzluklarý çok sayamýyorum. cemil meriç'in ölümünden sonraki dosyalarý arasýnda bulunup yayýnlanan, herhalde on yýldan uzun oldu, "yalçýn küçük çaðýmýzýn namýk kemal'idir" sözüne inanmasam da hoþuma gidiyor. cemal süreya'nýn benim hakkýmda, "gizli þairdir" yazýsý ise yeni bir kavramdýr, þair'i, içini hiç utanmadan ve sýkýlmadan açabilen olarak tarif edersek bunu kabul edebiliyorum. içten olamýyorlar ve þair olamýyorlar, azdýrlar ve ben, þiir yazmýyorum. kýrk bin askerdiler, bir adada savaþýyorlardý, bana "kabadayý profesör asteðmen" adýný taktýlar, gerçekten öyle olmak isterdim. savaþ, bir sýnýf savaþýdýr ve bir liderlik sýnavýdýr, "sýnýf" ve "liderlik" kavramlarý ile en çok savaþta karþýlaþtým; yeþil hat'ta idim, geceleri, cipe atlardým, belki on ve belki yirmi nöbet vardýr, hepsine ayrý parola gereklidir, "`duuur!.. yaklaaaaþþþ! kimdir o`?" yaklaþmak ve fýsýltý halinde parolalarý söylemek zorunludur, bilemezse nöbetçi vurmaya mecburdur. subaylarý da vururlar; "they shoot horses, don't they" filmi, bana göre amerika'yý en çok anlatandýr. beni vurmazlardý, ama ben hiç bilmezdim, bana hepsi açýlýrdý; kabataþ lisesi'nden yatýlý arkadaþým örsan (öymen)*, lefkoþa'da, saray oteli'nde içki içerdi, bir gazeteci, bir savaþçý buluþurduk. örsan'la buluþmak için her gece belki yirmi vurulma tehlikesini seviyordum. beni vurmuyorlardý ve bazen girne'ye giderdim, henüz mhp, "türk" diye kýrk bin mafya artýðýný kýbrýs'a yerleþtirmemiþti, girne'de mezeler kabul edilebilir derecede idiler ve geceler güzeldir. savaþ, týpký sevgili ile yalnýz, insanýn insanlýðý ile çýrýlçýplak kaldýðý yerdir; o askerlerimi özlüyorum. belki artýk insanlýðýmýzý bulacaðýmýz tek yer savaþ alanýdýr; özlüyorum. insanýn peþinde savaþý özlemek acýdýr, biliyorum.


merak'ta önümde balzac ve da vinci var, bunlarýn dýþýnda benden daha meraklý bir insan olabileceðini düþünemiyorum. ayrýca hep hedef koyuyorum, yetiþip aþmaya çalýþýyorum, lenin bize "dognat'ý peregnat" sözcüklerini öðretmiþti, rusca "yetiþmek ve geçmek" anlamýndadýr; þimdi önümde bir namýk kemal ve bir de enver (paþa) kaldýlar. kemal bey, bir büyük öncüdür, ilk romaný, ilk tiyatroyu ve ilk politik sürgünü kemal'e borçluyuz; ben de kemal bey misali korkaðým, kemal bey, kaçarken korkuyormuþ, "korkma, sonunda bir ölüm var" demiþler. beni savaþa gönderiyorlardý ve aðlýyordum. kemal, sürgün için boðaz'ý geçerken aðlýyormuþ, kendime deðil, ben ölürsem efkarý umumiye de biter, buna aðlýyorum; cevabý budur. kemal bey, tek baþýna, bugünkü ve çok yanlýþ söyleyiþ ile, "kamuoyu" idi. ben henüz tek baþýma seksen üniversite olamadým; aslýnda seksen sýfýrýn toplamý da sýfýrdýr, fakat yine de tek baþýma seksen üniversite olmak istiyorum.


enver paþa, benim için, yenilmeyi bilmeyen adam'dýr. annem de öyle idi. annem ihtilalci bir ailedendir. babam zengin, güçlü, iþbirlikçi bir aileden geliyordu, iflas etmesini bildi. bu iyi olmuþtur, çöküþü yaþadým; ancak devrim, kaba marksistlerin inandýklarý türden hep çöküþte ve hep yoksullarda deðildir, yükseliþi de bilmek ve istemek gereklidir ve ben bu nedenle, halkýmý ve aydýnýmýzý hep yükseklerden de uçurmayý deniyorum. yüksek tepeleri zaptetmek ve bunun için de tanýmak zorundayýz. bir de güvenmek gereklidir. bir fransýz sömürgesinde dünyaya geldim. zengin, iþbirlikçi babam, bütün sömürge zenginleri misali, bizi sömürgeci ülke terbiyesi ile yetiþtirmeye zorladý. bendeki fransýz formalizmi oradan gelmektedir. her halim savaþ halidir. ne yaparsam, çok eleþtirdiðim ve ancak her zaman bir parçasý olmaktan kývanç ve onur duyduðum türk aydýný için yapýyorum. osmanlý tevazuunu sahtecilik sayarým, "türkiye aydýný adýna yapýyorum" demek istiyorum. benden meraklýsý var mý, annem ve babam ben sürgündeyken göçtüler, beni büyük bir bilimsel dürüstlükle yetiþtirdikleri için, her gün, yüce gök'e þükranlarýmý sunuyorum. þimdi kendi ailemde de ibrani asýllýlarý teþhis edebiliyorum. yerim olmadýðý için yazamýyorum. izzet eniþtem, þaziye teyzem ile evli idi, yazlarý adana'da baðlarýnda geçirmek için can atardým, org çalar ve akerdiyonu elinden býrakmazdý, soyadý "erozan" idi; berrin nadi'nin babasýnýn soyadýdýr. en küçük teyzem, adý "çimen", evlilik soyadý "ilyasoðlu" böyle bir müzik eleþtirmeni var; ve bütün bilgiler uymaktadýr.

kant, bize aklýn bütünlük ve mutlak peþinde koþtuðunu öðretti. bütünlük peþinde koþmayan, kant'a göre, insan deðildir ve ben araþtýrmalarýmý sürdürüyorum. sýrada, teþkilat-ý mahsusa'dan ihtilaci dedem var; ve bunlar beni hiç rahatsýz etmemektedir.


bilgi:

onlar sordu, yalçýn küçük yanýtladý*, yeni harman dergisi-13 þubat 2004, 54.sayý-
(anoktale, 03.04.2004 14:05 ~ 14:08)

babadan iþbirlikçi anneden ihtilalci
roportaj: cemal kalyoncu

iskenderun’un iki konaðýnýn evliliðinden doðan prof. dr. yalçýn küçük, baba tarafýndan türkmen, anne
tarafýndan ise kafkasyalý bir aileye mensuptur. küçük, hayatý boyunca, kritik anlardaki kaçýþlarýyla bugün bulunduðu konuma gelmiþ biridir.

yalçýn küçük’ü benim kuþaðým profesör unvanýyla, kýsmen isyancý ve daha çok ‘sivri’ muhalif çýkýþlarýyla tanýdý. o kadar ki, çoðunluk tarafýndan, türkiye cumhuriyeti’ne bile uzak düþmüþ birisi olarak algýlandý; özellikle de terörist lider abdullah öcalan’la olan iliþkilerinden dolayý. küçük’ü son yýllarda da, özellikle 1999 yýlýndan itibaren sabetayistler hakkýndaki açýklamalarý ile gündemdeki yerini almýþ olarak gördük.

–sizdeki bu merak nereden baþladý?

“ismail cem’in cumhurbaþkanlýðýný engellemek için bunu kullandým. baþarýlý da oldum. bu iþi ben baþlatmadým. teþhislerime güveniyorlar. partilerden, yöneticilerden, devletin en yüce katýnda görev alanlardan bu eve gelenler oluyor. gelenler arasýnda, beni her gün hücrelere attýranlar da var. baþbakanlarý, cumhurbaþkanlarýný soruyorlar; kendilerini soranlar da var. hâlâ devletin içindeler. isim vermiyorum.”

–sizin sabetayist dediðiniz birisi hakikaten deðilse, o zaman ne düþünürsünüz?

“þöyle derim böyle derim, sonradan da özür dilerim. çünkü bunun hiç bir hakaretamiz yaný yok. benim onlara söylediðim, ‘yaþadýðýnýz hayat ne kadar kötü bir hayat. ne kadar iki yüzlü... bunlarýn öyle kurallarý var ki. yeni kitabýmda bir resim basacaðým... (küçük, tekeliyet adýyla yeni bir kitap hazýrlýðý yapýyor.)”

ailesi türkmen ve kafkasyalý

gelelim yalçýn küçük’e. peki yalçýn küçük kimdir? kimlerdendir? yalçýn küçük, baba tarafýndan, bugün toroslar’da abacýlý adýyla bir de köyleri bulunan türkmen bir aileye mensuptur: “biz akkoyunluyuz, yerleþmiþ, yörük. akkoyunlular isyancý olur.” iskenderunlu bir aile olan yalçýn küçük’ün ailesi, yörede küçükefendiler olarak tanýnmaktadýr. kendisi de küçükefendi’nin yalçýn’ý olarak bilinmektedir. özellikle baba tarafý, zamanýn varlýklý ailelerindendir. ticaret ve kereste tüccarlýðý yapan dedesi hüseyin küçükefendi’nin teslime haným’la evliliðinden doðan dört çocuðundan biri, yalçýn küçük’ün de babasý olan hakký bey, diðer erkek kardeþi ile birlikte ailenin mal varlýðýný batýrmýþ biri olarak aile tarihine geçmiþtir: “halep’te para yemiþler, lüks içinde yaþamýþlar.”

‘baba tarafým iþbirlikçi, anne tarafým ihtilâlcidir’

hakký bey, iskenderun’a halep’ten gelip yerleþmiþ sabuni ailesinden þerife haným’la evlenmiþtir. þerife haným, iskenderun belediye reisliði de yapmýþ olan ahmet sabuni’nin torunudur: “annemle babam, iskenderun’un sabuniler ile küçükefendiler adlý iki konaðýnýn evliliðidir.” þerife haným, ahmet sabuni’nin kýzý olan behiye haným’ýn, yörede ihtilâlci olarak bilinen osman yanuçoðlu ile evliliðinden dünyaya gelmiþtir. ailesi kafkasyalý olan osman yanuçoðlu’nun, kurtuluþ savaþý yýllarýnda hatay ve civarýnda çete reisliði yaptýðý bilinmektedir: “hüseyin kývrýkoðlu zamanýnda genelkurmay, hatay/dörtyol’un düþmana ilk kurþun atýlan yer olduðunu kabûl etti. ilk kurþunu atanlardan biri deseler ben buna inanmam; ama bizim bildiðimiz, dedemiz orada çete reisi idi. iskenderun’da chp’den belediye baþkanlýðý yapmýþ dayým orhan yanuçoðlu da, babasýnýn teþkilat—ý mahsusa’dan olduðunu söyledi. dolayýsýyla benim anne tarafým ihtilâlci, baba tarafým iþbirlikçi idi.”

–iþbirlikçi derken...

“fransýz komutanlarýnýn en güvendiði adam. ailemizdeki bütün bilgiler öyle. babam bizi tam bir fransýz terbiyesi ile yetiþtirmeye çalýþýrdý.”

küçükefendi’nin yalçýn’ý; talay, nilgün, ömer faruk ve nilüfer’in de aralarýnda yer aldýðý beþ çocuklu böyle bir ailenin ferdi olarak 1938 yýlýnda dünyaya gelir. o tarihte iskenderun fransýz iþgali altýnda olduðundan, küçük yalçýn da fransýz yurttaþý olarak doðmuþ olur. fransýz yurttaþý olarak doðmanýn faydasýný yalçýn küçük, hayatýnýn ilerleyen yýllarýnda, 1993 senesinde türkiye’den kaçýp fransa’ya gittiðinde görecektir: “orada kolaylýkla pasaport alabileceðimi öðrendim. fransýz kimliði alabilir miyim diye düþündüm. ‘alabilirsin’ dendi. iskenderun’dan kayýtlarý getirdim; ama almadým. zaten, üniversite profesörü olarak gittiðim için yeþil pasaportum vardý.”

alevisi, sünnisi, arap’ý, yahudisiyle bir kültürel mozaik içinde geçen yalçýn’ýn çocukluðu, ikinci dünya savaþý’nýn sürdüðü yýllara denk gelir.

aile henüz fakirleþmediði için küçük, çocukluðunun o ilk yýllarýnda tipik bir konak hayatý yaþamaktadýr. ancak, babasý ve amcasýnýn ailenin varlýðý üzerinde sefa sürmesi sonucu ekonomik olarak fakirleþen küçükefendi ailesinde yalçýn’ýn okullu olmasý ile birlikte sýkýntýlý yýllar da baþgösterir. küçük, bu ortamda ilk ve orta eðitimini iskenderun’da tamamlar.

bölge ileri gelenlerinin çocuklarýný okuttuðu neredeyse tek bir lise vardýr o yýllarda: kabataþ lisesi. yalçýn küçük de, sakýp sabancý gibi bölge insanlarýnýn okuduðu kabataþ lisesi’nde yatýlý olarak devam ettirir tahsil hayatýný. yýl 1952—53’lerdir. küçük, aile için yokluk ve yoksulluðun arttýðý bu dönemde annesinin altýn, halý ve tarlalarýný satmasýyla okur: “benim yetiþmemde daha çok annemin etkisi vardýr. köyümüze gittiðimiz iki—üç yaz babam istemezdi ama annem özendirirdi, köyde din okuluna, medreseye giderdik. babam istemediði için biz elham cüzünde kaldýk. bayram namazlarýný, beceremezdik ama kýlardýk. onun için ben dünyada en çok inanan adam yüzünü severim.” kabataþ lisesi’nde, koç holding’in yönetim kurulunda bulunan prof. yavuz alangoya, yargýtay cumhuriyet eski baþsavcýsý sabih kanadoðlu gibi arkadaþlarý olan yalçýn küçük, üniversite eðitimi için de mülkiye’ye (ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi) birincilikle girer. tahsil hayatý boyunca çalýþkan bir talebe olan küçük, burada, sonradan fikir kulüpleri federasyonu, ardýndan sosyalist fikir kulüpleri federasyonu, dev—genç ve nihayetinde de türkiye halk kurtuluþ partisi olan fikir kulübü baþkanlýðý’ný yapar, bu dönemde. genel sekreteri de hikmet çetin’dir: “bizim sýnýf çok hareketli bir sýnýftý. vecdi gönül bizim sýnýfta idi. o zaman da muhafazakârdý. yaþar yakýþ bana daha yakýndý. ilk kadýn büyükelçimiz filiz dinçmen de bizim sýnýfta idi.”

türkeþ öðrenci eylemi yapmasýný istiyor

yalçýn küçük okulda çok aktiftir. siyasal bilgiler’i 1960 senesinde bitiren küçük, 27 mayýs’a doðru yol alýndýðý o günlerde, ‘subaylarýn bile irtibat için peþinde olduðu’ bir öðrenci lideridir: “27 mayýs’ýn üç sütunundan biri, gençlik hareketidir. büyük öðrenci eylemlerinin baþýnda idim. o dönemde nurettin sözen, kemal alemdaroðlu, iþadamý tuðrul erkin bizim takýmda idi. ankara’daki gençlik eylemlerinde bizimle beraber hareket eden, ama bizim takýmdandý diyemeyeceðim deniz baykal vardý.”

küçük, ‘öðrencileri kullandýk’ diyen 27 mayýs’ýn ihtilâlci kurmay binbaþýsý þefik soyuyüce’yi teyit eden açýklamalarýna devam ediyor: “28—29 nisan’da, ihtilâli hazýrlayan iki öðrenci eylemi vardýr. 28 nisan’daki istanbul üniversitesi’nde oldu. biz irtibat halinde idik onlarla. 29 nisan’da da ankara hukuk ve siyasal bilgiler fakültelerinde oldu. 29 nisan’da silah da patlayýnca ilk aranan ben oldum. ankara’daki öðrenci eylemlerinden sonra meclis’te kurulan tahkikat komisyonu beni arýyordu. saklanmýþtým. onu uzun uzun anlatmak istemiyorum. ankara’da hiç bir yerde beni saklayamýyorlardý, güney’e kaçtým. dayým orhan yanuçoðlu, o sýrada chp iskenderun ilçe baþkaný idi. beni suriye sýnýrýnda daðlara kaçýrdýlar. sonra ben dayanamadým tekrar döndüm. döndüðümde hikmet çetin’den bana bir haber geldi, ‘bazý subaylar seninle görüþmek istiyor’ diye. daha sonra hikmet’in bana söylediði, o subay türkeþ’ti. türkeþ’in hikmet vasýtasýyla benden istediði, bir cuma günü kýzýlay’da bu sefer çok daha büyük bir öðrenci eylemi yapýlmasý... dolayýsýyla kendimi 27 mayýs’ý yapanlardan biri olarak görüyorum.”

askerlerle o kadar yakýn olur ki yalçýn küçük, evliliðini de bir asker kýzý ile yapar. küçük’ün 1961 yýlýnda evlendiði temren haným, 1960 yýlýnda siyasal bilgiler fakültesi’ni kuþatan alayýn komutaný albay sabri süer’in kýzýdýr.

kayýnvalidesi sadriye haným ise, genç yaþta dersim temsillerine katýlmýþ bir cumhuriyet kadýnýdýr: “sadriye haným’ýn bir damadý odtü eski rektörü süha sevük, diðer damadý gübre sanayi, tmo gibi birçok kurumun genel müdürlüðünü yapmýþ önal ulutaþ, bir diðeri de þam eski büyükelçisi ve halen prag büyükelçiliði yapan (þenkal atasagun’dan önce mit müsteþarlýðý için adý geçen ve zaten dýþiþleri bakanlýðý’nda da istihbarat genel müdürü olan) cenk duatepe’dir. bana göre cenk, kürt sorununda en önemli adamdýr. bazýlarý ‘öcalan’ý þam’dan iki bacanak cenk duatepe ile yalçýn küçük çýkarttý’ derler. ama o öyle deðildir.” küçük, sabri süer’in vazifesi nedeniyle bulunduðu iskenderun’da temren haným’la tanýþmýþtýr, bir nevi ortaokul aþkýdýr onlarýnkisi. ve çiftin 1962’de doðan, ömer, mýzrak ve devrim gibi üç adý bulunan, ama en çok devrim’i kullanan bir çocuklarý gelmiþtir dünyaya.

‘demirel, ilk zamanlar 27 mayýs’ý destekledi’

iþte 1960’larda böylesine bir hayatýn içinde bulunan ve mülkiye’yi birinci olarak bitiren yalçýn küçük, ardýndan devlet planlama teþkilatý’na (dpt) girer. bir süre sonra uzun vadeli planlar dairesi müdürlüðü’ne getirilir; hikmet çetin de yardýmcýsýdýr: “dpt’de evvela ulaþtýrma, transport, televizyon benim alanýmda idi.

ben birinci plan döneminde türkiye’ye televizyonun gelmemesini yazdým. çok büyük tartýþmalar oldu. elimden gelse idi hiç sokmazdým, bugün bile sokmam. ve çok memnunum. türkiye’ye televizyonun giriþini beþ yýl geciktirdim.” süleyman demirel baþbakan yardýmcýsý olunca, küçük de dpt’de ona baðlý olarak çalýþmaya baþlar. ardýndan demirel’in, turgut özal’ý dpt’ye müsteþar olarak atayacaðýný öðrenince, hemen istifasýný verir. demirel’le küçük’ün burada baþlayan geçimsizliði çok uzun yýllar boyunca sürecektir; 2000’ler türkiye’sinde bile... küçük, bu dönemde, 1962 yýlýnda, yön dergisinde demirel’in ilk defa adalet partisi’nin baþýna geleceðini yazdýrmýþtýr: “demirel, planlama’da yedek subaydý, müsteþar olmayý kabul etmiþti, görüþ deðiþtirdi. ben düþündüm, böyle yorumladým. demirel o tarihe kadar 27 mayýs’ý destekliyordu, saf deðiþtirdi ve ben teþhis ettim.”

yalçýn küçük, buradan ayrýlýnca amerika’ya gider, yale’de lisans eðitimi alýr. ardýndan, mülakatý kazanarak, dört ay boyunca da, dünya bankasý’nda staj yapar. döndüðünde sbf’de sadun aren’in açmýþ olduðu asistanlýk sýnavýna katýlýr, kazanýr da: “ama tayin etmediler. dekan cumhur ferman’dý. o zaman ferman’ýn sabetayist olduðunu bilmiyordum. þimdi anlýyorum, sabetayist olmadýðým için almamýþlar. çünkü, sbf’ye sabetayist olmayan kedi bile giremez.”

yalçýn küçük, 1966 yýlýnda ise odtü’de çalýþmaya baþlar. küçük bu yýllarda, sovyetler birliði’ni model olarak gördükleri için, onu birinci elden incelemek ister. rusça öðrenir. 1968—70 yýllarý arasýnda birmingham üniversitesi rus ve doðu avrupa araþtýrmalarý merkezi’nde bulunur. sovyetoloji araþtýrmalarýný kitaplaþtýrýr. daha sonra bu kitaptan dolayý sekiz yýla mahkûm edilir. 1970’lerde, iþçi partisi’nin ikinci kez kuruluþu için çalýþmalara katýlan küçük, 1971 yýlýnda ihtilâl hazýrlýðý içinde olan doðan avcýoðlu ile sýký bir diyalog halindedir. tabaný olmadýðý için ihtilâlin baþarýsýz olacaðýný söylemektedir avcýoðlu’na: “o tarihlerde odtü’de hocayým. bana geliyorlar, radyoda okunacak bildiriyi yazmamý istiyorlar. dolayýsýyla ben de bu iþin içindeyim. 27 mayýs’tan önce beraber olduðum insanlar memduh esen, castro nuri (yazýcý)... hepsini reddettim.”

–ihtilal istemiyordunuz....

her zaman ihtilâli isterim. sonunda bir gün numan esin üniversiteye geldi. odtü rektörü de erdal inönü. onun odasý dinlenmez diye, numan esin de eski ihtilâlci olduðu için, inönü’nün odasýnda atilla sönmez’le beraber oturduk, konuþtuk. sonradan öðrendim ki numan esin gidince komiteye... yani beni de, türkiye’yi yöneteceklerini düþündükleri 40 kiþilik listeye koymuþlar. diktatorya, 40’lar meclisi. tabiî içlerinden biri, öbür tarafa da bilgi veriyormuþ. sonunda bizim dediðimiz gibi oldu ve 9 mart 71’de bunlar yenildiler, 12 mart oldu.”

belçika’dan gelen pasaport

küçük, sonunda o raporlara dayanarak, orduda birtakým taraftarlarý olduðu düþüncesi ile odtü’den atýlýr. bütün arkadaþlarý yurtdýþýna giderken, yalçýn küçük türkiye’de kalmayý yeðler. hem de belçika’dan pasaportu gelmiþ olmasýna raðmen.

–kim gönderdi size pasaportu?

“bilemezsiniz. dünyada böyle ilerici solcular olur. ama onlarý oradaki türkler harekete geçirir. gitmedim, o dönemde iþsiz kaldým.”

iþsiz olduðu için yalçýn küçük bu dönemde askerliðini yedek subay olarak yapmak istemektedir. ancak, kendisine göre, evraklarýnýn eksikliði bahane edilerek onun askere alýnmasý geciktirilmek istenmektedir: “onlarýn þöyle bir düþünceleri vardý. orduda hâlâ ihtilâlciler var, yalçýn küçük de onlarýn sevdiði adamlardan...” küçük, bu dönemde, mehmet ali kýþlalý’dan yanký’da çalýþmasý için bir öneri alýr. yanký’yý o zaman mehmet ali ile beraber ahmet taner kýþlalý, hýncal uluç çýkarmaktadýr: “mehmet ali kýþlalý, time’ýn da temsilcisi olduðu için daha çok dýþarýda olurdu. onun yerine baþyazýlarý da yazardým. mehmet ali’nin dili anlaþýlmaz. güzel bir türkçe’yle yazar, sonra bozardým. o mehmet alice olurdu. hýncal genellikle okuyucu mektuplarýný yazardý.” küçük’ten, ayný zamanda cumhuriyet’te de yazmasý istenir. fakat bir süre sonra, 1973 sonlarýna doðru, ansýzýn askere alýnýr. evvela polatlý’da topçu okulu’na gönderilir. yedek subaylýk vazifesini yaparken bu arada cumhuriyet’te yazmayý da sürdüren küçük, ecevit hükümeti’ndeki erol çevikçe, deniz baykal gibi arkadaþlarýnýn talebi ile genelkurmay’da görevlendirilir. o sýralarda orduda kýbrýs’a çýkarma yapýlmasý konuþulmaktadýr. harekâta karar verildiðinde, aralarýnda küçük’ün de bulunduðu dört kiþiye birtakým yazýlar gelir: “türk ordusu, kýbrýs’a çýkarken dört yedek subayý casus olabilecekleri ihtimali ile genelkurmay’dan uzaklaþtýrdý. bunlardan bir tanesi de bendim. o sýrada beni zýrhlý birlikler mekanize tümeni’ne götürdüler.” fakat az bir süre sonra, ikinci harekâta katýlanlardan biri olarak 1974 yýlýnda, kýbrýs’ta savaþa gider: “ikinci harekâtta magosa’yý biz aldýk.” burada askerleri tarafýndan çok sevilir. hatta o kadar ki, askerleri ona ‘kabadayý, profesör, asteðmen’ diye isim bile yakýþtýrýr. küçük, magosa’da iken, öldüðü haberini okur gazetede: “o sýrada meclis oturum halinde iken, genelkurmay, ecevit’e bir kâðýt ulaþtýrmýþ, ‘yalçýn küçük þehit oldu’ diye. aðlamýþ adam.” küçük’ün ölmediði ancak üç gün sonra anlaþýlabilir.

‘hapis yatmayaný adamdan saymazlar’

küçükefendi’nin yalçýn’ý askerden sonra da cumhuriyet’te çalýþmaya devam ederken, 1977 senesinde, ‘kaçýþlarýndan’ birini yapar; cumhuriyet’ten ayrýlýr. ardýndan anka ekonomik bülteni’ni çýkartan küçük, 12 eylül gelip çattýðýnda, gazi üniversitesi’nde doçent unvaný ile öðretim üyesidir. 12 eylül 1980’den sonra ise 1402’liklerden biri olarak üniversiteden uzaklaþtýrýlan küçük, bir yeni cumhuriyet kitabý dolayýsýyla da tutuklanýr, 8 yýla mahkûm edilir ve 1983’te sultanahmet cezaevi’ne girer: “fevzi öz ve kürt idris’lerin (özbir) arasýnda yattým. ikisi arasýnda ölümcül bir kavga çýkmýþtý. kürt idris’i bizim koðuþa aldýk. yeraltý dünyasýnýn kurallarý, türkiye aydýn morfolojisinde de var. yani yeraltý dünyasýnda hapis yatmayan hiç kimseyi adamdan saymazlar. hapse girmeyen aydýn da, hareketimizde böyledir. idris bey’i ben daha sonra görmek istedim; ama olmadý.” yargýtay, küçük hakkýndaki hükmü bozunca o da bir yýlýn sonunda cezaevinden çýkmýþ olur. prof. dr. yalçýn küçük, bu tarihten sonra kitap yazmaya daha bir aðýrlýk verir; sol ve sosyalist çevrelerle sert bir mücadele içinde bulunur. bu dönemde mahkeme kararýyla tekrar üniversiteye döner. sonra, 1993 senesinde, süleyman demirel’in cumhurbaþkaný olmasýný öne sürerek paris’e kaçýþýna kadar çeþitli sol dergiler çýkaran küçük, terörist lider abdullah öcalan’la yaptýðý röportajla da tartýþýlan bir isim olur.

‘Öcalan’a baþkasý gitseydi ben gitmezdim’

Paris’e gidiþi de onun, daha önceki mühim kaçýþlarýndan biridir. küçük, 1993 senesinde süleyman demirel’in cumhurbaþkaný, tansu çiller’in baþbakan ve kadýn vücudunu sattýðý için de bir kadýnýn (matild manukyan) en fazla vergi vererek vergi þampiyonu olmasýný protesto etmek için böyle bir harekete giriþtiðini söylemektedir. ikinci nokta ise, türkiye’nin izlediði kürt politikasýdýr. yalçýn küçük’ün toplumda tepki uyandýran bir fiili de, terörist baþý abdullah öcalan’la basýnda ilk kez röportaj yapmasý olmuþtur: “bir baþkasý öcalan’a gitse idi, ben gitmezdim.” küçük’ün abdullah öcalan nezdindeki izlenimi iyi olur ki, daha sonra öcalan, doðu perinçek kendisiyle görüþmek istediðinde yalçýn küçük’e sorar, ‘Doðu Perinçek gelmek istiyor. ne dersin?’ diye.

‘Paris’te yardým aldým’

Yalçýn Küçük, emin çölaþan baþta olmak üzere bazýlarýnýn iddiasýna göre burada pkk’dan (küçük, pekeke diye telaffuz ediyor) para almýþtýr. ancak küçük, bunu reddettiði gibi, paris’te kaldýðý süre içerisinde de çok sýkýntýlar çektiðini anlatmaktadýr: “bir defa ben kitaplarýmýn telif hakkýyla yaþarým diyordum. emekliliðim vardý. fakat çok büyük devalüasyonlar oldu, çok sýkýntý çektim. onun için fransýzlarýn lme dedikleri, istasyonlardaki sarhoþlara da verdikleri bir para var, yardým. onu aldým. alman üniversitelerinde ayda bir konferans veriyordum.” küçük, burada öðrenci olur, iranoloji ve kürdoloji okur; kýrmançi, sorani, farisi öðrenir. burada ismi birçok sansasyona karýþan küçük, onomastik üzerine çalýþmalarýna yoðunlaþýr ve bir 29 ekim günü de türkiye’ye dönmeye karar verir. yýl 1998’dir: “bir hesap yaptým, 2 yýlla 10 yýl arasýnda beni tutarlar dedim. dönmek için risk aldým. oraya gitmek de bir riskti.” yalçýn küçük 10 yýlý göze alarak geldiði türkiye’de iki yýlla cezalandýrýlýr ve haymana mezarý dediði cezaevinde kalýr. 2000 yýlýnda serbest kalan yalçýn küçük, artýk kendisini onomastik/isim—bilim konusuna adar; çalýþmalarýný, özellikle, bugün dezenformasyon yapýldýðý seslerinin yükseldiði sabetaycýlýk hususunda yoðunlaþtýrýr: “her gün benim için bir dönüm noktasýdýr. ancak, bana göre bütün kaçýþlarým dönüm noktasýdýr. çok þükür ki, iyi ki kaçmýþýmdýr. kaçmayý bir sanat haline getirdim. iyi ki planlama’dan kaçmýþým... yale’de çok parlaktým, iyi ki amerika’dan kaçmýþým. çünkü ikinci senede amerika beni içine alýrdý. iyi ki cumhuriyet’ten kaçmýþým. cumhuriyet’te kalsa idim, bugünkü yalçýn olamazdým. burdan paris’e gittim, o da bir kaçýþtý. sonra paris’ten kaçtým. kaçmasýný bilirim ben.” küçük’ün kaçýþlarý bu kadar da deðildir. kýbrýs’ta da, komutaný kalmasýný isterken, o, yine bir yolunu bulup kaçar: “hiç piþmanlýk yoktur. bende þu vardýr. ben ne yapýyorsam türkiye aydýný adýna yapýyorum. ben o kadar aptal bir adam deðilim.”

kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=2784
(Herneys Demingway, 21.04.2004 07:22)

asýl eseri olan planlama kalkýnma ve türkiye'yi þimdilerde anýmsayanýn da arayanýn da soranýn da olmadýðý yazar. ilk basýmý 100 soruda planlama kalkýnma ve türkiye olan bu kitabýn yazarý þimdilerde maalesef sabetayizm gibi daha popüler iþlerle uðraþýyor.
(delibelge, 22.04.2004 00:01 ~ 22.05.2004 15:10)

mor ve ötesidünya yalan söylüyor'da 'her eylem bir bilgi akýþý ya da radyasyonudur. mutlak cevabý vardýr. dað çiçekleri bile habercidir. titreþerek haber verirler. bu, bir haberdir.' þeklinde þebekeden alýntý yapmýþtýr.
(flu in chains, 20.05.2004 13:39 ~ 04.11.2004 17:39)

kendisine kalsa sokaktaki kedi bile sabetayisttir. sabetayistler kimdir nedir arastirmalarina bu capsizligindan oturu zarar vermektedir.
kirmizi atki komunistliginin de yilmaz bekcisidir. einstein'in dolabindaki 7 siyah takim elbise gibi kendisi de 7 kirmizi atki saklamakta midir dolabinda, o merak konusu iste.
(zoban, 23.05.2004 06:43 ~ 06:45)

dünkü birgün gazetesinde muhsin kýzýlkaya'nýn hakkýnda þu yazýyý yazdýðý kiþi.

"80'li yýllar boyunca birçok devrimci genç için idoldu. kalemi kývraktý, veluttu, birkaç ay içinde tuðla gibi bir kitap yazýyordu.

açtýk; ekmeðe de, bilgiye de... ekmeðe saldýrýr gibi saldýrýyorduk kitaplarýna; açlýðýmýzý yatýþtýrýyordu. zora düþünce, bir "tez"ini açýyor, sabaha kadar "çalýþýyor", tartýþmaktan yorgun düþüyorduk. aydýnlara takmýþtý, hallaç pamuðu gibi atýyordu.

katýldýðý panellere akýn ediyorduk. þan tiyatrosu'nda, konak sinemasý'nda, bilsak'ta sesi gür çýkýyordu. kafamýzý açýyor, ufuklarýmýzý geniþletiyordu.

veya biz öyle sanýyorduk!

aziz nesin'le olan polemiklerinde ondan yana tavýr alýyorduk. ahmet altan'a, mehmet eroðlu'na, latife tekin'e saldýrmasýný "mubah" görüyor, bütün o yazarlara yaptýðý haksýzlýklara suç ortaklýðý yapýyorduk.

hoca söylüyorsa doðru söylüyordu!

kalemine doladýðý birçok kiþi "eylülist"ti. "yeni bir cumhuriyet" öneriyor, herkesi "21 yaþýndaki fatih kadar geniþ ufuklu olmaya" davet ediyor, sabahattin ali'nin "korkaklýðýndan" dem vuruyor, herkese bir kulp takýyor, bir tek bilgesu erenus'u aklýyordu. türk aydýnýn hödüklüðünü, aymazlýðýný herkesin yüzüne haykýrýyor, farklý bir aydýn portresini çiziyordu.

hemen herkesi kesiyordu. seveni çoktu, keskin zekasýnýn karþýsýnda herkesi kendisine hayran býrakýyordu.

bütün bir 80'li yýllar boyunca soluk borumuzdu; adeta onunla nefes aldýðýmýzý sanýyorduk.


***


sonra biz büyüdük; kendi soluk borularýmýzdan solduðumuzun farkýna vardýk.

o ise bu kez "kürtler üzerine tezler"le çýktý ortaya. yeni bir maden bulmuþtu! "yeni ülke" gazetesine yazýlar yazmaya baþlamýþtý. abdullah öcalan "apo kardeþi" olmuþtu ve artýk kürtlere yol gösteriyordu. bekaa'ya gitti, bir valiz dolusu röportajla geri döndü; röportajlarý hava alanýnda polise "kaptýrttý".

elinde kalan tek þey, öcalan'la yaptýklarý fatoþ güney dedikodusuydu; o dedikodu da hürriyete manþet oldu.

sonra yurt dýþýna kaçtý. paris'e yerleþti. med tv'ye çýkmaya baþladý. hoca artýk kürtlerin yeni rehberiydi. söylediði her þey kutsal kelamdý!

sonra nedense kürtlerle arasý bozuldu. yurda döndü. bir süre hapis yattý ve farklý bir hoca olarak çýktý dýþarý.


***


dýþarýda "televole" devri hüküm sürüyordu. mahrem olan her þey ortalýða saçýlmýþ, hayatýmýzýn tam ortasýna, magazinin yeni starlarýnýn þaþalý hayatlarý oturmuþtu.

hoca, önce ip'e un sermeye baþladý. tutmayýnca yeni dönemin sularýna yelken açtý. özel bir magazin türü geliþtirdi. "sol paparaziliðe" soyundu. artýk ali suavi, namýk kemal, mustafa suphi, nazým hikmet, niyazi berkes, idris küçükömer, cemil meriç, behice boran gibi aydýnlarla uðraþmaktan vazgeçmiþ, yeni hedefleri arasýna orhan pamuk, oral çalýþlar, cengiz çandar, yýlmaz erdoðan, gülben ergen, pýnar altuð, sertap erener, ela barlas, tuðçe baran, ahmet hakan, mustafa erdoðan, nuray mert, emine erdoðan, hayrünnisa gül, güllü aybar gibi isimleri almýþtý.

Kisilerin kökeniyle/özgecmislerinin ardindaki örtülü gecmisleriyle uykusunu bozmuþ, bütün bu ve buna benzer kiþilerin Siyonizme uzakligi/yakinligi/iskilliligiyle uðraþmaya baþlamýþtý.

bütün kitaplarýný artýk bu mevzuya ayýrýyordu. yeni tezi hazýrdý; "ülkemizde, ibrani asýllý olmayanlar rantiye olamaz" diyordu.

varsayalým ki hoca'nýn saydýðý bütün bu isimler ibrani asýllýdýr.

ne olacak?

bu sorunun saçma bir cevabý olduðunu kendisi de biliyor elbette. ama hoca "zeki" (siz kurnaz da diyebilirsiniz) adamdý; bir þey daha biliyordu:

içinde magazin olmayan hiçbir þey artýk para etmiyordu; o vakit hoca nasýl gündemde kalacaktý?"
(semigod, 27.05.2004 11:01)

hoca, siyasetin genel saða sarýþýna uyumlu bir þekilde, saða sarýp yükselen trend yahudi düþmanlýðý üzerinden prim yapýyor. sosyalizmden nasyonal sosyalizme doðru hýzla yelken açýyor günümüz atmosferinde. artýk yazdýklarý millliyetçisinden, islamcýsýna, üçüncü dünyacýsýndan ulusal solcusuna ve kemalistine kadar herkesin çok kolay adapte olabileceði türden ele gelir, yenir yutulur þeyler.
(hafizami kaybettim hukumsuzdur, 30.05.2004 02:05)

hoca, iktidardan pay almak isteyen aydýn modelinin tipik örneklerindendir. türkiyede solcu aydýn nadiren sivil olmayý baþarmýþtýr. ama her zaman iktidar karþýsýndaymýþ gibi görünür. ne var ki bu iktidara karþý olma görüntüsü, hakettiðini düþündüðü payenin kendisine verilmeyiþine karþý duyulan hýncýn doðurduðu bir tepkidir. yoksa iktidarla asla uzlaþmayan bir entelektüelin öfkesi, yýkýcýlýðý ve yol açýcýlýðý deðil. yalçýn küçük bu hýnç duygusunun artýk paranoyak tezlerle ortaya çýkacak kadar kiþiyi þarlatanlaþtýrdýðý bir hýrçýnlýðýn ayyuka çýkmýþ bir örneðidir. türk aydýnýnýn cürufu, entelektüel olmanýn yüz karasýdýr. eðer bugün solda kurumsallaþmýþ bir yahudi düþmanlýðý varsa küçük bundan ötürü vebal altýndadýr. ve küçük tezlerininin paçavra olduðunu göremeyen solcular...
(hafizami kaybettim hukumsuzdur, 30.05.2004 02:19 ~ 02:28)

bugun gulben ergen-mustafa erdogan birlikteligi icin "ikisi de sebataycidir, o nedenle birlikte olmalari ayarlanmis bir komplodur" diyebilmis insan. beyin deformasyonu bu olsa gerek. oy oy oy
(rulerrr, 06.06.2004 18:03)

bir nazi partisi kurmasýna ramak kalmýþ kiþidir.
(yeterulan, 07.06.2004 00:13)

son dönemlerde belki de yaþlanmaya baðlý olan psikiyatrik sorunlar yaþayan solcu aydýn.

sabetaycýlarla ilgili en son açýklamalarý ve özellikle ayþe arman röportajýndaki gülünç ifadeleri geçmiþte akli dengesi yerindeyken yazdýklarý ve söyledikleriyle karþýlaþtýrýldýðýnda durum açýkça anlaþýlmaktadýr. ayþe arman bile inceden tashak geçmektedir kendisiyle ki ayýp etmektedir, terbiyesizlik yapmaktadýr kanýmca, rating için her þeyi yapabilecek tiynette birisi olduðunu göstermektedir.

(bkz: kurt kocayýnca köpeðin maskarasý olurmuþ)
(nova atlantis, 07.06.2004 19:14)

eskiþehir anadolu universitesi matematik bolumunun bir donem baskanligini yapmis, karýsý da kendisi gibi matematikci olan matematik profesoru.
(knightfall, 07.06.2004 19:38)

kiþilerin ismine-soyismine bakarak "aha bu sebetayist. aha bu da ibrani" diye yorum yapabilen kiþi. ayrýca "ben sizin bildiðiniz türklerden deðilim." diye de eklemiþtir ayþe arman ile olan röportajýnda.ismail cem'e gerizekalý diyen ve bunu çok önceden farkettiðini söyleyen yalçýn küçük, ayþe arman'a da "arman soyisminde de var bir yamukluk. ibranice efenim bu" diye açýklama yapmýþtýr. ayþe arman'ýn yüzüne demese de, röportaj sýrasýnda ibrani kimselerin zekalarýnda az biraz gerilik olduðunu belirtmiþtir. tüm bu ilginç açýklamalarýnýn ardýndan, "acaba benim ismimle ilgili nasýl bir yorum yapardý? diye düþünmedim deðil; kiþisi.
(kukuletali, 07.06.2004 23:39 ~ 08.06.2004 00:25)

yeni harman'daki bir röportajýnda fethullah gülen'in de sabatayist-yahudi olabileceðini söylüyordu. fethullah gülen'in bir kardeþi varmýþ, adý mehdi'ymiþ, mehdi ibranilerde mesih'in karþýlýðýymýþ. aslýnda teorisine cuk oturan fakat bilmediði birþey var. onu da ben söyleyeyim. pek sayýn hocfendinin mehdi diye bir kardeþi olup olmadýðýný bilmiyordum ama mesih diye kardeþi var.
(avasas, 07.06.2004 23:46)

(bkz: sabundan yahudi yapmak yalani)
(myskeen, 07.06.2004 23:47)

ayþe arman'ýn kendisi ile yaptýðý röportajda sorduðu, "peki ben de ibrani miyim?" sorusuna, "belki; arman, herman'ýn deðiþtirilmiþi olabilir" cevabýný vermiþtir.

ayný röportajda mustafa erdoðan için kürt ibranisi demiþtir.
(answer the questions, 08.06.2004 13:39)

tuhaf olan bu adamýn geldiði nokta deðil (çünkü çok önceden belliydi zaten sapýtacaðý, ipuçlarýný çok uzun yýllar önce vermiþti) bu adamý bir þey zannedip konuþmaktýr.
(nazmiye demirel, 08.06.2004 13:45)

aslinda din adamlari da yahudilik vasitasiyla ortaya cikmistir diyerek müslüman din adamlarinin da sebateist oldugunu düsündürdü. arastirmalarini incelememis olsam da adamin söylediklerinde kendiyle celistigi belli. zaten 'bana inanmayin beni elestirin söylediklerimi yargilayin' falan derken de kendini yalanliyor. paranoyak bir insan öküzün altinda bizagi ariyacak bi tip. acaba bizimkiler de yahudi haberimiz mi yok diye soyagacini incelemeye almaya karar verdim.
(lady in the radiator, 08.06.2004 15:42)

51. dahi mi bilinmez ama artýk deli olduðuna emin olduðumuz kiþi. paranoyaklaþmýþ, bunamýþtýr.. bir an evvel susmasýný temenni ederiz!
(zenizedi, 09.06.2004 13:29)

"ben sýradan biri deðilim hanýmefendi*, ben bir devrimciyim" cümlesiyle bir pazar kahvaltýmýzý þenlendiren, her dahi delidir in en güzel türk sureti...
(carlos, 09.06.2004 13:34)

haluk sahin'in, yalcin kucuk ve akil - mantik disi bir cadi avindan baska biþi olmayan sabetayizm paranoyasi ile ilgili yazdigi yazi tavsiye edilir:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=119532&tarih=16/06/2004
(finest hour, 17.06.2004 12:49)

objektifligin o sunu tanimayan, cenesi yer cekimine karsi koyamayan bir süper beyin ama bu kadar da olmaz ki, ya da olur mu, bilmiyorum ama, ama yani adam costu.
(karasati, 26.06.2004 03:30)

yahudi sovenizmini dengeleyebilecegi düsünülen fanatik ama, onlarin lobisi cok güclü be abi, yani tek basina bilemiyorum, bir de arasira, affet yüce zekana birsey söyleyebilmem söz konusu dahi olamaz da, fevri ve atar tutar bir hal aldin da son zamanlarda, özür.
(karasati, 26.06.2004 03:33)

(bkz: soner/yalçýn küçük)
(itaatsiz, 29.06.2004 14:56)

hiç sevmediðim, sevemediðim adam. düþünceleri farklý olsa da attila ilhana duyduðum olumsuz hislerle çok benzeþir bu adama duyduklarým. milletin benim gereksiz gördüðüm saygýsý ve "kaç yaþýnda adam bir bildiði vardýr"dan öte bir kanýt getirememesinden de olabilir. ama attila ilhan hiç olmazsa edebiyatýyla biraz kurtarýr, bu zavallý ondan da yoksundur.
(anakha, 29.06.2004 15:18)

yesevizade nin yolunda emin adimlarla giden yurdum aydini. allah sonunu hayir etsin demekten baska bir sey yapmak elden gelmiyor.
(van der levend, 03.07.2004 14:26)

"babasýna saygým olmasa fazýl say'ý orham pamuk yapardým" diyerek adam kayýrdýðýný itiraf etmiþtir. akp'nin islamist hareketin, devlet bahçeli'nin de milliyetçi hareketin önünü keserek devrim ortamý yarattýðýný ve türk solunun güçlenmesinin an meselesi olduðunu söylemektedir. laf ebeliðinin vücut bulmuþ halidir.
(sucuklarlapisirmekseniyumurtayapamazki, 11.07.2004 03:42)

kendini bir sey sandirmaya calisan bircok kisinin kendisi hakkinda üstüne üstlük beceremeyerek ukalaca konusmayi tercih ettigi feci kuyruk acitan bir insan.
iki tanesini alip yalcin kücük'ün donunda sallandiracaksin bak bir daha yapiyorlar mi*

sagi solu arkasi önü hakikaten sobe olmayanlardan allak bullak bir kisi.
(katil balina, 01.08.2004 06:06)

avrupa insan haklarý mahkemesi'ne türkiye aleyhinde dava açýp 1 milyon fransýz frangý tazminat istemiþ, bunun yerine 7 bin euro tazminata layýk görülmüþ entelektüel. bunun ardýndan aihm'ye sert bir kýnama mektubu yazýnca tazminat da 4 bin euro'ya düþmüþtür.
(dehri, 23.08.2004 21:39)

tekelistan kitabýný okuduktan sonra dosdoðru söylemem lazým gelecek, son derece ortalama bir insan olduðuna kani oldum. kitap hakkýndaki eleþtirilerim ortadadýr ve burasý yeri deðildir ancak bunu söylemek lazým gelir, yalçýn küçük ve kitabý þiþirilmektedir. ne kitap sanýldýðý kadar zekicedir, ne bulgusu yenidir, ne söylemlerinde herhangi bir rasyonelliteye dayanan bir þey vardýr. -er ve -man ekibiden sabetaycý avlamaya ahdeden bir metodolojinin gerçekten savunulmasý þaþýrtýcýdýr.
medyada gözönünde bulunan insanlara saldýrmasýný bu yüzden anlayabiliyorum. hakikaten bir tepki almaya ihtiyacý var. bu kitabý baþka türlü ayakta tutmak mümkün deðil zira, popüler simalara saldýrarak onlardan gelen cevaplarla medyatik olmak ve fikirlerini kitlelere yaymakta bunu kullanmak, böylesi bir kitabýn insanlara ulaþmasýnda yegane yöntemdir.

sabetayist söylem ile sað, oligarþi söylemi ile sol cenahlara hitap edebilecek tekelistan kitabýnýn reklam kampanyasý olarak saldýrýsýný telakki etmek yanlýþ olmayacaktýr.
bir hipotez olarak ortaya koyalým, yalçýn küçük özellikle fransa'ya kaçtýktan sonra pkk oluþumu ile içli dýþlý olmasý hasebiyle türkiye'de gerek sol gerek sað bütün kesimlerden tepki almýþtýr. 80 öncesindeki "þöhreti" ve "aydýn" kimliðine büyük darbe indiren bu hareketi gene de o zamanýn politikasýnda tutarlý bir hamledir, zira yükselen kürtçülüðe sýðýnarak aydýn kimliðini en azýndan aþýrý sol camia içinde devam ettirmeye muktedir olmuþtur. türk solunun bir kýsmýnýn pkk'yý solcu bir örgüt olarak telakki etmesi ve yükselen kürtçülük akýmý içindeki yeri sayesinde "ününü" sürdürmesi bu sayede mümkündür.
fakat abdullah öcalan'ýn devlet güçlerince yakalanmasý ve andýç ile baþlayan süreçte yalçýn küçük hem kürt tabanýný kaybetmiþ hem de türkiye'de yoðun bir biçimde güvenilmez biri olarak kabul edilmeye baþlanmýþtýr. bunda kendisinin payý olduðu da muhakkak, zaman zaman pkk'ya ters gelen çýkýþlarý ve en nihayetinde bir 29 ekim günü ülkeye dönmesi bu hususta önemli yer sahibidir ancak bunun yanýnda konjuktüründe yalçýn küçük aleyhine yürüdüðünü kabul etmek lazým gelir.
türkiye'ye döndükten sonra yalçýn küçük artýk yalnýz bir adamdýr. kitlelerce benimsenmesi bir yana, çok dar bir çevre dýþýnda kimse tarafýndan kabul edilebilirliði yoktur, kredisini tüketmiþtir.
bunun üstüne yükselen sað-islami siyaseti görerek -ki görülmeyecek gibi deðildir, bebekler bile bunun farkýndadýr- bu söyleme uygun düþecek, refah partisinin adil düzen söylemlerini, sosyalist oligarþi söylemleri ile harmanlayarak, sabetaycý etiketi ile piyasa sürmüþ olmasý muhtemeldir. sað kesim tarafýndan dikkate deðer bulunacaðýndan emin olduðunu düþünen yalçýn küçük böylelikle biten kredisini doldurmaya baþlamýþtýr, kendisi hakkýnda yeniden "dahi" , "aydýn" , "bilim adamý" nevinden laflar söylenmektedir, zýmnen iade-i itibar edilmiþtir.
kitabýnda buna yönelik söylemlerini görebiliriz, "ben zaten kürtçüler tarafýndan kemalist olarak adlandýrýlýyordum." mesajý manidardýr, 28 þubat süreci arkasýnda sabetayist parmaðý olduðunu söylemesi bilinen bir taban için çok þey ifade etmektedir, yahudi komplosu, müslümanlarýn kullanýlmasý ve ezilmesi olarak telakki edilebilecek fikirleri gayet hoþ karþýlanmýþtýr, bu kadar da deðil ayný islami basýn gibi mevcut þöhretlerin tamamýný aþaðýlamakta, mesnetsiz þekilde hücum etmektedir.
bunun bir taban tarafýndan olumlu görüldüðü muhakkak. fettullah gülen'e saldýrýsý ve kitabýnda türk ordusu hakkýnda tek bir kelam bile etmemesi (28 þubat sürecine dokundurmalar hariç) kesinlikle doðaldýr, yalçýn küçük herkese göz kýrpmaktadýr.
medyaya saldýrýsýný da çok yönlü yorumlayabiliriz. herkesin rahatsýz olduðu medyanýn tekelci yapýsý üzerinden yaptýðý eleþtiriler mesnetine bakýlmaksýzýn çok kiþinin hoþuna gidecektir. ayrýca "bir kýsým medya" politik söylemde yerini almýþtýr, yalçýn küçük'ün bu söyleme uyduðunu ve dümenini çevirdiðini iddia etmek belki haksýzlýk olacaktýr ancak bu söylemle baðdaþtýðýný izah etmek olaný olduðu gibi söylemekten ibarettir. diðer bir yönse, medyadan gelecek cevaplar ile medyada yer bulmasýna yeter imkanýn saðlanmasýdýr. herhalde yalçýn küçük tekrar kitlelere ismini duyurmak istiyorsa elindeki tek silah budur. ayný anda orhan pamuk, ahmet altan, leyla gencer, yaþar kemal ve daha nicesine saldýrmasý bu insanlardan bir cevap geldiði halde mutlaka medyada yer alacaktýr, bu kaçýnýlmaz olandýr. tekelistandaki listeden bir yada bir kaç kiþi bir cevap verse, yalçýn küçük'ün reklam kampanyasý baþarýya ulaþmýþ addedilebilir.

bu kadar deðil, yalçýn küçük herkesin çok merak ettiði ve üstünde çok bilgi sahibi olunmayan bir konuya el atmýþtýr: sabetaycýlar. yahudi baðlantýsý nedeniyle herkesin merakýný celbeden ve yahudilerin "düþman" olduðu sanrýsýnda olan bir çoklarý için "gizemli" telakki edilen bu konu elbette ilgi çekicidir.
kitabýn bu manada da kimilerinin hayal güçlerine etkisinin yüksek olduðunu söylemek mümkün, açýk bir sabetaycý avý baþlamýþtýr. her melanetin arkasýnda bir sabetaycý bulmaya çalýþmak kimilerinde refleks haline gelmiþtir. ekonomik krizin arkasýnda sabetaycýlar vardýr, türkiye'nin içinde bulunduðu durumun arkasýnda sabetaycýlar vardýr, boyalý basýnýn arkasýnda sabetaycýlar, ahlaksýzlýðýn arkasýnda sabetaycýlar, askeriyenin arkasýnda sabetaycýlar, avrupa birliðine giriþin arkasýnda sabetaycýlar, ulusal herþeyin karþýsýnda sabetaycýlar, heryerde sabetaycýlar vardýr.
sabetaycýlar biz büyük türkler, herþeyi doðru yaparken veya safça, masumca habersizken, herþeyi organize etmiþ, ali cengiz oyunu ile bize galebe çalmýþlardýr. yahudidir onlar, hindirler, kötüdürler, bizi yok etmek istemektedirler. filistinde ne mezalim yaptýklarý herkesin malumu, bu insanlar insan deðildirler, din düþmanýdýrlar, milli düþmandýrlar.

yalçýn küçük açýk açýk bunu söylememektedir, bunu söylemesi zaten hukuken imkan dahilinde deðildir ama söylemlerinin buralara yöneldiði ve bu þekilde ele alýnýp yorumlandýðý aþikardýr. zaten kendisi çorbayý yapmýþtýr, tabaklara servis etmiþtir, geriye kalan zaten iþtahý açýk olanlarýn çorbayý içmesidir.

ve fakat, bunun adý açýk faþizmdir.
ve bu faþist bir siyasettir.
metodolojisi kolayca çizilebilir; iç düþmanlar yaratýlýr, dýþ düþmanlar zaten vardýr, yaratýlmýþ iç düþmanlar dýþ düþmanlarla birliktelik halindedirler, ülkemiz onlarýn olmuþtur, bu ulus mahkum duruma düþmüþtür. söylenen tam da budur.
bunun faþizm olarak adlandýrýlmasý da doðaldýr, nazi almanyasý tarihinde temel nazi söylemi bundan fazlasý deðildir. yalçýn küçük ilkel bir faþist taktik ile hareket etmektedir.
bu yaþýndan sonra faþist bir yörüngeye girmesi çok acý, kitabýný okurken "ben sabetaycýlara düþman deðilim bu halkýn gerçekleri görmesini istiyorum." mealinde cümlelerini okuyordum, ayný cümleler mein Kampf (kavgam)'da da bulunmaktadýr: "ben sizin iyiliðinizi istiyorum halkým, iç düþmanlar var, onlar sizden ayrý apayrý bir ýrk, bu yüzden size düþmanlar, sizi yok ediyorlar, herþeylerinize sahip olmuþlar, ben sizi uyarýyorum."

hakikat, bundan midem bulanýyor.

yalnýzca olaný olduðu gibi görmemizi engellediði için deðil, sabetaycý komplosunun türk milli egosunu okþadýðýný söylemekten imtina edecek deðilim, egoya hitap eden, þiþkin sloganlara ve basmakalýp önyargýlara seslenen böylesine bir davul sesi elbette türkiyenin mevcut durumunu insanlarýn analiz etmesini imkansýz hale getirmektedir, ancak insanlarý böylesine müþkül bir durumda býraktýðý için, din ve vicdan hürriyetine böylesine saldýrdýðý için, bu ülkenin üstüne kurulduðu "ne mutlu türküm diyene" mottosunu ezip geçtiði ve her türk'ün eþit hak ve yükümlülüklere sahip olduðunu unutturduðu için de midem bulanýyor.

din ve vicdan hürriyeti yalnýz bizim için deðildir. yalnýz baskýn dine mensup olanlarýn dinlerini yaþama hürriyeti yoktur. bu ülke çok daha üstün bir felsefe ýþýðýnda kurulmuþtur ve o der ki, herkes kendi dinini seçmekte ve onu yaþamakta hürdür. üstün kamu gücü veya herhangi biri buna müdahale hakkýna sahip deðildir, dahasý bu sorgulanamaz, hiç kimse bu husustaki fikirlerini açýklamaya zorlanamaz. iþte bu laikliktir. bu, bu ülkenin üstüne kurulduðu özgürlük düþüdür.
ben bu düþe sahip çýkmamýz gerektiðine inanýyorum.

Türk milleti bir ýrktan mürekkep olarak anlaþýlamaz. Türk milleti, ben türküm diyen herkesin dahil olduðu kültürel ve fikri bir birlikteliktir. insanlarýn kökenleri ne olursa olsun, türk milletine dahil ve bu ülkenin vatandaþý olmaktan memnunlarsa onlarý kökenleri için suçlayamayýz, onlarý kamplara ayýramayýz, onlarý ýrklarýna göre bölemeyiz. çünkü türk milleti daha kuruluþunda ýrkçýlýðýn üstüne çýkmayý becermiþ bir millettir, çünkü türk milleti ýrktansa tarihsel ve kültürel kardeþiliði üstün sayar, insanlarý kanlarýna göre deðerlendirmekten imtina eder, bütünleþtiricidir, ayýrýcý deðildir.
ben hala böyle olmamýz ve bunu sürdürmemiz gerektiðini düþünüyorum.

her türk vatandaþý kanun dairesinde eþit hak ve yükümlülüklere sahiptir, bu dairece belirlenen alanda istediði meslek ile uðraþabilir, her türlü haktan istifade edebilir ve bu haklar kimse tarafýndan yok edilemez, bu haklara müdahale edilmesi dahi düþünülemez. çünkü ne mutlu türküm diyenler, yani türkiye yurttaþlarý, aralarýnda sýnýfsal, ýrksal, dini veya cinsi bir ayrýmcýlýðý kabul etmemiþlerdir. herhangi bir dine mensup türk vatandaþý türkiye'de herhangi bir mevkiye çýkma hakkýna sahiptir. bu türkiye'nin zenginliðidir.
ve ben hala bu zenginliðin yaþatýlmasý taraftarýyým.

bunlar Türk milletinin kabul ve beyan ettiði söylemlerdir, anayasada geçmektedir.

Yalçýn Küçük'ün yaptýklarý ise bunlara tamamen terstir. insanlarýn üzerinde soru iþaretleri kondurmakta, ben türküm diyen insanlar arasýnda ayrým adacýklarý oluþturmakta, insanlarý birbirinden uzaklaþtýrmaktadýr.
yalçýn küçük, önyargýlarýmýza hitap etmektedir. sabetayistlerin bizlerden farklý olduðunu, baþka bir dine mensup olduklarý için bizden sayýlamayacaklarýný söylemektedir, ötekileþtirmektedir. onlarýn bize düþman olduðunu ifade etmektedir, onlarýn türkiye'de bir oligarþi kurduðunu, bu oligarþi ile bizi yönettiklerini, her türlü melanetin arkasýnda onlarýn olduðunu ifade etmektedir. Yalçýn Küçük, Türk milletinin ne olduðunu anlamamýþtýr, anlamasýný umardým ama anlamamýþtýr, bilmediði türk milleti bunlarý 1920lerin ikinci yarýsýnda aþmýþtýr, bu tipte yavan ve sýð senaryolara kanmayacak, insanlara saldýrmayacak kadar olgunlaþmýþtýr.
yalçýn küçük, insanlarýn bazý mevkilere haksýzca geldiðine inanmakta bunda sabetayistlerin etkili olduðunu söylemektedir. açýkça diyor bunu, saklamýyor. ancak yalçýn küçük bunun karar mercii deðildir. beðenmediði insanlarýn eserlerini türk halký almaktadýr, bu halk partilere oy vermekte, hür demokratik seçimlerde iradesini beyan etmektedir. her sonuçtan hoþnut olmayabilirsiniz ancak bu demokrasinin özü ve kendisidir.
ve yalçýn küçük, en ilkelinden bir faþist söylem ile "aydýn" olduðunu düþünmektedir, doðrusu, gittikçe kararmýþtýr, önce pkk ile iþbirliðine girerek, þimdi sabetaycý avý ile adi bir faþizm örneði sergileyerek bunu ispat etmektedir.

ben bizim böyle bir "aydýn"dan üstün olduðumuzu düþünüyorum.
ben, bizim hala ýrkçýlýðýn ne olduðunu anlayabildiðimizi, kendimize bakabilecek kadar olgun olduðumuzu, olaylarý objektif irdeleyerek, tarihi böyle analiz etmekten baþka þansýmýz bulunmadýðýný düþünüyorum.
belki safçadýr, böyle olmayan milyonlarca insan türkiye'de yaþamaktadýr ancak bu, bizim bu idealden vazgeçmemiz için yeter sebep deðildir.
bu ancak, bu ideal için daha çok çalýþmamýz gerektiðini gösterir.
(aethewulf, 06.09.2004 05:27 ~ 05:50)

yaþayan en büyük türk aydýnlarýndan -belki en büyüðü- birisidir. Cemil Meriç'in notlarýna "yalçýn küçük çaðýmýzýn namýk kemal'idir" diye not düþtüðü, bir baþka aydýnýn ise "söylediði her söz önemlidir, dikkatle takip edilmesi gerekli" dediði yazýlmýþtýr.

Yalçýn hoca þebatayizm olgusunu dile getirmesindeki amacýn, ýrkçýlýk olmadýðýný defalarca yazmýþ, ibrani kökenli olduklarý söylenen "behice boran, sabiha sertel ve halide edip" hakkýnda önemli ve güzel yazýlar yazdýðýný belirtmiþtir. (alttaki yazýda halide ile ilgili yazdýklarýndan bir parça var)

þebatayizm olgusu üzerinde þekilleden tartýþmalar, daha önce de belirtildiði gibi, görünenden vahim ve ciddidir. dünya üzerinde, büyük ölçekli bir plan iþlemektedir... kiþisel olarak böyle bir tartýþmaya ya da -doðrusu ile- dünya ölçekli bir kapýþmaya bulaþmakmak, kaçýnmak istememe raðmen; önemli bir türk aydýn ve düþünürünün, "ýrkçýlýk yapýyor, tu kaka" gibi bir karalamayla gölgelenmesini hoþ ve doðru bulmamaktayým.

konu ile ilgili Serdar Turgut'un son günlerde yazdýklarý takip edilebileceði gibi; Yalçýn Küçük'ün nisan 99 tarihli yazýsýný okumakta fayda var :


"" tarihimizi zenginleþtirdim, geleceðimizi bütünleþtirdim

haymana, 26 nisan, a.y.


devrim, kopuþ'tur.

bilim, süreklilik peþindedir. bu, en çok tarih'te böyledir.

anadolu ihtilali, kemalist tarihin yazdýðýna oranla, daha belirgin bir sürekliliði ve çok daha az keskin bir kopuþu temsil etmektedir. kemalist tarih, anadolu ihtilali'ni geçmiþinden ve çevresinden gerçekte olduðundan
çok daha derin bir biçimde koparmaktadýr; kazýlan hendekler zaman içinde doldurulamamýþtýr.

baþlangýç itibariyle bu kopuþ, son derece anlaþýlýr bir nitelik taþýyordu; çünkü devrimler kendilerine mesih çizgileri eklemek durumundadýrlar. türkiye'nin kurtuluþu pek umulmadýk bir zamanda realize edilmiþtir; belki de bu nedenle, kemalist tarih, kendisini, en yakýn olduklarýndan en çok uzaklaþtýrmak gereðini duyuyordu. bu sýrada aklýmýza "tanzimat" reformatörleri ve "jön türk" revolüsyonerleri, ilk olarak gelmektedir. kemalist yazým, bunlarý hep, "ötekiler" olarak göstermiþtir, halbuki, ayný aðacýn kollarý olduklarýný duyuyoruz.

anadolu ihtilali'nin ateþinde anlaþýlýr bir durum olmalýdýr. ancak, zaman içinde, köprülerin kurulmamýþ olmasý baþlý baþýna bir bilimsel sorun'dur. burada bu soruna girmek istemiyorum, ama yine de tarihçiliðimizin bir yanýna iþaret etme gereðini kabul ediyorum. tarih mesleði bizde tutucu kadrolarýn elindedir; bunlar açýk veya kapalý olarak, kemalizmi veya devrimini bütünüyle reddediyorlar. bu nedenle bütünleþtirmeleri imkansýz olmaktadýr. türk ilericiliði ise bütün bilimsellik ýsrarýna karþýn tarih biliminde son derece yoksuldur.

fakat yine de biliyoruz, doða ve toplum boþluk kabul etmiyor, boþluðu doldurmaya tarihçilik mesleðinin amatörleri eðilim gösteriyorlar. osmanlý döneminde namýk kemal'in, cumhuriyet döneminde þevket süreyya aydemir'in popüler kültürü hedef alan, bilimsel, bilimsel yöntemlerden uzak çalýþmalarýný bir kenara koyacak olursak, amatör eðilimle ciddi çalýþmalarýn baþlangýcýna doðan avcýoðlu'nu koymak durumundayýz. bundan ayrý bir de benim çalýþmalarým var.

benimkiler avcýoðlu çalýþmalarýna göre çok daha geniþ bir alana yayýlmakta ve daha derine inmektedir. þimdiye kadar yayýmlanmýþ olan çalýþmalarýmla tarihimizi zenginleþtirmiþ ve geleceðimizi bütünleþtirme yolunda önemli adýmlar atmýþ bulunuyorum.

yazdýklarýmla türk düþüncesini altüst ettiðimi kabul ediyorum.

bana yöneltilen her türlü övgü ve burada da husumetin kaynaðýnda bu altüst ediþin bulunduðunu biliyorum.

biraz ileride maddelere geçmek üzereyim, böylece, korkulacak bir noktanýn bulunmadýðýný ve husumetin yersizliðini gösterebilmeyi umut ediyorum. yalnýz önce bir nokta ve belki de türk düþünce tarihinde bir paradoks var, iþaret etmek durumundayým; benim okuyucalýrým büyük bölümü "islamcý" ve "türkçü" kesimden çýkmýþtýr. erbakan-ardýllarý ile türkeþ-ardýllarý arasýndaki okuyucularýmýn, ilericilerden az olmadýðýný hem yayýncýlarým ve hem de ben biliyoruz. nedeni mi; burada bizi ilgilendirmiyor ve üstelik belki bunu, bir bütünleþtirme alaný olarak kabul edebiliriz.

bu saptamalar, hiç kuþkusuz, dayanaktan yoksun kestirimler deðildir; bir baþka yerde, þimdi göçük eski cumhurbaþkaný özal imzasýyla paris'te yayýmlanan, "la turqui en europe" isimlim çalýþmanýn, üç seçkin diplomat tarafýndan hazýrlandýðýný ve çok büyük ölçüde çalýþmalarýma dayandýðýný yazmýþ bulunuyorum; bir itiraz yoktur ve benim de itirazým bulunmamaktadýr. çünkü itikadýma göre, bilim, kamuya açýk beyt-ül-mal'dýr.

ayrýca önümüzde turgut özakman'ýn "vahdettin, m. kemal ve milli mücadele" büyük baþlýðý ve "yalanlar, yanlýþlar, yutturmacalar" alt baþlýðýyla, 1997 yýlýnda, bilgi yayýnevi tarafýndan yayýmlanmýþ büyük boy, 789 sayfa çalýþmasý bulunmaktadýr. trt genel müdürlüðü, devlet tiyatrolarý genel müdürlüðü türünden stratejik pozisyonlarda bulunmuþ ve son zamanlarda devlet kurumlarýnca çekilen filmlerin senaryosunu yazan özakman, kemalist tarihle ilgili her türlü aykýrý görüþü ya yalan, ya yanlýþ ya da yutturmaca saymakta ve ister erbakan ardýlý ve isterse bir türkeþ izleyicisi veya bir ilerici tarafýndan yapýlsýn, hepsini bana indirgemektedir. bana karþý, haksýz ve yersiz, ayný zamanda hiçbir bilimselliði olmayan bir husumet kazaný kaynatmaktadýr. þimdiye kadar tarihle ilgisini hiç bilmediðimiz bu bürokrat-tiyatro yazarýmýzýn bu hacimli çalýþmasýný irdelemeyi zaman býrakacak olursa, ben, çalýþmalarýmýn yurtiçinde ve dýþýnda, çok çeþitli kesimlerde izleyici bulmasýndan büyük mutluluk duyduðumu belirtmek durumundayým. ancak, tarik-i ilm'de sorumluluklarýn hep kullananlara ait olduðunu da biliyoruz.


1-) reformatör sultan hamid

mezar taþlarý, paralar kazýlardan çýkan kap-kacak, tarihçinin vazgeçilmez tanýklarýdýr; fakat zaman çok yakýn olursa, bunlara da gerek duymuyoruz. türkiye'de, saðlýk ve eðitim kurumlarýnýn tarihine baktýðýmýzda bunlarýn çoðunun sultan hamid tarafýndan atýldýðýný veya atýlmýþ temellerin saðlamlaþtýrýldýðýný görüyoruz. cumhuriyet dönemindeki pek çok eðitim ve saðlýk kuruluþu hamid'in atmýþ olduðu temeller üzerine oturmuþtur. hamid, mustafa kemal ve 2. mahmut ile birlikte son iki yüzyýllýk tarihimizin en önemli üç yöneticisinden birisidir. yaratýlmak istenen toz dumanýn aksine, otuz üç yýllýk saltanatýnda, siyasi ve adli sadece dokuz idam olmuþtur; kuþkusuz, bunlardan birisi, büyük yenilikçimiz mithat paþa'dýr. türk ilericiliðinin bete noire'ý hamid, aþýrý vesveseli, her türlü özgürlükten korkan, ancak imparatorluðu yaþatabilmek için büyük reformlar yapýlmasýna inanmýþ ve bunlarý baþlatmýþ bir osmanlý prensi idi. imparatorluðun artýk batý'da kalamayacaðýný görebilecek kadar realist idi ve doðu'ya kaydýrmak istiyordu, bu amaçla, þii imasýndan çekindiði için soyadýný "afgani" olarak deðiþtiren irani cemalettin ile panislamizme sarýlýyordu. hamid, bir politika okulu'dur ve soðukkanlý incelemeden bugünü anlamak zordur.

hamid, hýrýstiyan anasýna ve özellikle ermenilere karþý tasfiyeci davranmýþ ve bu amaçla, kürtlere dayalý "hamidiye alaylarý" ortaya çýkmýþtýr. dökülen kanlar ingilizlerin sultan hamid'e, "kýzýl sultan" sýfatýný takmalarýna yetmiþtir; bu, bize ve özellikle özgürlük mücadelesi yapanlara geçmiþtir. bunlar tarihin olumsuzluklarýdýr; ancak tarihsel kiþiliklere "mükemmliyetçi" bir gözlükten bakmamýz ve bazý kara noktalara bakarak tümüyle inkar etmemiz mümkün deðildir. unutmamak gerek, hem enver ve hem de mustafa kemal hamid'in devr-i saltanatýnda okula baþlamýþlar ve yükselmiþlerdir; her ikisini de hamid dönemi'nin ürünleri saymak durumundayýz.

sultan hamid'i tarih içindeki yerine oturtmak, mustafa kemal'i tarihsel yerinden çýkarmak deðildir ve ben, birincisini yapmýþ bulunuyorum.


2-) kahraman-ý hürriyet enver

en yüksek noktalara çýkmýþtýr ve ömrünün hiçbir anýnda kariyer peþinde koþmamýþtýr. yiðitlikle özgürlük aþkýný birleþtirmiþtir, inançlarý için binbaþý iken daða çýkmýþ ve eniþtesinin alnýna kurþun sýkmýþtýr. bütün yaþamýný sadece yurt sevgisi çizmiþtir. eþine pek az ülkede rastlanabilecek bir yenilik savaþcýsýdýr.

tahtan indirdiði hamid'den panislamizmi, hýzla geliþen türkçülükten pantürkizmi çýkarmýþtýr; önce almanlarýn ittifakýyla imparatoruluðu yaþatmayý denemiþ ve yenilince yýlmayarak, pantürkist ve panislamist bir bayrakla imparatorluðu çýktýðý yerlere, kafkasya ve iç asya'ya götürmek için çýrpýnmýþtýr. bir büyük adamý ve komutaný ne kadar acý olursa olsun sadece sarýkamýþ felaket ve skandalý ile anmak mümkün deðildir; bu bir serüven ise, yaþamýný, ülke aþkýyla daha talihsiz serüvenlerde kayberedek kefaretini ödemiþtir.

mustafa kemal ile enver arasýnda bir kariyer çekiþmesi veya kýskançlýk, tarihsel verilere aykýrýdýr. ancak ikisinin ayrý yöntemler olduðu kesindir. kemal paþa, söz uygunsa, sultan hamid'den temkinliliði, büyük devletlere güvenmemeyi rehber almýþtýr; kemal paþa çok net bir biçimde, pantürkizm ve panislamizme sýrtýný çevirmiþtir. enver ise kendisine sýnýr tanýmamýþtýr.

tarihe nasýl bakýlýr? bu soruyu þöyle cevaplandýrabiliyorum: a) bugünkü durum, kemalist deðil, hamidist çizgiler taþýmaktadýr. b) izlenen politikayý ise kemalist deðil, enverist saymak daha doðrudur. çünkü, kafkasya ve iç asya'da türkist baðlar aramak ve kosova'da müslümanlarýn koruyuculuðunu üstlenmek, kemalist deðil enverist bir politikadýr.

kemalist iktidarýn ilk yýllarýnda, mithat paþa veya mahmut þevket paþa örneði bütün sultan indirenlerýn yaþamýný yitirdikleri bir tarih sahnesinde, ittihat ve terakkici'lerin iktidarý kapmalarýndan kaygýlanýldýðý bir zamanda, enver ve arkadaþlarýnýn kara bir resmi anlaþýlabilir bir durumdur; yýllar geçtikten sonra ise anlamsýzdýr. ben bu anlamsýzlýðý ortadan kaldýrmýþ bulunuyorum.

enver'in deðerinin kabul etmek, bizi zenginleþtirmektir.


3-) "her zaman" büyük reþit paþa

otuzlu yýllar, ülkemizde büyük bir endoktrinasyon dönemidir. bu dönemde "tanzimat" kötülemesine, "emperyalizm" veya "dýþa baðýmlýlýk" kavramlarýný eklediler; sadece parçalarý yayýmlamýþ bazý yabancý büyükelçi anýlarýndan ise baþta ingilizlerin aþýr övünmelerini bilinçsizce ciðerlerine çektiler. bunlar "paþaya dedim ki" veya "reform eksik kalmýþ" türünden kelamlarla doluydu; altmýþ solculuðu büyük reþit paþa'yý düvel-i muazzama'nýn sefirlerinin kuklalarý haline getirmekte gecikmedi, kabarelere oynuyorlardý, izleyenler konyaklarýný yudumlarken reþit paþa'ya gülüyorlardý. onuruma dokundu, deðiþtirdim.

büyük reþit paþa'nýn büyüklüðünü gösterdim, itibarýný iade ettim.

ne yapabilirlerdi ve kime güvenebilirlerdi? köylülük mü, iþçi sýnýfý mý, aydýn düzeni mi; hiçbirisi yoktu ve yenilik paketleri için, ölmekte olan imparatorluðu, bazý düzenlemelerle ve kendi dünya dengeleri için, bir süre daha yaþatmak isteyen, büyük devletlerin kartýný oynamaktan baþka çareleri yoktu. bunu yaptýlar, onursuz davrandýklarý konusunda hiçbir belge yoktur; sadece büyük devletleri kullanmak istediler.

böyle durumlarda kullanmak isteyenlerin kullanýlacaklarý tabiidir. ancak o durumda çaresizlik en net gerçekliktir.


4-) buldozer aydýn; namýk kemal

yakýn zamanlara kadar yaþadýðý zamanlarda "adý yasak" sadece iki aydýnýmýz olmuþtur; namýk kemal ve nazým hikmet'in adlarý, tarihin belli kesitlerinde, kapý ve pencere kapatýlmadan, o halde bile sadece fýsýltý ile söylenemiyordu. halbuli kemal, bir buldozer idi; romanda, tiyatroda, politik yazýda, gazetecilikte tüm tepeleri deldi ve yol açtý. ancak dönemler sonra bir zaman geldi, neredeyse "aydýn" demek ile "kemal" özdeþleþti; beðenmek "kemal" demekle mümkün oluyordu. nitekim, selanik'te küçük mustafa'yý beðenen öðretmeni, beðendiðini, "mustafa kemal" diyerek gösteriyordu. "kemalizm" sözcüðünün öyküsü buradadýr; bu sözcükte, pek bilinmiyor ama, buldozer aydýn namýk da yaþamaktadýr. sonra ikinci yasak aydýn geldi; 1930 yýlýna doðru, nazým hikmet, resimli ay dergisinde "putlar"a karþý savaþ ilan ettiðinde, hedefleri arasýnda, baþta bir yere kemal'i koyuyordu. nazým, acýmasýz bir atýþlarla, kemal'i sildi. ben yeniden yazdým ve yaþattým.

tarihimizi hep zenginleþtirdim.


5-) kahramanlar mahþeri; çanakkale

neden yoksulluðu seviyoruz ?

neden tarihimizi tek kahramana indirgiyoruz?

çanakkale savaþý, öncelikle, bir deniz savaþý'dýr. düþman donanmasý ege'den geliyor ve istanbul'a gidebilmek için, çanakkale boðazý'ndan geçmek istiyor. "çanakkale geçilmez" sözü, iþte bu geçiþe izin vermeme nedeninden doðmuþtur; bu, yok'u var etmek, çanakkale boðazý'ndaki topçularýn ve boðaz sularýna mayýn döþeyen fedakar denizcilerin iþidir. burada mustafa kemal yoktur, bulunmasý imkansýzdýr, çünkü baþka sýnýf asker ve subaylarýn görevidir, ben bunlarý ortaya çýkarýyorum. "çanakkale geçilmez" sözünün yaratýcýlarý arasýnda mustafa kemal bulunmamaktadýr; fakat, burada kahramanlar vardý. buradaki kahramanlarý yazmak, tarihimizi yoksulluktan kurtarmak, neden mustafa kemal'i azaltmak veya "yalan", "yanlýþ" ya da "yutturmaca"
oluyor, bunu anlamayý imkansýz sayýyorum.

vehip paþa'yý kaç kiþi biliyor? ya da kardeþi cevat paþa'yý? birisi þark'ta, diðeri garp'tadýr ve ben bunlarý da çýkarýyorum. mütareke dönemi'nde bir gazeteci mustafa kemal paþa ile mülakat yaparken "çanakkale'deki büyük baþarýnýzý biliyoruz" yollu söz edince, paþa "aman ne demek, o cevat paþa hazretleri'nin baþarýsýdýr" diyor, ben bunu yazýyorum. düþman, imkansýz boðaz topcusunu ve zor koþullarda döþenen mayýnlarý aþamayýnca, daha yukarýdan, sahile asker çýkararak, boðaz'ý almak istiyor, gelibolu çevresinde, geniþce bir alanda, iki tarafýn gündüz birbirlerini boðazladýðý ve gece elini uzatýp birbirine sýcak çorba ikram ettiði bir destan yaþanýyor; o savaþýn maðluplarý olan anzaklarýn çok yaþlanmalarýna karþýn her yýl buraya gelmek istemelerini bu insanlýk destanýna baðlamak durumundayýz. kemal bey, o sýrada yarbay, bir ihtiyat tümeninin komutanýdýr.

tiyatroda bazen bütün sahneyi karartmak ve ýþýðý bir noktaya yýðmak mümkündür; bilimde de yapýldýðý oluyor. ancak bilimde ýþýk, daha sonra, her tarafa çevriliyor; benim yaptýðým da budur. kemal bey'in, insiyatif alaraki yedek kuvvetlerle önemli yararlýlýklar gösterdiðini biliyoruz; ancak bu boðazlardan gelibolu'ya kadar bütün savaþ tiyatrosu deðildir. baþak kahramanlar ve komutanlar da bulunuyordu ve bunlarý yazmanýn, ortaya çýkarmanýn husumet nedeni olmasý çok þaþýrtýcýdýr. öte yandan, yeni zamanlarda okuyabildiðimiz, enver'in sovyetler'de ve mustafa kemal'in ankara'da olduklarý zamana ait mektuplarý da, iki asker arasýnda, daha sonra sýk sýk ileri sürülen bir husumetin izlerinin bile olmadýðný göstermeye yetmektedir.


6-) "ilk kurþun" için hasan tahsin'i beklemeye mecbur muyuz?

balzac, felsefe olarak kralcý'dýr. ancak romanlarý, burjuva revolüsyonundan yana bir ton taþýyordu; çünkü gerçekçi roman türünün en güzel verimlerini yazýyordu.

köprülüzade fuat bey, idealist felsefe yanlýsýdýr. ancak bütün gözlemcilerin birleþtikleri türden çalýþmalarý, en materyalist ürünler oldular. çünkü, tarih mesleði, maddi kanýtlardan, bulunmuþ sikkelerden, mezar yazýtlarýndan, deðiþmiþ türkülerden uzak kalmamakta ve bunlara dayanmaktadýr. tarih yazmak, maddeyi eleþtirel bir mantýkla ve önce maddi kanýtlarý "tenkit" ederek telif etme iþidir.

bu giriþten sonra, þu soruyu sorabiliyoruz: ilk kurþunu, hasan tahsin'in attýðýný söylemek -1919 yýlý mayýs ortasýdý ve bir raslantý sonucu, kemal paþa'nýn, samsun'dan yeni göreve gitmek üzere, istanbul'dan ayrýldýðý tarihe denk düþüyordu- bu topraklarýn tüm insanlarýna büyük saygýsýzlýk etmek olmuyor mu? devlet-i ali'nin teslim olduðu, bütün liman ve tersanelerin düþman iþgaline açýldýðý tarih, 1918 yýlýnýn sonudur; bu tarihten, hasan tahsin'e kadar en az altý ay var; türkümüz, kürdümüz, çerkesimiz bu tarihe kadar ne yaptý, oturup bekleþtiler mi? ilk kurþunu hasan tahsin'e attýrmak, "herkes bekleþti" demektir.

ilk iþgal fransýzlar tarafýndan, ingilizlerin musul'daki provokasyonu üzerine, iskenderun çevresinedir. annem beni, çete reisi babasýnýn ve amcasýnýn serüvenleri kadar "oðlum, komþumuzun oðlu, fransýz üniformasýyla geldi" ninnileriyle büyütüyordu, komþularý bir ermeni idi. peki ne yaptýlar bu yörenin yurtsever insanlarý? anne soyum yanýçlar, komþumuz cerrahlar, akrabamýz dudular, hasan tahsin'in kurþun atmasýný mý beklediler? bu yanlýþlýklarý hep ben düzeltiyorum.

halkýmýzýn onurunu temsil ediyorum.

aydýnýmýza ýþýk tutuyorum.

hakkýmda açýlan davalarýn, zaman zaman zindana kapatýlmamýn tek nedeni onuru temsil edip ýþýðý tutmam'dýr. hiçbir kuþkum yoktur.

elimizdeki bilgiler þunlardýr:

a) hasan tahsin'in kuvayý milliyeci olduðunu gösteren hiçbir iþarete sahip bulunmuyoruz. bütün bilgiler, hasan tahsin'in iþgale mukavemet düþüncesine karþý, bir iþbirlikçi olduðu yönündedir.

b) hasan tahsin'in nasýl öldüðü ve öldürüldüðü konusunda hiçbir kanýt yoktur. iþgal günü ne yapmakta olduðu noktasýnda ise bir güvendirici bir tanýklýk bulunmamaktadýr.

c) asýl adý "osman nevres" olan ve yeni bir kaynaktan "dönme" olduðu ileri sürülen hasan tahsin'in bütün yaþamýnda açýklanamayan kuþkulu noktalar yer almaktadýr.

bunun karþýsýna koyulabilecek bilgiler ise þöyle sýralanmaktadýr:

1) genelkurmay harp tarihi dairesi tarafýndan hazýrlatýlan, belgelere dayanan, daðýtýmý yapýlmayan, fakan harp akademileri'nde ders kitabý olarak okutulan sayýsýz ciltlerden ibaret kurtuluþ savaþý tarihi, ilk kurþun mekaný olarak, iskenderun'un sayfiye yeri olan belen ile bitiþik dörtyol'a iþaret etmektedir. ancak aðýrlýkla dörtyol'a yönelmektedir.

2) genelkurmay harp tarihi, "tarihi" ilk kurþunun 1918 yýlý sonlarýnda atýldýðýný netlikle saptamaktadýr.

3) ittihatçý ahmet cemal paþa, anýlarýnda, dörtyol'un çok þirin, zengin ve büyük bir ermeni köyü olduðunu kaydetmektedir. kuþkusuz türkler de bulunmaktadýr.

4) 1 eylül 1993 tarihinde, iskenderun'da düzenlenen "barýþ günü" toplantýsýnda, baþta harp tarihi olmak üzere bütün kaynaklarý birleþtirdiðimde, ilk kurþunun dörtyol'da 1918 yýlý kasým veya aralýk ayýnda atýldýðýný duyurmuþ bulunuyorum.

bu konuþmam nedeniyle, malatya dgm tarafýndan tutuklanmýþ durumdayým; iddianame böyle bir görüþü ileri sürmüþ olmamý suç saymaktadýr.

5) dörtyol, ilk kurþunun mekaný iddiasýný benimsemiþtir ve her yýl, bu maksatla "resmi" törenler düzenlenmekte ve devlet televizyonu "ilk kurþun" kutlamalarý olarak aktarmaktadýr. tutuklanmama, adýmýn yasaklanmak istenmesine karþýn, doðrular iþlemektedir. yaptýðým halkýmýza onurunu iade etmektir; iþgal baþlar baþlamaz halkýmýzýn rezistansa baþlamasý ve silaha sarýlmasý bizi zenginleþtirmektedir.

7-) gazi, kahraman veya þanlý kentler ne söylüyorlar?

kurtuluþ tarihimizin yazmýnda üç ton görüyoruz.

1) mayýs 1919 tarihinde baþlamaktadýr.
2) anti-elen niteliktedir.
3) düzenli ordulara dayanmaktadýr.

fakat böyle bir yazýmýn hem analitik ve hem de zenginlik planýnda belli zaaflarý bulunmaktadýr.

a) reel tarihin coðrafyasýnda, "gazi", "kahraman" veya "þanlý" kentleri bulunmamaktadýr. buna karþýlýk kahramanmaraþ, gaziantep ve þanlýurfa'dýr. unvanlar, osmanlý döneminde deðil, kurtuluþ'a büyük katkýlardan sonra, cumhuriyet'te ve yasalarla gelmiþtir.

maddi veriler, reel tarih ile tam uyuþmamaktadýr.

b) benim çalýþmalarým, buralardaki acý, ancak yiðitliklerle dolu halk savaþlarýný ortaya çýkarmýþtýr. böylece, reel tarih yazýmýnýn eksik býraktýðý kurtuluþ mücadelerindeki halk boyutu yerini almýþ bulunmaktadýr.

c) bu kentlerde, adana ve hatay'ý da ekleyecek olursak, burasýný, tarihçiler, alpaslan'ýn malazgirt zaferi'inden itibaren yeni bir ermeni yurtluðu, küçük ermenistan, olarak kaydetmektedirler. buralardaki amerikan misyoner kolej ve hastanelerinin bir bölümü, cumhuriyet'te de sürdüler; hedefleri müslümanlarý deðil, özellikle ermenileri protestan yapmak idi.

kurtuluþ savaþlarýnda servet transferi hevesleriyle körüklenen etnik husumet, ne yazýk, önemli motorlardan birisidir; bizimki istisna olmamýþtýr. annem beni, fransýz askeri üniformasý içinde çýkýp gelen , iþgalci çocuðu ermeni'nin yanýnda kurtarýlamayan veya evlerini terk edip göçen ermeni dostlarýn öyküsüyle büyütmüþtür. büyüdüðüm küçükefendi konaðý'nýn hemen elli metre ilerisindeki metruk, ancak hala görkemli "ermeni konaðý" artýk benim için sadece tarihsel bir veridir.

benim yaptýðým tarihimizi zenginleþtirmektir.
bu, tarihimizi halklaþtýrmak ve insanileþtirmek anlamýndadýr.
bunlarý yaptýðým için bana husumet düzenlemek, halk'tan ve insan'dan kopuþ dürtüsünün özgürleþtirmektir.


8-) halide çavuþ'u mandacý olarak suçlayabilir miyiz?

"handan" yazarý, sultanahmet mitingi'nin menkýbevi konuþmacýsý, büyük þöhret, bütün bunlara sýrtýný çevirerek ve sadece "halide çavuþ" sýradan unvanýn benimseyen, halide haným'ýn "mandacý" olarak karalanmasýný hiçbir zaman kabullenemedim; sanki kiþisel zenginliklerim çalýnýyordu, soyuluyordum. üzerine gittim.

bulduðum þudur. hep birlikte kendimizi mandacý diye suçlamadýkça halide haným'a mandacý yakýþtýrmasý büyük haksýzlýktýr. imkansýzlýktýr.

kanýtlarý þöyle sýralayabiliriz.

1-) sivas kongresi, oybirliði ile, manda'yý kabul etmiþtir.

anadolu'da ve ermenistan'da bir amerikan mandasý davetinin fizibilite araþtýrmasý için bölgeye gelmiþ olan general harbord'un raporu bu konuda nettir. ayrýca gizliliði sona erdikten sonra yakýn zamanlarda serbest býrakýlan amerikan diplomatik kayýtlarý da bu noktada kuþku býrakmamaktadatýr.

2) general harbord, 1919 yýlýnda, bölgede bir ermeni veya bir kürt devletinin viabilitesinin çok düþün olduðunu, yine de, ancak bir türk devletinin yaþayabileceðini, fakat, amerika'nýn mandaterliði kabul etmesinin gereksiz riskler taþýdýðýný yazmýþtýr; manda projesini düþürmüþtür.

3) ancak 1919 veya 1920 yýlýnda manda istemek, daha sonraki yýllarýn anlam ve sakýncalarýna sahip deðildi; çünkü yeni idi ve ne olduðunun kimse bilmiyordu. yeni lider lenin, ilhak ve tazminatlarý reddeden bir program ile ortaya çýkmýþtý, etkiliyordu ve rüzgarý kaybetmek istemeyen wilson, on dört nokta ile, lenin'in önerilerini amerikanlaþtýrýyordu. her millet devletine sahip olacaktý; lenin rüzgarý böyle bir umut getiriyordu.

emperyalist devletler, kýsa bir süre sonra ayýktýlar; vaatten dönemiyorlardý ve devletleri cemiyet-i akvam'ýn nezaretine vermeyi akýl ettiler. cemiyet-i akvam da, bu yeni ve acemi devletleri bir süre devlet olmaya alýþtýrmak için bir "vekil" -fransýzca "mandataire"- atayacaktý; bunlar uygar ve zengin devletlerden seçileceði için, söz konusu devletlerin kalkýnmasýna da katkýda bulunacaktý, iþte o sýrada bilinenlerin hepsi budur.

O zamanlar cazipti ancak kazip ne olduðunun görülmesi için zaman gerekiyordu.

4) 1699 yýlýndan beri yenilen, yutulan ve hep hicap duyan bir imparatorluðun elitleriydiler; kendilerine güvenlerini yitirmiþlerdi ve koltuk deðneði olmadan ayakta durabileceklerine inanmýyorlardý. her aydýn, bir büyük devleti dayanak ve sýðýnak olarak görüyordu; bu, tarihsel ve sosyolojik bir durumdur.

halide, tarihin ve çevresinin kýzýdýr. herkes birbirine benzemektedir. fakat halide, profesörlüðü, ünü ve gücü býrakýp askerler arasýnda bir "halide çavuþ" olmuþtur; tarihteki yerini burada görüyoruz. bu, kara deðil, ak bir yerdir.

halide'yi tarihi verilere ters suçlamalardan çýkarýp ak yerine oturtmak, kendimizi zenginleþtirmektedir.

Bunu yapmak da bana düþmüþtür.


9-) Çerkez, Kurtuluþ'a kurþun sýktý mý?

1920 sonu ve 1921 ilkbaharý, kurtuluþ mücadelesi'nde bir dönüm noktasýdýr. birinci inönü'yü de içine alan bu tarih kesitinde, ayný zamanda, ethem partizanlarýve suphi alayý tasfiye edilmiþtir. bu dönemi, yönetimin, talat-enver-cemal üçlüsünden, ismet-mustafa kemal-fevzi üçlüsüne geçiþi olarak da alabiliriz. kemal paþa açýsýndan çok cüretkar bir adýmdýr; popülist partizanlar ve komünizan asker-esirler ortadan kaldýrýlýyordu.

çok büyük ölçüde çerkez unsurlara dayanan teþkilat-ý mahsuda'dan ethem, o zamana kadar bir kahramandý. tasfiye edildi, elen kuvvetleri'ne teslim oldu.

hepsi bu kadar; fakat daha sonra, özellikle yunus nadi'nin ýsrarý ile, ethem'in yunanlýlar ile birlikte kurtuluþ'a karþý savaþtýðý çok yazýlmýþtýr ve bu yazým ile "çerkez ethem ihaneti" resmi söyleme girmiþtir.

bunun doðru olmadýðýný da göstermiþ bulunuyorum.

ethem, bütün komutanlarýný ve askerlerini, kurtuluþ'a katýlmaya ikna etmeye çalýþmýþ ve mücadeleye tek bir kurþun bile sýkmamýþtýr. elenler'e teslim olduktan sonra, ethem'in mücadeleye hiçbir zararý olmamýþtýr. ethem'in hain olduðunu kanýtlayan tek bir iþaret bulunmamaktadýr

henüz ayrýntýlý olarak incelemedim, fakat bana verilen bilgilere göre, elen arþivlerinde de ihanet savýný destekleyen hiçbir kanýt yer almamaktadýr.

çerkez halkýmýz, birbirine, tarihine, onuruna düþkünlüðü ile isimlidir. bu iddia karþýsýnda eziliyorlardý. en azýndan bu açýdan ezilmeleri için bir neden olmadýðýný gösterdim. bununla bütünlüðümüzü güçlendirdiðimi düþünüyorum.


10-) sait, casus oldu mu?

kendimi hep, türk aydýnýn keþif kolu olarak algýladým.

"aydýn, sýnýrda dolaþan insandýr" diyorum.

kýbrýs savaþý'nda en çok, sýnýrda, yeþil hatta, sabahlarý mayýn tarlasýnda koþmaktan hoþlanýyordum.

þimdi zindandayým. böyle bir koþucu için süpriz olmamalýdýr.

kürtlerimiz arasýnda, türk aydýnýn keþif kolu oldum. hep bütünleyen damarlarý güçlendirmeye çalýþtým. bana kýzanlar, önce yapmadýklarýmý ve sonra yapamadýklarýmý görüyorlar. fakat yaptýklarýmý görmüyorlar.

utanç insana layýk bir renk deðildir.

genç türk devleti'nin karþýlaþtýðý en yaygýn kavramýn baþýnda þeyh sait vardý; aþýrý muhafazakardý, taþralýydý, ortodoks bir nakþibendiydi ve bu nedenle alevi inançlý kürtleri bile kendinden saymýyordu; liderlik niteliklerinden yoksundu ve buna karþýn baþkaldýrý hýzla yayýldý. sonunda malup oldu ve idam edildi; geriye isyanýndan çok, ingiliz casusluðu kalýyordu.

türkiye, yaygýn olarak, bunun da bilimsel kanýtlarla desteklenmediðini benden öðrenmiþtir.

1) diplomatik belgeler, þeyh übeydullah ile bedirhan ahfadýnýn, birbirini, ingiliz ve fransýz makamlarýna "fransýzcý" ve "ingilizci" olarak ihbar ettiðini göstermektedir; bu ihbarlar belgelidir. ancak artýk tümü açýlmýþ ingiliz belgelerinde, sait ile ingilizler arasýnda herhangi bir temasýn ve "adamý olmanýn" kaydýna rastlamýyoruz.

2) araþtýrmalarým, beni bu iddianýn kaynaðýna götürmüþtür. isyan sýrasýnda, tkp adýna, moskova'daki basit bir basýn açýklamasý kaynaktýr. bu iddia önce moskova ve sonra da ankara da benimsenmiþtir; moskova, o sýrada deðerli müttefiki türk devleti'ni destabilize edecek bir hareketin, zamanýn emperyalist lideri londra'ya yarayacaðýna hükmetmiþtir, bu hüküm yanlýþ deðildir. ancak bu doðru çýkarýmdan, istidlal yoluyla, sait'in casusluðuna geçmek, doðru mantýk olmamaktadýr.

eðer çerkez "hain" olsaydý, istesek de istemesek de, bütün çerkezlerimiz bundan paydar olacaklardý. eðer sait, "casus" olsaydý, bütün kürtlerimiz bir de bunun altýnda ezilecekti. eðer hepimiz birlik ve bütünlüðü içtenlikle istiyorsak, hepimizin, mümkün ve doðru olduðu ölçüde, utanç ve eziklikten arýnmamýzda büyük yararlar vardýr.


yaptýðým budur.

filozof kant, iyi'nin, kendi halinde, iyi olduðunu yazýyordu.
ben de, doðru peþinde koþmanýn, baþlý baþýna, doðru olduðuna inanýyorum.
ek bir gerekçeye, yakýn ve doðrudan bir yarara ihtiyaç yoktur.
türk düþüncesini altüst ediþim yazdýklarýmla sýnýrlý kalmamýþtýr. ayrýca, yazdýklarým nedeniyle, yalnýzca savcýlarýn ilgi ve iddianamelerini tahrik etmedim, yoldaþ aydýndan da büyük kýzgýnlýk açýklamalarýna hedef olduðum kesindir. ayrýca sayýlamayacak kadar çok olduðunu hatýrlýyorum.

benim de dostumdu, hepimizin kývanç kaynaðý idi, bize türküyü sevdirdi, ruhi bey'den söz ediyorum; ben, ruhi su'nun, anne babasý van'da öldürülmüþ bir ermeni çocuðu olduðunu kanýtlamýþ bulunuyorum. önce aydýn arkadaþlarýmdan büyük tepkiler geliyordu, ancak, geride kalanlarýn, bu açýklýk karþýsýnda, rahatladýklarýný hep birlikte gördük, tepkiler yerini güzel bir kabule býraktý; doðru, baþlý baþýna, rahatlatýcýdýr.

sabahattin ali'nin romanlarýný seviyorum, aydýn çalýþmasý için kiþiliðini araþtýrýyordum, ne olmayan aydýn kiþilikleri benim için iticidir; türk aydýn düzeninin martirleri arasýnda sayýlýyordu; ben, bir polis iþbirlikçisi olduðunu göstermek durumunda kaldým. bulgaristan'a gidebilmek için bulgaristan'a adam kaçýran þebekeyi ele vermeye razý olmuþtu; polis iþkencesinde deðil, iþi bittiði zaman ve sýnýrý geçtiðine inanýldýðýnda öldürüldüðünü ileri sürüyordum. kendi yanlýþlarýna tutkuyla baðlý türk aydýný çok kýzdý, ancak, yaþamýnda en yakýný aziz nesin, yazdýklarýma, "tek doðru" diyor ve beni de "arkeolog" olarak niteliyordu; bana göre, çok aþýrý bir övgüdür.

kemal tahir, türk sol aydýnýnýn hem büyük romancýsý, hem tarihçisi ve hem de bir ölçüde filozofu idi ve `peyami
safa, bir zamanlar yakýn olduklarýnazým hikmet` ile polemikleri nedeniyle sevilmiyordu, reddediliyordu. ayrýntýlý bir incelemeden sonra, türkiye sol aydýnýna, "kemal tahir'i mhp'liler vermeyi ve karþýlýðýnda peyami safa'yý almayý" önerdim; peyami'yi nazým ile polemiklerini karþýlýk çok önemli bir romancý olarak görüyordum. kýzgýnlýkla karþýlaþtým; ancak sonra dediðim olmuþtur. artýk türkiye sol aydýný kemal tahir okumamakta ve kendisinden saymamaktadýr.

bu ülkede, eninde sonunda, benim yazdýlarým söylediklerim doðru kabul edilmektedir. bu da benim gücüm ve rahatlýðým olmaktadýr.

en son olarak lengüistik yöntemden yararlanarak, türkiye'de "dünyaca ünlü dört insanýmýzýn -yaþar kemal, leyla gencer, cem mansur, orhan pamuk- ya eþlerinin ya da kendilerinin kökenlerinde yahudilik olduðunu göstermiþ bulunuyorum. ýrkçýlýðým yok, ancak kimsenin hakkýndan fazlasýna sahip olmasýnda tahammül edemiyorum; bunlarýn her birisi, kendi ölçüsünde deðerlidir, fakat, dünyaya gelince, burada güçlü ve hýrslý yahudi lobisi iþlemektedir. hak ettiklerine deðil, fazlasýna itiraz ediyorum.

bunlarý nasýl buluyorum; henüz bu soruyu cevaplandýrmýþ deðilim.

bunlarý bulmaya beni tahrik eden nedir; bunu da netlikle bilemiyorum.

fakat böyle yaptýðým zaman, a) türkiyeli düþün üreticisini "ün" baðlantýsýndan uzaklaþtýrmaya, b) artýk ülke dýþýndaki hiçbir ün'ün doðal olmadýðýna ve mutlaka lobilere özellikle yahudi desteðine gerek gösterdiðine, c) asýl önemlisinin topraklarýmýzda erimek olduðuna inandýrmak istiyorum ve inandýracaðýmý biliyorum. bu son buluþum bende bu konuda hiçbir kuþku býrakmamýþtýr.

halkýmýzýn onurunu yüksek tutuyorum.
aydýnlarýmýza ýþýk tutuyorum.
bu nedenle kelepçede onursuzluk görmüyor, zýndanlarý ýþýklý buluyorum."""
(anoktale, 12.09.2004 14:27 ~ 15:55)

çok samimiyetsiz bulduðum ve bir þov adamý gibi gördüðüm kiþi. kime ve neye hizmet ettiði de belli deðil ayrýca.
(barzakhi, 12.09.2004 14:33)

oldukça zeki olmasýna ve zamanýnda önemli incelemelere imza atmasýna ragmen aydýn sýfatini haketmedigini ve ciddi kiþilik sorunlarýna(narsizm, megalomania) sahip oldugunu düþündügüm, her ne kadar kendini aydýn olarak lanse etse de, nedense hep zamanin yükselen deðerlerine göre hareket eden þahsiyet. sanirim 1993 yýlýnda devrimin yönü avrupa'ya kayýyor diye paris'e yerlesmis, burada apocularla baðlantý kurup, apo'nun bas yardakçýlarýndan olmuþ(apo yalçin küçük'ü her zaman genelkurmayla ya da derin devletle baðlantýlý bir adam olarak görüp, onunla devlete kendini kabul ettirip, devletle uzlasabilecegini düsünmüstür), birlikte kitaplar yazýp, konferanslar vermiþtir. o zaman kürt ulusal direniþi olarak degerlendirdiði pkk'yý 1998'te pkk'nýn çöküþe geçmesiyle terketmis, 29 ekim1998'te türkiye'ye gelip teslim olmuþ ve "vatanima hizmet için geliyorum"(ironik olarak ayný lafý birkaç ay sonra artýk terkettiði apo da edecektir) demistir. daha sonra pkk ve apo'yla geçen günlerini türk aydýnýn kürt hareketindeki keþif gücü olarak degerlendirmiþ(bir nevi günah çýkarmaya çalýþmýþ) ve bu isimde kitap da çikarmistir. daha sonraki yillarda türkiye'deki statükonun ve rejimin atesli bir savunucusu olmus ve bunlara yönelik her eleþtiri ve tehditi geniþ hayal gücüyle olusturdugu ve olgulari kendine göre çarpýttigý, mikroskobik vakalarý teleskopla inceleyip yarattýðý komplo teorileriyle sindirmeye çalýþmiþ, bir nevi türkiye'deki bazi karanlýk güçlerin gönüllü maþasý ve hala ayný duvara iþeyen statükocu güçlerin çimentosu haline gelmiþtir.
(red kite, 12.09.2004 14:50 ~ 14:53)

kurtlerle yahudilerin iliskisini ve ozellikle kuzey iraktaki yahudi kurtleri-ki yok boyle bir sey- uydurmasiyla turkiyenin cok sayida sozde aydinina geyik malzemesi veren eleman.
(whitespot, 22.09.2004 03:57)

kurtlerle yahudilerin iliskisini ve ozellikle kuzey iraktaki yahudi kurtleri-ki var boyle bir sey- açýða çýkarmasýyla atlantik ötesinden ve kudüs'ten aldýklarý emirle hareket edenleri tedirgin eden araþtýrmacý.
(ben ruhi bey nasilim, 22.09.2004 04:05 ~ 03.01.2005 21:05)

bunamasiyla insanligi üzüntüye bogmus eski arastirmaci aydin sahsiyet, yeni gizem avcisi.
(denhamtoothpaste, 22.09.2004 04:10)

denyo paratoneri.
(katil balina, 22.09.2004 04:36)

salak þeyhi.
(aethewulf, 23.09.2004 22:45)

bu "büyük" türk aydýnýmýzýn dediklerini biraz daha ince irdeleyelim mi?

muhtemelen büyüklüðü daha iyi anlaþýlacaktýr. eleþtirel bir göze ise itirazýn ne kendisinden ne de "mürid"lerinden geleceðini zannetmem. en nihayetinde "bilimsel" olduðunu iddia eden, "þüpheci" olduðunu defalarca söyleyen, "merak" sahibi bir kiþi olarak kendisini lanse eden biridir yalçýn küçük. ayný metod ve bakýþ ile deðerlendirilmesi kendisi açýsýndan rahatlatýcý ve mutluluk verici olacaktýr.

diyor ki: "bu ülkede, eninde sonunda, benim yazdýlarým söylediklerim doðru kabul edilmektedir. bu da benim gücüm ve rahatlýðým olmaktadýr"

son derece egosantrik bir yargý olduðuna þüphe yok. ancak böyle diyerek bir kenara atýlamaz. üstünde düþünülmesi gerekir. önemli bir yargýdýr çünkü, bir insan her dediðinin doðru çýktýðýný iddia edip bunu baþka iddialarýnýn da gerçekliði üzerine bir argüman yapýyorsa daha da dikkatle ele alýnmasý gerekir.

gerçekten, bütün yazdýklarý söyledikleri doðru kabul edilmiþ midir? kim tarafýndan edilmiþtir? genel bir kabul mu olmuþtur yoksa belirli çevrelerce sýnýrlý kalan bir kabul müdür bu?

örneðin diyor ki:

"ethem, bütün komutanlarýný ve askerlerini, kurtuluþ'a katýlmaya ikna etmeye çalýþmýþ ve mücadeleye tek bir kurþun bile sýkmamýþtýr. elenler'e teslim olduktan sonra, ethem'in mücadeleye hiçbir zararý olmamýþtýr. ethem'in hain olduðunu kanýtlayan tek bir iþaret bulunmamaktadýr

henüz ayrýntýlý olarak incelemedim, fakat bana verilen bilgilere göre, elen arþivlerinde de ihanet savýný destekleyen hiçbir kanýt yer almamaktadýr. "

birincisi ayrýntýlý olarak yunan arþivlerini incelemeden böyle bir kanýya varmasý ve bunun doðru olarak kabul edildiðini söylemesi ciddiyetsizliktir. bilimsel bir bakýþ açýsýndan uzaklýk olarak telakki edilebilir. yakýþýksýzdýr. kaynak eksikliðine raðmen ve gösterme sýkýntýsýna katlanmadan böyle bir zan ciddi bir iddia olarak ileri sürülemez.

ikincisi, böyle bir þey olmuþ mudur sorusu ortadadýr. o zaman kaynaklara bakmak gerekir. elimizde, t.c genelkurmay baþkanlýðý harp tarihi dairesi resmi yayýnlarý seri no:1 den çýkan "türk istiklal harbi ýý. cilt batý cephesi üçüncü kýsým" isimli kitap bulunmaktadýr. 67 nolu sayfasýndan 146 numaralý sayfasýna kadar ki kýsmý çerkez ethem ayaklanmasýna ayrýlmýþtýr. 13 ocak 1921 tarihinde yellicedaðýnda yapýlan muharebe sonunda 61. tümen'in þiddetli muharabesine karþý çerkez ethem birlikleri hücuma kalkmýþ, 189uncu alay bu nedenle mevzisini terketmek zorunda kalmýþtýr.
190. alayýn, 189.alayýn geri çekilmesini engellemek için iki taburla güçlere intikal ettirilmesinden sonra karþý hücuma geçen türk kuvvetleri çerkez ethem güçlerini geri çekilmek zorunda býrakmýþ, ethem birlikleri "karlýk, mustafalar yokuþbaþý, dereköy" istikametine çekilmiþlerdir.
daha sonra kronolojik olarak 14 ocak 1921 takip harekatý (8.tümen ile) 16 ocak harekatý, 17 ocak harekatý, 18 ocak harekatý ve 19-22 ocak harekatý gerçekleþtirilmiþ, 22 ocak tarihinde harekatýn sona ermesi ile ethem güçleri sýndýrgý,akhisar, marmara istikametlerindeki yunan iþgali altýndaki araziye sýðýnarak daðýlmýþlardýr. gene ethem'in çete reislerinden pehlivan aða yunanlýlara sýðýnmayý onuruna yediremeyerek intihar etmiþtir.

harekatlarýn planlarý ve taktiksel þemalarý ile birlikten gelen telgraflar ve notlar ayný isimli kaynaktan görülebilir.

ethem'in isyan etmesine iliþkin notlar ise atatürk'ün nutku'nda bulunmaktadýr.

þimdi burada dikkat edilecek iki nokta var, birincisi ethem mustafa kemal'e karþý isyan etmiþtir. hem meclis içinde yeþiller grubu ile hem de þahsen isyan etmiþtir. inönü ile ethem görüþmeleri açýklayýcýdýr. ikinci nokta ethem'in kurtuluþ savaþýnda savaþan askerlere karþý kurþun sýktýðýdýr. yani ethem kurtuluþ'a karþý da savaþmýþtýr.

þimdi nasýl oluyor da oluyor, yalçýn küçük'ün iddiasý bu tarihi gerçekler karþýsýnda makbul kabul ediliyor?

safsatadýr. ispatlanmamýþtýr, tarihi gerçekler ortadadýr, belgeleri ile ortadadýr, ethem'in hatýratý dahi bilinmektedir.

yalçýn küçük nasýl bu iddiam doðru çýkmýþtýr diyebilmektedir?

þaþýrtýcýdan öte gaflettir..

bu iddianýn dillendirilmesinin nedeni þudur: "eðer çerkez "hain" olsaydý, istesek de istemesek de, bütün çerkezlerimiz bundan paydar olacaklardý. eðer sait, "casus" olsaydý, bütün kürtlerimiz bir de bunun altýnda ezilecekti. eðer hepimiz birlik ve bütünlüðü içtenlikle istiyorsak, hepimizin, mümkün ve doðru olduðu ölçüde, utanç ve eziklikten arýnmamýzda büyük yararlar vardýr. "

yani yalçýn küçük aklýnca çerkezlerimizin ve kürtlerimizin onurunu kurtarmaya çalýþmakta bu uðurda tarihi gerçekleri tahrif etmektedir. yaptýðý bir çýkarým için bunu yapmaktan hicap duymamaktadýr.

ancak türkiye'de yaþayan çerkezler, çerkez ethem nedeniyle zan altýnda deðillerdir, ne türkiye'de çerkezlere karþý çerkez ethem nedeniyle bir düþmanlýk politikasý uygulanmýþtýr ne de kürtlere karþý sait nedeniyle böyle bir düþmanlýk vuku bulmuþtur.

yalçýn küçük abesle iþtigal etmektedir.

daha fecisi, abesle iþtigaline tarihi meze yapmaktan çekinmemektedir.

bu iki noktadan çýkaracaðýmýz sonuç, yalçýn küçük'ün "her" iddiasýnýn doðru olmadýðýdýr, doðru kabul edilirliðinin de bulunmadýðýdýr.

ikinci bir sonuç daha çýkartabiliriz bundan ve bu sonuç daha önce alýntýladýðým cümlenin içinde saklýdýr, tekrar okuyalým, ayrýntýyý farketmemizi saðlayacaktýr.

"eðer çerkez "hain" olsaydý, istesek de istemesek de, bütün çerkezlerimiz bundan paydar olacaklardý. eðer sait, "casus" olsaydý, bütün kürtlerimiz bir de bunun altýnda ezilecekti"

yalçýn küçük'ün mantýðý böyle mi iþlemektedir? bir çerkez ethem yüzünden -istese de istemese de- bütün çerkezler bundan kendi kafasýnda paydar, sait'in casus olmasý ile bütün kürtler bunun altýnda ezik mi olacaktý?
halbuki suçun þahsiliði ilkesi vardýr. yalçýn küçük bilmememekte midir?

bu tespit iki soru iþareti getirmektedir. birincisi, yalçýn küçük koca bir etnik gruptaki tek bir kiþiden dolayý bütün bir etnik grubu zan altýnda tutabiliyor mu? ikincisi, koca bir etnik gruptaki tek bir kiþiden kendisi etnik grubu zan altýnda tutmasa bile baþkalarýnýn edebileceðini düþünüyor mu? eðer birinci sorunun cevabý evet ise bu en karanlýk faþizmde bile görülmemiþ bir mentaliteye dalalet edecektir, yok ikinci sorunun cevabý evet ise ve yalçýn küçük buna karþý ise, sabetayistler arasýnda var olduðunu düþündüðü bir kaç kötü örnek nedeniyle neden tüm sabetayistleri ortak bir komplo teoreminde birleþtirmektedir? bu bir çeliþkidir ve çeliþkiler yalçýn küçük'ün "büyüklüðünü" görmemizde yardýmcý olurlar.

baþkaca bir sonuçla analize devam edelim, yalçýn küçük ethem iddiasýndan anlaþýldýðý üzere iddialarýnýn doðru olarak kabul edildiðini zannetme eðilimindedir dahasý iddialarýný doðru olarak kabul edilmiþ gibi gösterip yeni iddialarýna kredi açmaya çalýþmaktadýr.
ancak bu etik olarak yanlýþ olduðu kadar beyhude bir çabadýr.

devam ve farz edelim ki yalçýn küçük'ün tüm iddialarý doðru çýkmýþ olsun. yalnýzca bu, bunlardan tamamen baðýmsýz, tamamen alakasýz bir baþka iddianýn, sabetayist komplo iddiasýnýn, doðru olarak telakki edilmesine yeter mi? armutlar elmalarý da armut olarak ele alýp toplamamýza imkan verir mi?

bence vermez. böyle bir kredi mümkün deðildir. her baðýmsýz iddia ayrý ayrý ve teker teker ele alýnýr ve kendi içinde deðerlendirilir. baþka iddialarýn doðru çýktýðýný iddia edip, bambaþka iddialarýnda doðru kabul edilmesini beklemek kolaycýlýk ve bilimsellikten uzaklaþmadýr.

þimdi sabetayist iddiasýný ele alalým.. tekelistan baþlýðýndaki entrylerimde uzun uzun izah ettiðimi düþünüyorum, ancak buradaki bir konuya takýlýp bir çürütme de buradan yapmak lazým geliyor.

diyor ki yalçýn küçük: "en son olarak lengüistik yöntemden yararlanarak, türkiye'de "dünyaca ünlü dört insanýmýzýn -yaþar kemal, leyla gencer, cem mansur, orhan pamuk- ya eþlerinin ya da kendilerinin kökenlerinde yahudilik olduðunu göstermiþ bulunuyorum. ýrkçýlýðým yok, ancak kimsenin hakkýndan fazlasýna sahip olmasýnda tahammül edemiyorum; bunlarýn her birisi, kendi ölçüsünde deðerlidir, fakat, dünyaya gelince, burada güçlü ve hýrslý yahudi lobisi iþlemektedir. hak ettiklerine deðil, fazlasýna itiraz ediyorum"

birincisi lengüistik metodla türkiye gibi bir kültürler mozaiði, 26 etnik kimlikten mürekkep bir coðrafyada üsturuplu genetik tahlil yapmak mümkün deðildir. zaten türkiye'de saf türk olmadýðý da malumdur. türk kimliði kültürel bir kimliktir ve kabul edenlerle yaþar. ayný bir giysi gibidir, dolayýsýyla türküm diyen herkes türktür, ne mutlu türküm diyene söylemi buna dayanmaktadýr.
ikincisi, diyor ki yalçýn küçük "yaþar kemal, leyla gencer, cem mansur, orhan pamuk- ya eþlerinin ya da kendilerinin kökenlerinde yahudilik olduðunu göstermiþ bulunuyorum. ýrkçýlýðým yok, ancak kimsenin hakkýndan fazlasýna sahip olmasýnda tahammül edemiyorum" ancak kimdir bu insanlarýn hakkýnýn ne olduðunu belirleyecek?

ölçümüz nedir?

bir sanatçýnýn ne kadar deðerli olduðunu kim belirleyecektir? sanatýn özüne karþý olan, sanatýn öznelliðine aykýrý olan böyle bir görüþü dillendirmek saçmalýk deðilde nedir?

kimi alacaðýz tartý olarak? ben kendi deðerlerimi ve zevklerimi kime bakarak belirleyeceðim?

yalçýn küçük bu konuda bir otorite midir? yalçýn küçük en adil terazi midir?

sayýn küçük yaþar kemal'i beðenmiyor olabilir, bu doðaldýr, ancak beðenenler vardýr ve yaþar kemal türkiye'nin en büyük yazarlarýndan biridir, þimdi büyük kitlelerce bu kadar beðenilen bir ismin hakettiðinden fazlasýný aldýðýný söylemek densizlik, üsturupsuzluk deðil de nedir?

bence densizlikle de kalmaz, ahmakçadýr, cahilcedir.

bir sanatçýnýn eserlerini beðenmiyor olabilirsiniz, bunun nedenlerini izah etmek bile zorunda deðilsiniz ancak izahta edebilirsiniz, ancak bu insanlarýn hakettiklerinden fazlasýný aldýðýný söylemek, bu yüzden onlarý yahudi telakki etmek, yahudi olmak suçmuþ gibi bunu ifade etmek, bundan kaynaklanan nedenlerle bir yahudi lobisi komplo hikayesi kurup insanlarý zan altýnda býrakmak alçakcadýr.

dahasý açýk faþizmdir.

nazi dönemini hatýrlayalým. herr hitler, ilk önce modern alman sanatýna savaþ açmýþtýr. bu yapýtlarýn rezilce, yahudi iþi ve yeteneksizce olduðunu söylemiþ, binlerce eseri yaktýrmýþtýr. yakýlanlar arasýnda yahudi yazarlarýn kitaplarý, resimleri bulunmaktadýr. heykeller kýrýlmýþtýr.

zira herr hitler, bu eserlerin övgülenmesinin yahudi lobisi nedeniyle olduðunu, eserlerin deðerlerinin üstünde deðerlendirildiðini, yahudilik nedeniyle zehirli ve þekilsiz bir sanatla bu eserlerin büyütüldüðünü söylemektedir. tam manasýyla kendisini ölçü ilan etmekte ve bu eserlerin yok edilmesi gerektiðini beyan etmektedir.

bu faþizmdir.

yalçýn küçük'ün yaptýðý bundan farklý mýdýr?

yalçýn küçük, kendisini ölçü kabul etmiþ, bazý türk sanatçýlarýn eserlerini beðenmemiþ, bunu yahudiliðe yormuþ ve buradan bir yahudi komplosu çýkarmýþtýr.

üstelik bu alçakca hareketini "aydýn" kimliði ile birleþtirmek istemektedir.

þüphe yok, herr hitler'de iyi bir aydýn olduðunu düþünmektedir...

ancak herhalde bu kendisini bir aydýn olarak kabul etmemize yetmemektedir.

türkiye'de sabetayist komplosu ile nazi stratejisi arazýndaki benzerlikler bu kadarla da sýnýrlý deðil.

þöyle ele alalým:

iç düþman:
naziler: yahudiler
yalçýn küçük: sabetayistler
dýþ düþman:
naziler: emperyalist batý
yalçýn küçük: emperyalist batý
içeride dönen oyunlar:
naziler: yahudilerle ittifak haline girmiþ dýþ güçler, alman medyasýný, iþçilerini, sanayicilerini kontrol etmektedir. yahudiler, finansý ellerinde tutarak alman halkýna zulm etmektedirler. hiçbir vataný olmayan bu millet almanlar üzerinde parazit gibi yükselmekte ve devlete hakim olmaktadýr. sanattan spora her alanda hegemonya kuran bu millet alman kültürünü yok etmektedir.
yalçýn küçük: sabetayisyler ile ittifak haline girmiþ dýþ güçler, türk medyasýný, iþçilerini, sanayicilerini kontrol etmektedir. sabetayistler, finansý ellerinde tutarak türk halkýna zulm etmektedirler. hiçbir vataný olmayan bu millet türkler üzerinde parazit gibi yükselmekte ve devlete hakim olmaktadýr .sanattan spora her alanda hegemonya kuran bu dini grup türk kültürünü yok etmektedir

fark nerede?

gerçekten fark nerede?

yahudi yerine sabetayist deyince faþizm olmuyor mu? halbuki insanlarýn kimlikleri üzerinden politika ve siyasi teoriler kurulmaktadýr. türkiye de bulunan her insanýn etnik kökenini, "linguistik" yöntem denilen deli saçmasý, isimden etnik köken bulmaya yarayan -bu arada ibrahim gibi islam dininde yer alan isimleri de yahudi olarak lanse eden- bir garabet ile tartýþmaya açmaktadýrlar. ne için?

bir öteki yaratmak için..

kimdir bu öteki? ve buna hakkýmýz var mýdýr?

ne evrensel insan haklarý bakýmýndan ne anayasal haklar bakýmýndan böyle bir hakkýmýz yoktur. insanlarýn etnik kökenleri hiç bir zaman suç olarak telakki edilemez. bu tek baþýna hiçbir þeyi göstermeye yetmez. dahasý ayýptýr, insanlarý zan altýnda, sabetayist olduklarý gerekçesi ile türkiye'ye düþman olmakla itham etmek ahlaksýzlýktýr.

þimdi bu kiþi midir türk aydýný?

bunlarý yapan bir kiþi mi aydýnlarýmýza ýþýk tutmaktadýr?

ben diyorum ki, zahmet etmesin, o ýþýðý bizimle harcamak yerine kendi kafasýnýn içine tutsun, belki biraz "aydýnlanýr."
(aethewulf, 23.09.2004 23:26 ~ 24.09.2004 03:50)

yeni harman da kutlu esendemir e verdiði röportajda sabetayist avýna baþladýðý günden bu yana daldýðý magazin haberlerinin içinde boðulduðunu " mustafa erdoðan ile gülben ergen antalya 'da kemer country 'de evlendiler" cümlesiyle ispat eden ve onomastique ile memleketin yarýsýný sabetayistilan edene kadar; her kemer 'in antalya 'da olmamasý gerektiðinin farkýna varmasý gereken profesör..
(carlos, 03.10.2004 02:28)

"yine lenguistik yöntemden yararlanarak, altinci nesil sozluk yazarlarindan denhamtoothpaste'in kökeninde yahudilik oldugunu gostermis bulunuyorum. iste tottenham hotspur ile karsilastirdigimizda sonuc aciktir, ki bunu farkedemeyecek kadar kor olanlar eserlerimden yontemimin ayrintilarini ogrenebilirler. irkciligim yok, ancak kimsenin hakkýndan fazlasýna sahip olmasýna da tahammul edemiyorum; tespit ettigim sabetaycilardan her biri, kendi olcusunde deðerlidir, fakat, sozluge gelince, burada güclü ve hýrslý yahudi lobisi islemektedir. ben hak ettiklerine degil, fazlasýna itiraz ediyorum. bu durum ayni zamanda bu lobinin sozlugun icine sizma girisimlerine de dikkat cekmemi gerektiriyor. bir aydin olarak gorevim bu benim. yakin zamanda bir moderator arastirmasi da baslatmayi dusunuyorum. bu sozluk icin acil bir ihtiyac haline gelmistir. hem ssg’nin de lubnan’da gorev yapmis bir israil generali olduguna inaniyorum ben. gulmeyin lan. catir catir ispatlayacagim hepsini. hepiniz dehami kabul edeceksiniz o zaman. nihahahahan!”
(denhamtoothpaste, 08.10.2004 19:50)

zeki, bilgili ve fakat itici insan. fikirlerini silah gibi kullanýyor. bir de maalesef artýk o fikirlerin pek hükmü yok.
(lotus misali, 20.10.2004 21:13)

yanlýþ okumalarýn sonucunda doðal olarak genç kuþak tarafýndan yanlýþ anlaþýlmalara kurban giden türk aydýný.

iskenderun'ludur. ankarada sbf'de iktisat okumuþ, tmtf 'nin baþkanlýðýnda öðrenci liderliði yapmýþ, daha sonra devlet planlama teskilatýnda görev almýstýr. tip içinde bir hizip yaratarak ayrýlmýþ ve sosyalist iktidar isimli bir dergi çýkartmýþtýr.
türk sol aydýn geleneði içinde ismi behice boran , aziz nesin , mehmet ali aybar 'lar ile anýlsa da hepsinden daha dinamik bir yaþamý ve düþünce yaþamý olmuþtur.
devlet iþleyiþini dpt içindeki memurluk gorevinde çok iyi öðrendiði için güncel politik hamlelerin, kime ve niçin çekilmiþ þah lar olduðunu gayet iyi çözümlemektedir.

yalçýn küçük'ün düþünce yaþamý boyunca en temel hedefi, türkiyede güçlü bir aydýn haraketi yaratmak olmuþtur. beþ ciltlik aydýn üzerine tezler, davalarým, bilim ve edebiyat, turkiye üzerine tezleradlý eserleri osmanlýlar dan bu yana türk aydýnýný analiz edip, türk aydýnýnýn zaaflarýný vurgulamaktadýr. herkese o kadar sataþmýþtýr ki doðal olarak aydýn cevresinde linc edilmistir. gösterdiði aydýn cesareti karsýsýnda paranoyak, megaloman , komplocu ve deli gibi sýfatlarla anýlmýþtýr. oysa yaptýðý þey, kendi gösterdiði gerçeklerin altýný çizmesidir.

kendisinin kürt hareketi ile olan iliskisi tamamen aydýn sorumluluguyla bagdasan bir tavýrdýr. turkiyeye karsý savasan bir örgütlenmenin aslýnda ne istedigini oturup yazdýgý için adý kürtcü olarak anýlmýstýr. oysa kimsenin yazmaya cesaret edemediði seyleri kendisinden sonra, ortamlar yumusayýnca yazan dogu perincek, mehmet ali birand gibi yazarlar kamuoyunda daha aydýn görünmüslerdir.

yalçýn küçük politikayý "mayýn tarlasýnda dansetmek ve güc toplayýp onu yönlendirme iþi" olarak tanýmlamaktadýr. kürtleri politik bir güc olarak görmüstür sadece. o gücten bir sey cikmayinca baska mayin tarlalarýnda dansetmeyi kendine secmistir.

kýrmýzý kaþkolunun öyküsü lenine özenmek degil, söylesilerinde bir gün kýrmýzý atkýsýna övgüler geldikten sonra okurlarýn hep onu o kýrmýzý atkýyla görmek istemesindendir.

eskiden gorbi adýnda bir kopegi vardý. sovyetler birliðini kapitalist restorasyona tabi tutan gorbacev'e kýzdýgýndan oturu bu ismi vermisti kopegine.

her yýl ankara balgat'ta karakusunlar köyündeki evinde 1 mayýs yemegi verir ve bütün aydýnlarý ve ögrencileri evine davet ederdi. yine her yýl denizlerin idam edildiði gün de bir toplantý düzenlerdi.

cok beyefendi ve ince bir kisiligi vardýr. kibarlýgýný en kötü sartlarda bile bozmaz. yalçýn kucuk un siddeti entellektuel siddet tir ve yazýlarýnda bu siddeti uygular turk aydýnýna. bundan da en cok kendisinin acý duydugunu her kitabýnda yazmaktadýr.

turk aydýnýnýn onurudur. kimselerin ses cýkarmadýgý donemde en korkulan konularý dile getirmistir. nazým'ýn kötü düz yazýlar, oyunlar yazdýgýný söyleyebilmistir, bircok ceviri romanýn aslýnda üstünde imzasý olan cevirmenler tarafýndan cevrilmedigini ortaya atmýstýr. (ki bu daha sonra birkac kitap icin mina urgan tarafýndan ictenlikle itiraf edilmistir).

en yakýn dostu oyun yazarý bilgesu erenus ve avukat gulcin cayligildir. esinin adý temren, sonradan jet sosyeteye karýsan oglunun adý ise omer devrim mýzrak kücük tür.

1990 yýlýnda bas bas bagirarak "1993 te fransa'ya gidecegim, orada kitap yazýp farsca, fransýzca ve kürtce ogrencegim. 1997-98'de de dönecegim" demistir. söyledigi tarihlerde gidip soyledigi tarihlerde de ülkeye geri gelmistir. o yurtdýsýndayken hakkýnda kesinlesen cezalarýna ragmen anlamlý bir gün olan 29 ekim günü ipsala sýnýr kapýsýndan türkiyeye girip gebze de hapise girmistir.
yalcýn kücük hapishaneleri aydýnýn ogretmeni olarak görür. bu nedenle hapisten ya da cezadan kacip fransaya gitmemistir. hersey sütlimanken de gidecegini zaten söylemistir onceden beri. cezasý kesinlesmisken de kendi istegiyle gelmistir.

yalcýn kucuk un ruhi su ermeni mi, sebatayistler vs. gibi konularda yazdýklarýnýn icerigine takýlýp kendisini paranoyaklýkla suclayanlarýn görmedigi sey, bu yazýlarda kopernik 'in bilim felsefesi nin kullanýlmýs olmasýdýr. yalcýn kucuk örnegin orhan pamukun okunmayan bir yazar oldugunu soylerken bunu bilim felsefesi yapmak icin sadece basit bir arac olarak gormustur. onemli olan konulara yaklastýgý metoddur.


80 yasýna merdiven dayamýs kucuk bir cocuk , buyuk bir aydýn dýr kendisi. yazdýklarýnýn önemi bundan 20 yýl sonra anlasýlacaktýr belki bugun ona burun kývýranlar tarafýndan.
(alexandraki, 29.12.2004 17:00 ~ 03.01.2005 13:22)

76. az evvel ceviz kabuðu programýnda "dýþ turizme karþýyým, memleketin en güzel sahillerini yabancýlara açmamalýyýz" þeklinde bir kelamda bulunmuþ þahýs. sonrasýnda neler söyledi hatýrlayamýyorum, bilincim sekteye uðramýþtý çünkü...
(orko 8, 02.01.2005 00:58 ~ 00:59)

dýþ turizm'e karþýyým demiþtir ama nedenini gayet açýk biçimde izah etmiþtir.

1- hemen hemen tüm güzel anadolu koylarý yabancý turistlerin ve onlara hizmet veren turistlik tesislerin kullanýmýndadýr. türk insaný ikinci plandadýr, koylarý kullanamýyor demiþtir.

2- döviz getirisi için turizm'den farklý ve saðlam yollar olduðunu vurgulamýþtýr. bilinç sektesi algýyý sýfýrlamamýþsa, hocanýn devlet planlama teþkilatý'nýn çalýþanlarý arasýnda olduðu programda söylenmiþtir. kendisi planlamacýdýr ve planlý kalkýnma ve türkiye adý altýnda önemli bir eseri vardýr. kýsaca döviz geliri için üretimden ve endüstri'den bahsetmiþ. turizm'den daha saðlam kaynaklar olduðunu ve buraya yönelmemizi savunduðunu, zamanýnda planlamada çalýþýrkende bu yönde plan yaptýðýný net olarak belirmiþtir.


(bkz: kafein)


birde:

katýldýðý ceviz kabuðu'nda mustafa kemal'in inönü'ye, inönü'nün de ecevit'e, musul'u alýn vasiyetini býraktýðýný iddia etmiþtir. ecevit'in iddia'ya cevabý, bugünki akþam gazetesinde yer almýþtýr:


""inönü'den ecevit'e musul'u al vasiyeti


gazeteci hulki cevizoðlu'nun flash tv'de önceki akþam yayýmlanan ceviz kabuðu adlý programýna katýlan prof. dr. yalçýn küçük, tartýþma yaratacak bir iddia ortaya attý. kendisini 'devrimci' olarak nitelendiren yalçýn küçük, mustafa kemal'in, musul'un alýnmasýný ölmeden önce ismet inönü'ye vasiyet ettiðini ileri sürdü. bu ay içinde ilk cildi çýkacak kitabýnda bu konuya deðindiðini anlatan yalçýn küçük, ismet inönü'nün de atatürk'ün vasiyetini bülent ecevit'e aktardýðýný savundu. küçük, 'ismet inönü chp'nin genel sekreteri olduðu sýrada ecevit'i yanýna çaðýrdý. 'atatürk bana musul'u al diye vasiyet etmiþti. ilerde sen baþbakan olacaksýn. fýrsatýný bulursan musul'u al' dediðini ifade etti. yalçýn küçük, ecevit'in bu vasiyeti son ziyareti sýrasýnda cumhurbaþkaný ahmet necdet sezer'e açtýðýný ve 'musul'u almamýz lazým, yoksa onlar gelip alacak' dediðini hatýrlattý. abd'nin 30 yýldýr bu bölgede bir kürt devleti kurmak istediðini vurgulayan prof. dr. yalçýn küçük, 'ben tc'nin kürt politikasýný yanlýþ buluyorum. barzani devletini siz kuruyorsunuz. türk devleti, kürt devletini kuruyor' dedi. türkiye'nin ortadan kaldýrýldýðýný savunan küçük, 'bana göre türkiye devleti bitmiþtir artýk, cumhuriyet bitmiþtir. mustafa kemal 2002'den sonra gerçekten ölmüþtür' diye konuþtu.

hatirindan çikarma

Yalçýn Küçük'ün ceviz kabuðu'nda ortaya attýðý iddialarý üzerine eski baþbakanlardan bülent ecevit, akþam'a sözkonusu vasiyeti doðruladý. ecevit, atatürk ve ismet inönü'nün, musul'un aslýnda türk topraðý olduðunu düþündüðünü ancak þartlar elvermediði için alamadýklarýný vurguladý. Ecevit, 'Ìnönü bana, 'þartlar elverdiðinde Musul'u Türk topraklarýna kat. bunu aklýnda çýkarma' dedi' diye konuþtu. Ìnönü'nün bu vasiyeti kendisine 12 mart muhtýrasý'nýn (1970) verilmesinden ve kendisinin genel sekreterlikten istifasýndan birkaç ay önce söylediðini açýklayan ecevit, o günü þöyle anlattý:

'benim genel sekreterliðim sýrasýndaydý. Ìnönü ile baþbaþa görüþmelerimiz olurdu, haftalýk deðerlendirmeler yapardýk. birgün musul konusunu açtý. musul'un aslýnda türkiye'ye ait olmasý gerektiðine inandýðýný ve bu konuda elinden gelen bütün çabayý sarfettiðini fakat o sýrada þartlarýn elvermemesi sebebiyle musul'u türkiye'ye dahil edemediklerini söyledi. 'þartlar elvermiyordu biz alamadýk. þartlar elverdiðinde türkiye'nin musul'u topraklarýna katmasý uygun ve gerekli olacaktýr. bunu hatýrýndan çýkarma' dedi. ben bu tarihi vasiyetten kimseye bahsetmedim. bahsetmemeyi de düþünüyordum. ancak bu konu tartýþmaya açýldý ve irak'taki son geliþmeler türkiye'nin musul'u topraklarýna dahil etmesi konusunda elveriþli bir ortam saðladý. onun için bu açýklamayý yapmam gerekli oldu.'

atatürk'ün olabilir

ayný vasiyetin atatürk tarafýndan da ismet inönü'ye yapýlýp yapýlmadýðýna iliþkin bir soruya ise ecevit, 'elbette yapýlmýþtýr. beraber karar vermiþler. o zaman irak politikasýný birlikte yürütmüþlerdi. mutlaka atatürk'le ayný þeyi düþünüyorlardý. o görüþmemizde bu kadar ayrýntýya girmedi' karþýlýðýný verdi.

aklimdan çikmadi

musul'un türkiye'ye dahil edilmesi için ismet paþa'nýn büyük bir mücadele verdiðini hatýrlatan bülent ecevit, açýklamalarýný þöyle sürdürdü:

'musul, 1920 yýllarýn baþýndan itibaren türkiye'nin ciddi bir sorunu oldu. bu konuda özellikle ingilizlerle türkler arasýnda ciddi çatýþmalar oldu. türkiye o günkü adýyla milletler cemiyeti'ne konuyu götürdü. hatýrladýðýma göre, referandum bile teklif etti. ancak kabul edilmedi. türkiye'nin hakký olduðu çeþitli vesilelerle dile getirildi. ama ingiltere'nin o dönemde karþý çýkmasý nedeniyle türkiye'nin hakký olan sonuçlarý almasý mümkün olamadý.'

ecevit, daha sonra üç kez baþbakanlýk koltuðuna oturduðunu, bu dönemlerde musul konusunun aklýndan hiçbir zaman çýkmadýðýný da belirterek, 'hiç aklýmdan çýkmadý. çýkmasý da mümkün deðildi. irak yönetimi iþbaþýndayken, saddam yönetimiyle bütün komþu ülkelerin sorunu olmasýna raðmen türkiye'nin sorunu yoktu. ben saddam'la üç kere görüþtüm. biz irak'ýn toprak bütünlüðünün hem bölgenin hem de türkiye'nin yararýna olduðunu düþünüyorduk. o nedenle, o yýllarda bu konuyu gündeme getirmedim' dedi.

þimdi þartlar uygun

þimdi türkiye'nin musul'u topraklarýna dahil etmesi için þartlarýn uygun hale geldiðini belirten bülent ecevit, gündemi sarsacak açýklamalarýna devam etti:

'þimdi þartlarýn elvermesi bir yana, bunu zorunlu kýlýyor. son geliþmeler üzerine geçen hafta cumhurbaþkaný sezer ile yaptýðým görüþmeden sonra türk ordusunun irak'a girmesi gerektiðini söyledim. eðer biz bunu yapmazsak kuzey irak, türkiye'ye girecektir' dedim. þimdi þartlar çok deðiþti. türkiye için elveriþli hale geldi. ben hükümette olmadýðým için bu gibi ayrýntýlara giremem. ne yapabiliriz, nasýl yapabiliriz? ama musul türkiye'nin hakkýydý. türkiye, þimdiye kadar gündeme getirmemiþti. fakat þimdi k. irak'ta güneydoðu'da tek çatý altýnda bir kürt devleti kurulma hareketleri çok açýk bir þekilde cereyan ediyor. bunun için bm'ye dilekçe bile verdiler. bir süre sonra kuzey irak'ta kurulacak kürt devletine bizim buradaki unsurlar da katýlmak isteyecektir. iþ bu noktaya doðru gidiyor.'

abd'yi ikna etmeliyiz

türkiye'nin musul'u topraklarýna dahil etmesinin veya türk ordusu'nun kuzey irak'a girmesinin abd'ye raðmen mümkün olup olamayacaðýný sorusuna ise ecevit ilginç bir yanýt verdi. bunun abd'ye raðmen deðil, abd'yi buna ikna edilerek yapýlmasý gerektiðini söyleyen ecevit, 'bu türkiye'nin güvenliði açýsýndan gereklidir. orada türkmenlerin güvenliðini saðlamak için, bu tür saldýrýlarýn türkiye'ye yönelmesini engellemek için oraya girmemiz gerekiyor' dedi. bunun 'iþgal' anlamýna gelmeyeceðini savunan ecevit, 'bildiðim kadar, bu konuda bir devlet politikasý oluþturulmuþ deðil. oysa þartlar o kadar ilginç hale geldi ki, abd ne der, ingiltere ne der diye düþünmeden, öncelikle bölge ülkesi olarak türkiye'nin üzerine düþen görevleri vardýr. öncelikle irak olayýnýn bir devlet politikasýna dönüþtürülmesi gerekiyor. biz kýbrýs'ta ingiltere ve abd'ye raðmen, kurtuluþ savaþý'nda ise bütün emperyalist ülkelere raðmen neyi baþarabilidiðimizi gösterdik. þimdi çok daha güçlü ve haklý durumdayýz' diye konuþtu. ecevit, sýr gibi saklanan vasiyetin araþtýrmacý yalçýn küçük'e ismet inönü'nün damadý metin toker tarafýndan aktarýlmýþ olabileceðini ifade etti. ecevit, türkiye'nin musul'u topraklarýna katmasý için þartlarýn elveriþli hale geldiðini de sözlerine ekledi.

ercan yavuz / ankara

haberin sonuna kýsa birde özgeçmiþ eklenmiþ:

1960 ihtilalinin öðrenci lideri

prof. dr. yalçýn küçük, iskenderun'a halep'ten gelip yerleþmiþ bir ailenin çocuðudur. baba tarafýndan türkmen, anne tarafýndan ise kafkasyalý bir aileye mensuptur. ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi'ndeki öðrencilik hayatý boyunca, fikir kulüpleri federasyonu, ardýndan sosyalist fikir kulüpleri federasyonu, dev-genç ve türkiye halk kurtuluþ partisi olan fikir kulübü baþkanlýðý'ný yaptý. siyasal bilgiler'i 1960 senesinde birincilikle bitiren küçük, 27 mayýs ihtilalinde, büyük öðrenci eylemlerinin baþýnda yeraldý. 60 ihtilalinden sonra devlet planlama teþkilatý'na girdi. burada bir süre çalýþtýktan sonra abd'ye giderek yale'de lisans eðitimi aldý. 1966'da odtü'de çalýþmaya baþladý. 1968-70 yýllarý arasýnda sovyetoloji araþtýrmalarýný kitaplaþtýrdý. bu kitaptan dolayý sekiz yýla mahkum edildi. 1970'lerde, iþçi partisi'nin ikinci kez kuruluþu için çalýþmalara katýldý. 1973 yýlý sonlarýnda askere alýndý. kýbrýs barýþ harekatý'na katýldý. 12 eylül 1980'den sonra ise 1402'liklerden biri olarak üniversiteden uzaklaþtýrýldý. 1983'te sultanahmet cezaevi'ne girdi. 1993'te süleyman demirel'in cumhurbaþkaný olmasýný öne sürerek paris'e gitti. çeþitli sol dergiler çýkarttý. pkk lideri abdullah öcalan'la ilk röportajý gerçekleþtirdi. türkiye'ye 1998'de döndü ve iki yýl hapis cezasýna çarptýrýldý. 2000'de tahliye oldu. son dönemde özellikle sabetayistler'le ilgili yaptýðý çalýþmalarla adýndan sözettirdi.""


kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/01/03/politika/politika1.html
(anoktale, 02.01.2005 01:14 ~ 16.01.2005 16:15)

kalpaklý solcu, kýrmýzý atkýlý kemalist, onamastik planlamacý, ortadoðu birliði peþinde koþan sosyalist yalçýn küçük, 1 ocak 2005 gecesi flash tv'de ceviz kabuðu programýnda türlü saçmalamadan sonra kendisine sorulan sorulara cevap veremeyip, aydýnlar ocaðý baþkaný mustafa erkal'ýn karþýsýnda çuvallamasý fondaki kahkaha efektleri eþliðinde keyifle seyredilmiþtir. mustafa erkal'ýn, kendisinden, aydýnlar ocaðý üyelerinin çoðunun ibrani asýllý olduðu iddiasýna dair kanýtlar istemesi karþýsýnda türlü kaçak güreþlerle konudan uzaklaþmasý ile bir þarlatan olduðunu yeniden kanýtlamýþ; tükürdüðünü yalamasý ise acýma ve tiksinme duygularýna yol açmýþtýr. tüm iddialarýnýn son derece incelikli ve duyarlý þekilde bir milliyetçi tarafýndan hallaç pamuðu gibi atýlmasý karþýsýnda sayýn bilimadamý "çok açýk þekilde" retorik gevezeliklere baþvurmuþtur. milliyetçinin tutarlý söylemi karþýsýnda nasyonal sosyalistin belagatli lafazanlýðý faþist demogojiyle arasýndaki dolaysýz benzerliðini ap açýk ortaya sermiþtir. milliyetçiliði sorgulamakla mükellef sosyalist sýfatlý birisinin milliyetçiden daha milliyetçi kesilmesi milliyetçiyi bile kýllandýrmýþtýr. solcu vurdumduymazlýk karþýsýnda þarlatanýn ipliðini pazara çýkartmak milliyetçiye kalmýþtýr. solun sonu bu olsa gerek.
(hafizami kaybettim hukumsuzdur, 02.01.2005 01:55 ~ 02:07)

(bkz: nato kafa nato mermer)
(vito genovese, 02.01.2005 01:58)

kimine gore allahsiz, kimine gore siyirmis, kimine gore basina gunes gecmis lakin su bir gercek ki fikir orospulugu yapmiyor. turk islam sentezi konusundaki fikirleri, dogu birligi taraftari olmasi , turancilarla kafa bulmasi da son derece makuldur.
(van der levend, 02.01.2005 09:53)

300 yildir degismeye, gelismeye ve muasir medeniyet seviyesine kendi icsel dinamikleriyle ulasmaya calisan turkiyenin, bu cabasinda kendi basina basarisiz oldugunun kabulunu ve bir dunya gucunden, avrupa birligi gibi bir organizasyonun onemsiz bir cevre ulkesi haline gelisini yasadigimiz su gunlerde, isbirlikci tatlisu aydinlarimizdan daha fazla caba sarfeden ve elini tasin altina sokmaya cekinmeyen bu aydinimizi, goruslerine, isaret ettigi odaklara katilmasak bile, takdir etmekte fayda var. kuresel hiyerarsi icerisinde turkiyeye adil bir konum istiyorsak, g20 nin 20. ulkesi veya avrupanin ucuz turizm ve isgucu cenneti olmaktan ote bir vizyonumuz varsa, bu tip sivri aydinlarin goruslerini tumden reddetmek yerine secici olarak biraz anlamaya calismakta fayda var. turkiye neden kendi basina basarisiz oldu, turkiyede bazi elitist olusumlar mi var. bunlar anglo saksonlar, icimizdeki irlandalilar, sabetaycilar, veya yeni gineliler veya pictler de olsa onemli olan, yakin gecmisimizle barismak ve gelisme surecinde turkiyenin basarisizliginin sebeplerini anlayabilmek. elbette yalcin kucuk, turkiyenin modernlesme surecini bazi gruplarin tekelinde gibi gostererek yanlis yapmistir ve gerici guclerin elini daha da guclendirmistir ama ilgi cekmeye calisan bir sarlatan olarak degerlendirmeden once kendisinin nasil bir boslugu doldurgunu dusunmekte fayda var.
(altair, 02.01.2005 11:01)

yalçýn küçük gibi milliyetçilik yapmýyorum deyip millicilik yapan, ýrkçý deðilim deyip ýrksal köken arayanlar, sosyalist geçinip devlete tapanlarýn, demokratik geliþimi talep etmek yerine halký tepeden inme bir mantýkla yönetmek isteyen planlamacýlarýn doldurduðu boþluðu görmek için (bkz: nasyonal sosyalizm).
(hafizami kaybettim hukumsuzdur, 02.01.2005 12:46)

gelismis ulkelerin bir gecede degisip sanayilestigini, dolayisiyla bu surecte hic korumaci, planlamaci veya kolonilesmeye yonelik politikalar izlemediklerini, hatta analarinin karnindan liberal dogduklarini soylemek ne kadar yanlissa, elbette turkiyenin degisim surecindeki tum sorunlari da belli bir gruba maletmek de o derece yanlis. yanlislari ve dogrulari bir yana, ulkesini dusunen her insani, secici algi yontemiyle nasyonel sosyalist veya irkci olarak nitelendirmek de dogru degil, goruslerine katilmasak bile en azindan onlari ifade etme hakkini savunmak gerek. yalcin kucuk'un turkiyenin elitist modernlesmecilerini kamuoyu onune getirerek, devlete ve sisteme taptigini, halk karsiti ve anti-demokratik oldugunu iddia etmek asiriya kacmak olur. burokrasi veya burjuva tabakasi olsun, turkiyede modernlesme her zaman kucuk bir azinligin tekelinde ve halktan kopuk olmustur. yalcin kucuk'un bu noktayi farketmedigini dusunmek naiflik olur.
(altair, 02.01.2005 13:58)

"goruslerine katilmasak bile en azindan onlari ifade etme hakkini savunmak gerek" gerçeði yüzünden, kendisi(yalçýn küçük) hakkýnda ýrkçý ya da nasyonel sosyalist olmuþ, devlete tapýyor yorumlarý da, kendini ifade etme þansý bulmalýdýr. ki bir de bu yorumlar, ermeni katliamýný yahudi-hristiyan çatýþmasýydý diye yorumlayan, 6-7 eylül olaylarýný sebatayistlere dolayýsýyla yahudilere baðlayan, pkk'yý gönderelim barzani'yle savaþsýn diyen, "eyyy türk devleti" diye baþlayan, þunu þöyle yapmalýsýn diye devam eden cümleler kuran, yabancýlar beladýr, hepsi defedilmelidir tarzý yorumlar getiren, sonuçta kendini akýl hocasý ya da þeyhülislam sanan ve aklýnca fetvalar veren biri için yapýlýyorsa, çok da boþa söylenmiþ iddialar deðildir.
(red kite, 02.01.2005 14:16)

gunun basliklarinda gorunce sabetay oldugu ortaya cikti zannettim...
(kediaman, 02.01.2005 14:18)

yalçýn küçük'ün dün akþamki ceviz kabuðu programýnda bocalamasýnýn ,kendini savunurken o kadar zayýf ve çaresiz kalmasýnýn nedenini ismail cem'le ilgili açýklamalarda bulunacaðý sýrada verilen reklam arasýna baðlýyorum.söz konusu reklam arasý sonrasý yalçýn küçük birden deðiþmiþ,programýn o bölümüne kadar gayet tutarlý götürdüðü iddialarýnýn arkasýnda duramamýþ,kim itiraz ederse vazgeçerim iddialarýmdan demeye baþlamýþtýr.bu kadar çabuk pes etmesinin baþka bir nedeni olmalý.
(anette lorraine, 02.01.2005 14:29)

2005 in ilk gününün son saatlerinde hulki cevizoðlu nun programýnda bir ilahi komedya yaþatan kiþi. efendim -erdal þen- adýnda biri izleyici telefonla yayýna katýldý ve kendisinin yalçýn küçük 'ün kuzeni olduðunu söyleyip, yalçýn küçük 'ün kendisi ve ailesinin geçmiþiyle ilgili söylediklerinin (arap ve yahudi kökenli olma hususu) yanlýþ olduðunu belirtti.

biz ekran baþýnda, kendi geçmiþini yanlýþ irdeleyen bir adamcaðýzýn, baþkalarýnýn soyu sopuyla ilgili nasýl doðru bilgiler verebileceðini (veya veremeyeceðini) tartýþaduralým.

bu adamcaðýz hala birbirinden tutarsýz fikirlerini ortaya sunmaya devam etsin.

"eðer biri benim iddialarýmý reddederse, onu kabul ederim." diyerek sebatay olduðunu öne sürdüðü kiþilerin gerçekte ne olduðunu yine o kiþilere býrakarak, -madem öyle sen niye kitap yazdýn be adam- dedirtmiþtir kendisine. þimdi þunlarý sormalý tüm kitleye;

1- insanýn soyu, kendisini ne kadar baðlar? (ki kendisi, dedesinin kurtuluþ harbinde fransýz iþbirlikçi olduðunu söylemiþtir.)
2- "yeþil kuþak siyasetinin yerini ýlýmlý islam almýþken yahudi merkezli bir kürt devletinin" kurulma iddiasýný ortaya atarken hiç düþünmemiþtir mi ki; abdullah öcalan la görüþtüðünde o zaten bunlarý bilmiyordu? (zira bülent ecevit, 30 yýl önce de abd nin böyle bir planý olduðunu söylemiþti, bir ceviz kabuðunda -gerçi eski baþbakana sormalý; peki sen ne yaptýn?-)
3- ne oldu da, bu aydýnýmýz (!) milliyetçi geçinir, hem müsümanlýðý hem türklüðü (hem de soya sopa dayalý ýrk ve gen farklýlýðýna dayanarak) savunur hale geldi.
4- iki ihanet var diyor kendisi. bir; müslümanlarýn müslümanlara ettiði. iki; kemalistlerin kemalistlere ettiði. peki beyefendi, ýrka dayalý yaptýðýnýz çalýþmalar kime ihanet etmede? "ülkenin bölünmesini istemiyorum." derken -yahudiler defolsun- demek istiyorsa, -feþmekan sebatay, feþmekan kürt, feþmekan islamcý..- kategorilerini koyarak kitaplaþtýran þahsiyetin (hiç tasvip etmiyorum ama ironik olarak; onun yöntemiyle; dedesi gibi acaba kimlerle iþbirliði içinde?)
5- kendisi, mustafa kemal atatürk'ün "türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktýr." sözünden ne anlamakta? zira yine kendisi; ata nýn fikirleri sönmekte olduðunu da söylemiþtir satýr arasý.

sorular çoðaltýlabilir. bizim insanýmýz maalesef hor görmeye ve bir o kadar hor görülmeye (buraya dikkat!) meraklýdýr. bilgisizlik, cahillik gibi etkenler (haydi biraz övünelim) tarihte hiç umutsuzluða düþmemiþ tek toplum olan bizleri geçmiþten gelen övünülebilecek yanlarýmýzý bir kenara atmaya neden bile olmuþtur. niçin mi?

kafasý çalýþan, samimi onca insan varken, ýrka dayalý ayrým yapan laf kalabalýðý milliyetçileri veyahut sosyalizmden kürtçülüðe kaymýþ sözümona solcularý aydýn diye tepemize yerleþtirirken, o çok sevdiðimiz hor görülme iþlemini hakettiðimizi söylesem fazla mý abartmýþ olurum?

yalçýn küçük = aydýn. eðer böyle bir mantýk kurulacaksa, yaþadýðýmýz topraklar hala o malum gafletten kurtulamamýþ demektir. haydi þimdi þu son soruyu soralým;

aydýnýn temel vazifesi aydýnlatmak mýdýr, yoksa aydýnlanmak mý?

galiba herþeyden önce aydýnýmýzýn aydýnlanmasý gerek.
(jimi the kewl, 02.01.2005 15:08 ~ 21.01.2005 18:49)

mustafa erkal ile tartismalari acisindan;
(bkz: #6597327)
(bozkirkurdu, 02.01.2005 17:27 ~ 17:50)

ceviz kabuðunda, fikirlerini açýklarken sabahýn dördüne doðru özel harekat comanderý ibrahim sahin tarafýndan biraz da kaygý verici bir biçimde aranarak sindirilmeye çalýþýlan, belki de nevzat altýntaþ'dan özür dilediðini görerek gaza gelen faþist bünyenin güruh halinde saldýrýya geçmesine karþý masaya yumruðunu vurarak cesaretin korkulara ragmen soylediðinin arkasýnda durmak olduðunu birkez daha kanýtlamýþtýr.
(renas, 03.01.2005 09:36)

üzerindeki tartýþmalar, ne kötü okuyucularýyla ilgilidir, ne de kendisini yanlýþ ya da doðru ya da eksik anlamakla ilgilidir. eðer bir insan aydýn olduðunu idda ediyorsa ya da bu sýfat kimilerince ona layýk görülüyorsa, bu insan bunun da sorumluluklarýný yerine getirmelidir. bu sorumluklarýn baþýnda, aydýnýn eserlerini, fikirlerini, teorilerini ortaya koyarken, neyin nasýl anlaþýlacaðýný, anlaþýlamayacaðýný, bunlarýn baðlamýnýn ne olacaðýný hesaba katma gerekliliði gelir. aydýnýn, ne bir popstar kaprisliliði ve kompleksliliði içinde, ben yazarým, anlayan anlar, anlamayanlardan bana ne triplerine girme hakký vardýr, ne de eserlerinin arkasýna saklanýp, okuyun iþte, hepsi orda yazýyor deme lüksü vardýr.

kendisini savunmak, görüþlerine sahip çýkmak anlaþýlýr bir þeydir, kendisi oldukça zeki ve donanýmlý bir insandýr, söyleyecekleri üzerinde düþünmek, tartýþmak kayda deðer bir uðraþtýr. yanlýþ anlaþýldýðý, üzerine fazla gidilen meseleler de olabilir, bu her insanýn baþýna gelebilir, ama eðer kendisi bir aydýnsa, bir bilim adamýysa, türkiye'de bilinmeyenleri, konuþulmayanlarý dile getirmek istiyorsa, derdi daha iyi, yaþanabilir bir türkiye ise, kendisinin cevap vermesi gereken çok önemli sorular vardýr. bunlarý kýsaca özetlemek gerekirse:

1)yalçýn küçük 1993 yýlýnda paris'e gtmiþ ve burda apocularla, yani pkk ile baðlantý kurup, apo'nun ta yanýna kadar girmiþtir. yaklaþýk beþ sene boyunca bu örgütün içinde yer almýþ, pkk'yý kürt diriliþ hareketi olarak deðerlendirmiþ, apo ile beraber kitaplar yazmýþ, deðerlendirmeler yapmýþ sonra 1998 yýlýnda bir anda pkk'yý terkedip, türkiye'ye dönüp, teslim olmuþtur. daha sonra da orda geçen günlerini türk "aydýnýn" kürt hareketindeki keþif gücü olarak deðerlendirmiþtir. flash tv'deki programýnda, küçük bir ara aðzýndan, devlet pkk meselesini çözmek istemedi, pkk'dan memnundu þeklinde laflar kaçýrmýþtýr. hatýrlanacaðý gibi küçük, dgm'deki yargýlanmasýnda, apo'ya yapýlacak bir suikasti dönemin muhalefet partisi liderinden(mesut yýlmaz'ý ima etmektedir) haber alarak, apo'ya bildirdiðini söylemiþ daha sonra bunu savunmasýnda da belirtmiþtir. abdullah öcalan da dgm sorgulamasýnda, bunu onaylamýþtýr. acaba yalçýn küçük, pkk'nýn yanýna hangi amaçla gitmiþtir, bir misyonu mu vardýr, kendisinin dediði gibi amacý bir kürt hareketinin içinde keþif gücü olmak mýdýr yoksa, aðzýndan kaçýrdýðý gibi, birileri için pkk'nýn devamlýlýðýný ve apo'nun can güvenliðini saðlamak mýdýr? akrabasý olduðunu dillendirmeyi çok sevdiði ve zaman zaman görüþtüðünü söylediði, dýþiþleri bakanlýðý istihbarat þefi olan cenk duatepe'nin, tam o apo'nun yanýndayken, suriye'de görevli olmasý nasýl bir tesadüftür?

2)yalçýn küçük leyla zana ve arkadaþlarýný barzani'nin kuruðuna takýlmakla suçlamakta ve son bildiriyi barzani'nin giriþimi olarak deðerlendirmektedir. yalçýn küçük burda açýk açýk yalan söylemektedir ve ucuz siyaset yapmaktadýr. leyla zana'nýn ve dehap'taki birçok ismin apo'ya baðlý olduðunu, onun emirleri doðrultusunda hareket ettiklerini cümle alem bilmektedir. apo'nun kendisi de barzani'ye karþýdýr ve onu ilkel milliyetçi olarak deðerlendirmektedir. yalçýn küçük de bunlarý çok iyi bilmektedir, ama bilerek bunu bilmezden gelmekte, elinde hiçbir kanýt olmadýðý halde, barzani ile leyla zana ve arkadaþlarýnýn iþbirliði içinde olduðunu söylemekte, paris kürt enstitüsine ait ve sadece türkiye'de yaþayan kürt'lerin imza attýðý bildiriyi barzani'ye mal etmek istemekte, iþin içine barzani'yi katarak, türkiye'ye özgü kürt meselesini kuzey ýrak'a taþýmak istemektedir. acaba yalçýn küçük burda, kimlerin hasasiyetlerini öne çýkarmakta ve okþamaktadýr? leyla zana ve barzani arasýnda hiçbir iliþki olmadýðýný, zana'nýn apo'dan emirleri aldýðýný bildiði halde neden yalan söylemkte ve konuyu çarpýtmaktadýr? acaba ceviz kabuðu'nda dediði gibi pkk'nýn barzani ile gidip savaþmasýný mý amaçlamaktadýr? yalan yanlýþ kaynaklara dayanarak, neden molla kökenki bir aile olan barzaniler'nin ýsrarla yahudi ya da ibrani olduðu yalanýný söylemektedir?

3)yalçýn küçük 6-7 eylül olaylarýný, ermeni katliamýný, yahudi hristiyan çatýþmasý olarak deðerlendirmektedir. bunun için ortaya koyduðu kanýtlar nelerdir? olaylarla ilgili eldeki onca belgeleri, kanýtlarý incelemeleri hiç okumamýþ mýdýr? neye dayanarak bunu söylemektedir? yoksa amacý birilerini temize mi çýkarmaktýr? hadi bunlarý, hiçbirimizn bilmediði bellgeleri, kanýtlarý ortaya koyarak!! ispatladý diyelim, çorum olaylarý, maraþ olaylarý, sivas katliamý, gazi olaylarý gibi hadiseleri nereye koyacak? bunlarý da sebatayist teorisiyle nasýl açýklayacak?

4) kimileri yalçýn küçük'ü ibrahim þahin'e karþý elini masaya vurduðu için göklere çýkarmaktadýr. ibrahim þahin, suçu mahkemelerle tescil edilmiþ, karanlýk bir örgütlenmenin ufak bir çarkýdýr, iþi bitince de buruþtulup bir kenara atýlmýþtýr. peki yalçýn küçük, ibrahim þahin'in zamanýnda baþýnda olduðu örgütlenme(özel harekat timi) ile ilgili þimdiye kadar en ufak bir söz söylemiþ midir, bu örgütü kuranlar hakkýnda, bunlarýn amaçlarý hakkýnda hiçbir tavýr almýþ mýdýr? sýradan bir piyona karþý masaya elini vurmak ne kadar cesaret göstergesidir? ki ayný yalçýn küçük ayný programda, telefonla katýlan eski bir mhp milletvekilinin, bilim adamý deðil bu adam suçlamalarýný olduðu gibi yutmuþ, hiç sesini çýkarmamýþ, bu þahýs telefonu kapatýrken, saðlýcakla kal hocam, görüþmek üzere hocam gibi laflar ederek uðurlamýþtýr. bu ne perhiz ne lahana turþusudur hocam?

5)yalçýn küçük'ün son yazdýklarýný, görüþlerini savunanlar, dillendirenler neden hep belli bir kesimdir? statükocu kemalistler, emekli kurmay subaylar, eski bürokratlar, saðcýlar, türkçüler, doðu perinçek ve ip gibi yerel nazi partiler neden hep onýn görüþlerini savunmakta ya da en azýnda benzer bir dili konuþmaktadýrlar? neden demokrat denilebilecek, solcu ya da çaðdaþ insanlar yalçýn küçük'ün görüþlerini savunmamaktadýr? yok yanlýþ anlaþýlýyor ya da anlaþýlamýyor, kötü okuyucusu var, insanlar yanlýþ anlýyor gibi þeyh-mürit iliþkisini akla getiren argümanlarý kullanmak, sanki ortada bir peygamber ya da ermiþ bir kiþi varmýþ gibi davranmak, bir "bilim adamý" ya da aydýn denilen bir insan için ne kadar doðru olabilir?

6)yalçýn küçük, türkiye ve osmanlý tarihiyle, ekonomiyle ilgili ortaya koyduðu fikirleri bu iþin uzmanlarýyla neden hiç tartýþmamaktadýr? neden ayþe arman'la röportaj yapmakta, ceviz kabuðu'na çýkmakta ama, mesela ilber ortaylý ile ya da çaðlar keyder ile ya da korkut boratav ile ya da baskýn oran ile ya da fuat keyman ile bu meseleri tartýþmamaktadýr? fikirlerine o kadar çok güveniyorsa, bilmsel çalýþtýðýný iddia ediyorsa, neden hep kaçak güreþmektedir, neden türkiyê'deki baþka aydýnlarla hiç iliþki kurmamaktadýr? yoksa derdi, akademik tartýþma yapmaktan ziyade akýl hocalýðý yapmak ya da belli güçlerin suyuna gitmek midir?

7)yalçýn küçük, idris küçükömer gibi bir aydýný neden ýsrarla islami kesimin sözcüsü olarak görmektedir, çalýþmalarýný tamamen bilimsel biçimde yapmýþ, var olan tartýþmalara deðiþik bir pencereden bakmýþ, sol-sað kavramlarýný inceleyip bürokratik ve jakoben elitistlerin ne kadar ilerici olabileceðini sorgulayan bir aydýný durup dururken tartýþmak istemesi nedendir? onun fikirlerini çürütürek ya da idrisiler diye küçümseyerek neyi ortaya koymak istemektedir? neden kendisini ýsrarla, devletten daha devletçi olmuþ, halktan ziyade sermaye tabanýna göre siyaset yapmýþ necmettin erbakan ile yan yana koymak istemektedir? neden küçükömer'in düzenin yabancýlaþmasý kitabýna takýp da, sonradan çýkan kitaplarýna, çalýþmalarýna hiç atýfta bulunmamakta ve bilimsel bir hile, üçkaðýt yapmaktadýr?

aydýn olmak kolay bir iþ deðildir, sorumluklarýn dýþýnda, vicdan ve medeni cesaret ister. yalçýn küçük, zekasýna ve donanýmýna karþýn bunlardan sýnýfta kalmýþ, araþtýrmalarýný, teorilerini, hep belirli eksende oluþturmuþ(ne olduðu da malum), bunun için her türlü çarpýtmayý kullanmýþ, yanlýþ yönlendirmeler yapmýþ, yalan söylemiþ, yanlýþ bilgi vermiþ, eksik ya da taraflý kaynak kullanmýþtýr. sonuçta her teori, doðruluðunun, yanlýþlýðýnýn ötesinde, kendini güç-iktidar söylemlerine göre konumlandýrarak ifade bulur deðiþen güç-iktiadar iliþkilerine göre, doðruluðu yanlýþlýðý farklý zamanlarda, farklý eksenlerde tartýþýlabilir. ancak teoriler, bazen de yalçýn küçük'ün yaptýðý gibi, belli güç-iktidar iliþkilerini perdelemek, maskelemek için kullanýlýr, kendisinin ciddiye alýnmasý gerektiði nokta da budur, neyin üstünü örtmek, kapamak, kimleri temize çýkarmak, kimleri yerin dibine sokmak, neyi eleþtirip, neyi eleþtirmemek, ufak ayrýntýlardan koca bir ülke tarihi çýkarmak, bunlar; yalçýn küçük'ün maskelemek, perdelemek ve akýl hocalýðý ya da þeyhülislamlýk yapmak istdiði güç-iktidar iliþkilerinin tezahürü olarak ortaya çýkmaktadýr hep, bunlarý bir bilim adamýnýn ya da aydýnýn masum çalýþmalarý ya da farklý düþünceleri olarak görmek ya safýktýr ya da kör bir inançtan gelen zihniyetin dýþavurumudur ya da tam olarak o güç-iktidar iliþkilerinin savunucusu olmaktýr.

son olarak hiçbir aydýn ismini tarihe altýn harflerle yazdýrmak için yaþamaz, yazýlmasýna da gerek yoktur, önemli olan doðru yerde doðru þeyleri söyleyebilmiþ olmaktýr. onu deðerli kýlan ve ilerde de deðerli kýlacak olan da budur. ki zaten tarih dediðimiz þey de ne ýþýklý tabelalarla süslü bir barlar ve gazinolar sokaðýdýr ne de kalýn bir imza defteridir. yalçýn küçük'ün ne kadar aydýn olabildiði #5829221 de gayet iyi açýklanmýþtýr. kendisinin tarihte nasýl bir yer edindiði çoktan belli olmuþtur:

(bkz: mezarlýklar kendini vazgeçilmez sananlarla doludur)
(red kite, 04.01.2005 04:18 ~ 11:49)

can yücel in (bkz: yalçýn küçük tür ama mide bulandýrýr) sözünün hatýrlatýlmasý üzerine "can bizim canýmýzdýr" diyerek can babaya muhteþem bir selam göndermiþtir.
(spleen parnasien, 04.01.2005 12:55)

ayný zamanda
sosyalist iktidar
toplumsal kurtulus
yeni insan
ekin belleten
dunya solu
hep ileri
dergilerini cýkartmýstýr. edebiyat dostlarý adlý edebiyat dergisi, yeni ülke ve aydýnlýk gazetelerinde dönem dönem yazmýþtýr.
(redo, 04.01.2005 21:22)

bu adamla kim uðraþýr diyordum (bkz: alev alatlý)oturmuþ yazmýþ . aydýn despotizmi-alfa yayýnlarý 2002
(portakal agaci, 04.01.2005 22:09)

sovyetler birliðinde sosyalizmin kuruluþu, sovyetler birliðinde sosyalizmin çözülüþü, türkiye üzerine tezler, aydýn üzerine tezler, marksist damar, sol marksizm, bilim ve edebiyat ve daha nice baþyapýta geçmiþte imza atmýþ, türkiyenin en iyi tarihçi ve marksistlerinden(di).
fakat þimdilerde ölüm ilanlarýný bile acaba þu da mý sabetaycý diye takip eden, sadece sabetaylara takmýþ hatta baya da bir bunamýþ olduðu gerek yazdýðý kitaplardan gerek davranýþlarýndan belli olan yazar.
(mathias bones, 04.01.2005 22:35)

yalcin kucuk'un son zamanlarda siyonist emperyalizme takmis olmasinin sebebi olarak iki olasilik one cikiyor. bir, kendisi turkiyedeki vahsi sermayenin yularini tutan siyon gücleri yeni kesfetmis ve vay anasini sayin seyirciler ben neler ogrendim deyip olayin uzerine gitmeye karar vermistir. dusuk bir ihtimal. ikinci ve en guclu olasilik, turkiyeye buyuk ortadogu projesi baglaminda ilimli islam rolu cizilmesi, ve bu konuda washington'daki yahudi lobilerinin ve yeni muhafazakarlik icerisindeki yahudilerle turkiyedeki yoldaslari/kuklalari arasindaki iliskiye bir tepki olabilir. nitekim milliyetci/radikal arap islamina karsi turkiyeye ilimli islam modeli rolu bicen abd'nin fethullah gulen gibi kisileri himayesine almasi ve turkiyeye ilimli din(islam) ve mistisizm pompalamaya baslamasina bir tepki olarak goruyorum kendisinin son cikislarini. abd'dir yapar, komunistlere karsi fasistleri, radikal dincileri kullanir, radikal dincilere karsi da ilimli, uslu cocuk dincileri, ki kuresel duzen icerisinde fazla sorun cikarmasinlar. ama sen washington'dan turkiyeye rol biceceksin, millyetci arap islamiyla mucadelene turkiyeyi karistiracaksin, hatta turkiyeyi osmanli'nin parcalanma donemindeki bir sekle sokmaya calisacaksin, ve buna turkiyeden hic ses cikmayacak. orada dur. tabi kendisinin bir irka bu kadar yuklenmesini ve hezeyanlarini tasvip etmiyoruz.
(altair, 05.01.2005 12:55)

eskiden beri hiç sevmedim kendisini, þimdi de sevmediðim için memnumum. haddini bilmeyen aydýn müsveddesi sayarým kendisini, yazdýklarý bazý eserler de etimoloji sözlüðü ya onun bunun þeceresine benziyor.
(hunili varil, 11.01.2005 11:54)

(bkz: sub ethaist/#6658242)
(robinbook, 11.01.2005 19:46 ~ 19:47)

profesörlerin çoðu öðrencilerinden cahil diyerek takdirimi toplamýþ düþünür.
(subzero5, 16.01.2005 00:02)

"kasilmamis" zihinleri fersah fersah acan etrafindakilerin/etrafimizdakilerin aslinda ne kadar le$ oldugunu tekrardan hatirlatmis ayni zamanda "dokunulmaz" zannedilen oyuncaklarla oyalanlarin, birseylerin bekciligi ile varoldugunu zanneden dallamalarin irinini akitmis, sel etmis bir güzel insan.

kendisi, kendisi ile "tartisirken" "var olma" stratejisini "kutsal" veya "kutsallastirilmis" kavramlar ve bunlarin yardakciligi üzerine kurmus ahmaklara ragmen keyiften keyife sürüklemistir..

ayni zamanda pesin ve perakende ayarlarindan nazim hikmet de nasibini almistir ki böyle adamlarin kanindan beslenen parazitler aynen yukarda söylenenleri uygulayarak "vay efendim sen nasil olur da" makamindan gakguklamaya baslayacaklardir..

iki beden civarinda bol geliyor bu memlekete.
(katil balina, 16.01.2005 03:00)

biraz önce orhan pamuk'a "romanlarýnda islam diye kabala yazýyor" diyerek gönlümü fethetmiþ bir þahsiyettir.

kim ne derse desin zarif de bir insandýr.

sahi kuzum, hayat zaten bir komplo deðil mi ki teorisi ayýp olsun?
(lekelimelek, 16.01.2005 03:08 ~ 03:09)

101. bugünkü ceviz kabugu'na katilmasi vesilesiyle edindigim en büyük kazanim kendisinin karamürsel sepeti olmadigini ögrenmek olmustur.
(kan ve para, 16.01.2005 03:11 ~ 03:11)

kendisi Hulki Cevizkabuðu'na "ben karpuz seçer gibi gazete alýrým, giderim, içinde iyi ölüm ilaný olan gazeteleri alýrým." þeklinde bir demeç vererek ayrýca bizi þöyle bir silkelemiþtir.
(lekelimelek, 16.01.2005 03:14)

ikinci kez katýldýðý ceviz kabuðu programýndaki en tatlý yorumlarýndan bir tanesi "sizin içinizde ne var ?" sorusuna verdiði yanýt olmuþtur.

"nedenini bilmediðim bir sorumluluk duygusu bana bunlarý yaptýrýyor, yazdýrýyor" dedikten sonra, muzur sunucumuz hulki cevizkabuðu "acaba içinizde ne var, bir þeytan mý var ?" diye sormuþ, küçük'te "içimde isyan var" demiþtir. cevap üzerine kabuk, "kaç yaþýna kadar sürecek isyanýnýz" sorusunu yöneltmiþ; "ben hep 16 yaþýndayým" cevabýný alýnca da "o yaþta isyan olur mu?" sualini yöneltmiþ; "bende erken baþlamýþ." cevabýný alýnca pure zeka'nýn karþýsýnda, durmak zorunda kalmýþtýr.

birde orhan pamuk'un türkiye'de okunmadýðýnýn isbatý var ki ceviz kabuðu'nda izah ettiði, dinledikten sonra pamuk'a acýmamak imkansýz. radikal gazetesi, ünlü yazarýn övüldüðü ingilizce bir yazýyý tercüme etmiþ. ingilizce yazýda pamuk'un kitabýndaki en önemli karakterlerden birisi türkçe "kara", ingilizceye "black" olarak çevrilmiþ. ingilizce övgü yazýsýný türkçe'ye çeviren ekip ise "black"'i "kara" yerine "siyah" olarak çevirmiþ. ve kimse fark etmemiþ, yazý öylece yayýnlanmýþ radikal'de. bir yazarý övmeye çalýþýrlarken, gazete ekibi kendilerinin okumadýðýný yazmýþlar aslýnda. hoca'nýn zeka ve dikkatini takdir ederken, bahsi geçen yazar'a allah kolaylýk versin diyoruz.

iki deðil, dört beþ beden büyük geliyor bize.
(anoktale, 16.01.2005 12:42 ~ 17.01.2005 02:23)

"... siz gercek suclulari yakalayamiyorsunuz. onun yerine, buldugunuz iki uc solcuyu hapise atiyorsunuz. bu mu savcilik, bu mu meslek anlayisiniz...", diyerek, programa katilan emekli savciya ayar veren, karamürsel sepeti olmayan ve bes tas oynamamakla övünen bilim kisisidir.
(citizenx, 16.01.2005 12:45)

(bkz: #6688185)
(broken semaphore, 16.01.2005 12:48)

her nedense Orhan Pamuk'a ayar vermeye calýsmýs bir adamdýr bu ayný zamanda.. kendince orhan pamuk'un kiç okunmadýgýný ispatlamaya calýsmýþ. belki de bir örnekle basarýlý olmustur. ama kardeþim bu ülkede insanlar kitabý gösteriþ için kullanacak merhaleye daha gelmediler. kitaba bir ton para veren adam bunu okur. orhan pamuk'un kitaplarý satýlmakta mýdýr? evet. demek ki okunmaktadýr. çünki kitap diger matbuata benzemez. para veren okur ülkemizde. ayrýca kendisiyle apayrý kulvarlarda olan orhan pamuk'u neden kendisine hedef secmiþtir bunu anlamam.. ayrýca apo ya "kardeþim" demesi de akýllarda çoook büyük soru iþaretleri býrakmýþtýr. apo yu seven kuvai milliyeci. yok caným yedik onu biz.
(erguvan, 16.01.2005 12:55 ~ 12:56)

(bkz: ben beþ taþ oynamýyorum)
(ronesans adami, 16.01.2005 13:18)

yalçýn küçük'ün þebeke adlý çalýþmasýnda, ayrýntýlý a'dan z'ye -artýk kabul gören- bir orhan pamuk eleþtirisi yer almýþtýr. sadece bununla kalmamýþ, dün yayýnlanan programda* new yorker'da "anatolian arabesk" adlý bir eleþtiriyi göstermiþtir. okunmayan (kimlerine göre okunamayan) yazarýmýza tepkiler artýk türkiye ile sýnýrlý deðil, abd yakasýndanda gelmektedir. bir göz bu kadar kör olup, görmek istemiyor ve sevdiklerini aþk ile tutmakta israr ediyor ise, diyecek sözümüz yok.*

yalnýz eleþtiriler karþýsýnda pamuk gitgide zayýflamakta, sinir bozukluðu içerisindeki becerikli yazarýmýz ýrak'ý yerle bir eden abd kodamanlarýnýn önünde türkiye'yi eleþtirmek gibi alternatif çýkýþ yollarý aramaktadýr. tutmadýðýný, elinde patladýðýný net olarak gözlemliyor, hem pamuk'a, hemde fan club üyerine geçmiþ olsun diyoruz. (radikal gazetesi gibi yazarý yerlere göklere sýðdýramayan bir yerde bile takip edilip okunmadýðý içinde tabiki ayrýca üzüntü duyuyoruz.)

dip not: konu ile ilgili kendi kendinize genellemeler ve isbatlar çýkartýp yazarýnýzý aklamaya çalýþmadan evvel -ki bu noktada kendisine yönelen eleþtirilere cevap veremeyen yazar gibi çuvalladýðýnýz görülüyor- , lütfen haklýlýk kiriterlerinizi&zeka katsayýlarýnýzý yeniden gözden geçiriniz. pamuk rüzgarý haklý olarak tersine dönmüþtür. kesileceðe de benzemiyor.*

konu ile ilgili alakalý önemli entry :

(bkz: orhan pamuk/#6628850)

media'yý takip etmeyenler için digimedya.com'da nedret ersanel'in ilgili eleþtirisi:


""yalçýn küçük, orhan pamuk ve gizli savaþ

orhan pamuk’un abd gezisi sýrasýnda söylediði “iddia” edilen sözler bu yazýnýn konusu deðil... pamuk “zor” okunan bir yazar... hayatýný “okumalar üzerine yaþayan insanlar” için dahi, kitaplarýnýn bu denli satmasý þaþýrtýcý.
yalçýn küçük, “þebeke”de bu þaþkýnlýðýmý gidermiþti... hem de basit bir formülle. satýlmasý ile okunmasý arasýnda fark olduðunu yazarak. küçük hocanýn iddiasý yüklüydü. o’na göre pamuk hiç okunmayan bir yazardý ve “kitaplarýný baþtan sona okudum” diyen bir kiþinin dahi çýkmayacaðýný ima ediyordu.

þimdi tatsýz abd vakasý yüzünden-ki pamuk “5n 1k”da cüneyt özdemir’e iddialarýn doðru olmadýðýný ve bahis edilen konuþmalarý yapmadýðýný söyledi-bir çok kiþi pamuk okumaktan vazgeçtiðini söylüyor...

benim yazarla okur olarak yollarýmý ayýrýþým daha eskidir... küçük’ün “benim adým kýrmýzý” analizi bana göre bir yazarýn baþýna gelebilecek en büyük felaket. yazdýklarýnýn doðruluðu yanlýþlýðý önemli deðil. muhatabý bu “çözümlemeye” hiç bir yanýt ver(e)medi. (atladýðým birþey varsa lütfen bana yazýn. çünkü varsa, bu cevabý okumayý çok isterim.) en popüler kitabý için uðradýðý böyle bir kritik, ne pamuk’un ne de bir baþka yazarýn altýndan kalkabileceði bir aðýrlýk deðil.

“pamuk zor okunan bir yazar” önermesinin gizi de burada yatýyor. çünkü yalçýn küçük’e göre pamuk, “kodlarla” yazýyor. bu kodlarý anlayacak anahtarlara sahip deðilseniz, pamuk’u anlamanýz da okumanýz da imkansýzlaþýyor. bunun için orhan pamuk’un bu çözümlemeyi satýr satýr çürütmesi þart. bu ayný zamanda edebi bir tartýþmadýr da... bunun için genel ve hamasi bir karþýlama kafi olmaz.

pamuk ne kadar görmezden gelirse gelsin, küçük’ün analizleri önemlidir. doðruluðunu kabul ettiðiniz taktirde, pamuk’un belli ve özel bir kesime yönelik “gizli” mesajlar verdiðini, ulusal ya da uluslararasý çaptaki baþarýlarýný da bu vesileyle kazandýðýný sindirmeniz gerekir.

bir çok konuda ayrýþsak da yalçýn küçük’le bu konuda hem fikiriz. yazdýklarýnýn mantýklý geldiðini kabul ediyorum. ama doðruluðu baþka bir þey. öte yandan hayatýný kalemiyle kazanan pamuk’un gerekli yanýtý iþin baþýndan vermemesi, küçük’ün yanlýþ olabileceðine iliþkin oto-kontrolümü zorlaþtýrýyor.

Küçük’ün Türkiye’nin en önde gelen komplo teorisyenlerinden biri olduðuna iliþkin savlarý da unutmuyorum... bu da önemlidir. örneðin türk solunun önemli totemlerinden biri olan “birikim dergisi”, üstelik iki sayýsýnda birden yer ayýrarak incelediði dosyalarda, yaklaþýk 20 kiþilik bir gruba dahil etmiþti onu.

farklý bir okumayla türkiye’nin komplo teorilerindeki “top 20”si sayýlabilecek bu “dökümü” gündeme taþýyan imza rýfat bali’ydi... ayrý tartýþma alaný olduðu için uzatmayacaðým... ama bu listelere aklý baþýnda ve mürekkep yalamýþ insanlarýn nasýl seçildiði konusunda bir fikre sahibim. çünkü; yalçýk küçük, taha kývanç, oktay sinanoðlu, atilla akar, erol mütercimler, mahir kaynak, aydoðan vatandaþ vb isimlerle beraber benim adým da bulunuyordu listede. ve yazar hakkýmda hiçbir bilgiye sahip deðildi. ama kanaat sahibiydi.

hasýlý... küçük ve pamuk arasýnda geçiyor gibi görünse de, türk aydýnlarý arasýnda bana garip gelen, hadi “komplo teorisyeni sýfatýmýza” uygun söyleyelim; gizli bir savaþ var... siz de bu gerilime iliþkin kesitleri hergün izliyor/seziyor olmalýsýnýz.

bu savaþýn taraflarý kendilerini dilediði gibi tanýmlama hakkýna sahip. ama üretilen iþlerin nasýl “deðerlendirilmesi” gerektiði ile ilgili konsensus gerekiyor. aksi hal, gerçekten bir savaþýn yaþandýðýnýn ispatý. çünkü kimse kimseyi dinlemek/okumak/anlamak (uzlaþmak demiyorum) niyetinde zaten deðil demek. bu da ancak savaþta olur.

nedret ersanel nedretersanal@superonline.com""
(anoktale, 16.01.2005 13:36 ~ 13:49)

(bkz: serbest radikaller)
(angelworm, 16.01.2005 14:04)

enteresan biçimde üzerine yahudi düþmaný&apocu etiketleri yapýþtýrýlmaya çalýþýlan aydýnýmýz olmuþtur. konuyu takip emeyenler olabilir. kýsa bir açýklama gerekiyor:

1- hiç bir kitabýnda yahudilere karþý kötü bir söz, karalayýcý ifade yer almamýþtýr. marxist olarak bilinir, marx'la sürekli tartýþýr, eleþtirir över. peki marx'ý bu kadar seven ve yücelten bir adam nasýl yahudi düþmaný olabilir. kitaplarýnda einstein en üsttedir. halide edip, behice boran, sertel'e hep sevgi vardýr. bunlar kimdir, nedir hangi kökenden gelmektedir. bir yahudi düþmaný ise neden yahudileri sevmekte, üstte tutmaktadýr.

almanca yazmýþsýnýz; mein kampf ile karýþtýrýyorsunuz. hitler'in meþhur kitabý baþtan sonra marx'a ve yahudilere küfürdür.

2- anti-semitizm'den deðil, semitizm'den korktuðunu açýk seçik defalarca vurgulamýþtýr. ne yahudilerle nede sebataistlerle bir problemi olmadýðýný, sorunun sadece sadakat sorunu olduðunu yine bin kez yazýp çizmiþtir. türkiye'deki belli bir grup ibrani asýllýnýn sevgi ve sadakatte israil'i öne çýkardýðýný, kendi tez ve örnekleri ile göstermiþ, bu gerçeðe isyan etmiþtir.

3-) zamanýnda barzani kürt-yahudi'sidir dediðinde gülüp geçenler, tsk'nýn israil'i kuzey ýraktaki faliyetlerinden sonra uyarýnca, seslerini kesmiþlerdir. þimdi apo'cu bu yazýp kolayýna kaçýyorsunuz. yapmayýn etmeyin, ne kendi zekanýza, nede bizim zekamýza hakaret etmeyin. beceremediðinizi yine tesbit ediyor, ekþi sözlük'e not düþüyoruz.

hoca'nýn kürt politikasý ve çizgisi gayet açýk ve nettir. türkiye kürtlerini, türkiye'ye daha fazla baðlamayý savunmaktadýr. apo veya abdullah öcalan bu denklemin bir parçasýdýr. eksenin diðer ucunca barzani durmaktadýr. türkiye yahudilerinin bir kýsmý, kuzey ýrak yahudileri ve tel-aviv arasýnda bir eksen kurulduðunu yazmaktadýr. bu ekseni kýrmak için, kürt denkleminin diðer parçasý ile beraber olmak þarttýr. hoca'nýn baþýndan beri söyledikleri budur. türkiye cumhuriyeti devletini barzani'ye kýrmýzý pasaport verdiði için eleþtirmiþ. devletin kuzey ýrak ve kürt politikasýný hatalý bulmuþ, devlet kendi eli ile türkiye alehine bir kürt devleti kurduruyor deyip, kendi politikasýný cizmiþtir. bugün tc'nin politikasý bu cizgiye yaklaþmaktadýr.

apocu yaptýnýz. peki yakýn bir zamanda, barzani ve talabani'nin karargahý havaya uçtuðunda türkiye'de bir belediye reisi bunu ulusal yas ilan etmiþti. yalçýn küçük'ten baþka kim bunu görüp yazdý ve uyardý. hoca'nýn kürt politikasý ve çizgisi açýk ve nettir.

(anlamayanlar için parantez içinde tekrarlayalým: hocanýn politikasý samimi bir þekilde türkiye kürtlerini türkiye'ye baðlamaya çalýþmaktýr. insanlar kürt sorunu adýný aðýzlarýna alamaz iken, "kürtler üzerine tezler"'i yazmýþtýr. okudunuz mu? sanmýyorum. orhan pamuk okumak zor ve zaman alýcý bir iþtir. vaktiniz olmamýþtýr. dün kürt sorununu aðýzlarýna alamanyanlar, yalçýn küçük'ü hapse atanlar, bugün "kürtçeye özgülük", "diyarbakýr türkiye'nin yýldýzý olacak" þarkýlarýný söylemektedirler. bu haksýzlýk deðil ise nedir?)

yazýklarý, söyledikleri, çalýþmalarý itibari ile hoca; ne yahudi düþmaný, ne bölücü, nede kaba kemalist&marxisttir. bilinen bir gerçektir... almanca tekrarlamaya gerek yok.


dip not:

bu entry girilme tarihinde yaþanan bir polemiðin sonucu olarak takip eden bir dizinin baþýnda geldi. karþýt görüþler silindiði için, almanca kýsmý sýrýtýyor. anlayýþ gösteriniz.
(anoktale, 16.01.2005 14:15 ~ 14:20)

ismail yk* duosunun sol ayaðý
http://www.ismail-yk.de/
(dilsiyah, 16.01.2005 17:02 ~ 17:05)

ekonomi okumasaymýþ uzay fiziði okumak istediðini bir kaç yerde yazmýþ hoca. bizim deðerlendirmelerimize göre 5 yýl toplama kampýnda iþkence görmüþ althusser'i saymazsak sosyal bilimle uðraþýp da kafayý kýran yegane düþünür olma ihtimali yüksektir. ve belki de "kýrýk kafa"nýn dünyada en yakýþtýðý bilim adamlarýndan biridir.

kendisine yöneltilen "eleþtiri"lere anoktale çok güzel ve yerinde cevaplar vermiþ olduðu için deðinmeme gerek yok ama bir þey eksik kalmýþ:

pascal nouma ile ahmet dursun arasýndaki olasý bir fiili livata ile ilgili soru iþaretlerinin ifade edildiði baþlýða girilen o veciz entariyi burada kaydettim sayýnýz...
(eisenstein, 16.01.2005 23:04)

bir milleti olusturan unsurlari "sabetaycilar" ve "sabetayci olmayanlar" seklinde siniflandirdigi icin sevmedigim kisi.
(porcelinaofthevastoceans, 16.01.2005 23:10)

hakkýnda yöneltilen bir eleþtiri entryler silsilesinin silinip, -ki anlaþýlacaðý üzere hepsi bir tek yazara aitti- derlenip toparlandýðý, ve daha aklý baþýnda bir hal aldýðý gözlemlenmiþ; aydýnýmýz.

elbet buna seviniyoruz. ciddiye almak ve önemsemek iyidir, hoþtur.


sözlük yazarýnýn önemli notu:


haklý olduðuma inandýðým için -ki peþinden gelen ilk entry'nin paralel olmasý sevindirici- bu eleþtiri silsilesine verdiðim yanýtlarý içeren entry'leri silmiyorum. yazar kendi entrylerini sildiði için cevaplarým yarým kalýyor, ama son kertede bir toparlama yapýlmýþ ve genel bir cevap verilmiþ. keþke, bütünlük açýsýndan ilk yazdýklarýný da silmeseydi.


son bir genel deðerlendirme ile kapanýþ yapalým

en baþta attýðým söylenen nazi sloganýna; -burada þahsýma yönelik bir ima olduðu için kiþisel bir cevap vermek durumundayým. - yönetim; lütfen kusura bakmayýn. hem sözlükte onlarca kiþisel ayarlaþma var. ki burada daha ciddiyiz.-


1-) þimdi çok sevdiðimi ve baðlandýðýmý her zaman belirttiðim sözlükte iki yýlý aþkýn yazýyorum. belli bir entry birikimi oldu. bir kaç bakýnýz ile bakýþ açýmý ve duruþumu hatýrlatmak istiyorum.

(bkz: adolf hitler/@anoktale) lütfen kendi kendinize acýklý bir tablo icat etmeden ve ilkokula uðramadan bu baþlýðý ve sonrasýnda yazdýklarýmý güzelce okuyunuz.
sonra
(bkz: türkiyeli yahudiler/@anoktale)
sonra
(bkz: bir israil askerinin günlüðü/@anoktale)
ve sonra
(bkz: dresden bombardýmaný/@anoktale)


herhalde olaylara ve insanlar bakýþ açým hakkýnda bir bilgi edinebildiniz. bununla birlikte, ikinci dünya savaþý benim kiþisel olarak ilgilendiðim araþtýrdýðým üzerine okumalar yaptýðým bir konudur. savaþýn, bildik tarihle karþýmýza sunulduðu gibi olmayan bir çok detayýný, savaþ tarihini derinlemesine incelediðiniz zaman görüyorsunuz. tarih çok bilindiði üzere galipler tarafýndan yazýlýr.

o kadar soru iþareti ve tartýþmaya açýk bulgu varki. mesela bir gün, polonya'da ormanlýk bir alanda enselerine kurþun sýkýlmýþ polonya özel kuvvetlerine ait bir birlik bulunuyor, ss'ler yapmýþtýr deniyor. yýllar sonra kýzýl ordu'nun iþi bitirdiði söyleniyor. yalnýz tüm bunlar bir tarafa, savaþýn vahþetini ve bu vahþete sebep olanlarý, baþta naziler olmak üzere affetmek mümkün deðil.

ama tek sorumlunun onlar olmadýðýda bir gerçek. el altýndan destek veren, hatta iç içe olduklarý yazýlan sionistler.(güzel filmdir; pianist'te saðlam bir gönderme vardý.) auswitz'den çok daha kötü toplama kamplarý kuran komünistler(!) buyük bir keyfiyet içinde dresden'i bombayan binlerce kiþinin katline sebep olan müttefik stratejik bombardýman komutanlýðý vs. vs.

nazilik ve ikinci dünya savaþý anlaþýldýðý en azýndan anlatmaya çalýþtýðým üzere karmaþýk ve komplike bir olay. aslýnda hitler için en güzel tanýmlamayý teodor pilevier "moskova seferi" adlý çalýþmasýnda yazmýþ. "hitler bir sihirbazdý" diyor. yalçýn küçük ise -"bilmiyorum pilevier okudu mu"- insanlar kendi ilüzyonlarýna inanýr yazmýþ.(çok yerinde bir benzetme ile tutturuyor yine hoca) hitler gerçekten bir sihirbazdý ve görünmeyen kan gözyaþýnýn önüne görkemden bir duvar örmüþtü. belki underrated, önemsenmeyen bir ressam olmasýnýn verdiði bir öfke ile, hep insanlarý etkileyecek simgeleri kullandý. triumph des willen'i izlemenizi öneriyorum.

...

$$ birliklerinin kurucusunun anne tarafýndan yahudi olduðu söylenen -Himmler deðil-(ki ben adýný hatýrlamadýðým bir sionist siteden öðrendim) bir adam olduðunu biliyor muydunuz? bunu bilmiyorsanýz bile reinhard heydrich adýný duymuþsunuzdur. en acýmasýz ss generallerinden biridir. ve anne tarafýndan yahudidir.

bunlarý herhangi bir komplo teorisini vurgulamak için yazmýyorum. iyi anlaþýlsýn. bugün Hitler ve Nazilik baþlýðýnda küfürleri basan bir çok yazarýn, ikinci dünya savaþýnda ve öncesinde yer alsalar, kökenlerinde gizleyebildikleri bir yahudilik olsa bile, nasyonel sosyalizm'in ve Hitler'in rüzgarýna kapýlacaðýna inanýyorum.

d n r meselesine gelince. bence uçuþu bir kayýptýr. çok bilgili idi, özellikle benimde ilgili olduðum ikinci dünya savaþý hakkýnda. ama ýrkcý bir tandansý vardý. ben öyle gözlemliyorum. belki hitler'in sihiri ve büyüsü yarattýðý o görkemin etkisi vardý üzerinde. uçmadan evvel sözlük formatýný zorladýðýný iyi anýmsýyorum. keþke sözlük formatýna bir parça daha önem verseydi.


peki anoktale. benim hitler'e naziler'e bakýþ açým. heh. gerçekten büyük bir büyüsü ve hipnotizmasý var. kýrmasý zor ve zaman aldý. büyüyü fotograflarýnda bile hissedebilirsiniz. kullanýlan sembollerden, kýyafetlere, marþlardan propaganda kartlarýna kadar hissedebiliyorsunuz. üstelik korkunç bir sezgisel doðruluðu var. ben hitler'in yarattýðý vahþeti hiç bir zaman tasvip etmiyorum. insaný sevmek ve insaný yüceltmek her zaman en büyük yaþama görevimiz ve en büyük amacýmýz olmalýdýr. insan sahip olduðumuz en büyük deðer. yalnýz hitler -ki bunu duymak bazýlarýný rahatsýz etse de- yahudiliðe ciddi eleþtiriler yöneltti. zaten bu kadar hýzla büyümesinin ve geniþ taraftar bulmasýnýn nedenlerinden birisi de buydu. yahudilerin zenginliði elinde tutan ama bir türlü yaþadýðý ülke ile tam birleþemeyen bir azýnlýk olduðunu, medyadan siyasete bir çok alanda güçlü olduklarýný görmüþtü.

kavgam'ýn baþýnda "ben önce yahudi düþmaný deðildim bunu kendime yakýþtýramýyordum, hatta onlarý yanýma çekmek desteklerini saðlamak için çok uðraþtým, ama baþaramadým" yazmasý, çok düþündürücüdür.

yalnýz hitler, politik geliþim süreci içerisinde bir kýsmýnda haklý olduðu bu eleþtirileri kendi yararýna kullanmasýný çok güzel bilmiþ ve bir yahudi paranoyasý yaratmýþtýr. bbc'nin web sitesinde bir konuþmasý var; "biz yahudiler olmasalardý bile, bulup çýkaratacaktýk" diyor. cin gibi. kitlelerin nasýl motive edileceðini gayet iyi görmüþ. bir yere kadar eleþtirilerinde haklý idi belki ama, bu haklýlýðýný bir politik yükselme ve güç saðlama aracýna dönüþtürmesi ve üzerine toplama kamplarýný açýp yahudileri üstüne komünistleri, cingeneleri, sakatlarý, ve rejim karþýtý onlarca alman'ý (ki inanýn sayýlarý çok çok fazla) ortadan kaldýrmasý, affedilecek bir olay deðil.

hitler'in eleþtirilerinde haklý çýkmamasýný hep diliyor ve hep istiyorum. ýrklarýn birbiri ile karýþmasý dopru saglýklý ve güzel olandýr, sonuçta hep birbirimizdeniz.

son kertede, d n r baþlýðýna yazdýðým slogan doðrudur. ama bunu tepki geldiði için deðil, d n r'nin isteði üzerine deðiþtirdim. ya istiklal ya ölüm'ün yer almasýný istedi. ben ona sözlükteki duruþuna, bakýþ açýsýna kendisininde sýkca kullandýðý ünlü nazi sloganýný yakýþtýrmýþtým ve her þeye raðmen bakýþ açýmýn ve yollarýmýzýn farklý olmasýna raðmen, d n r'yi seviyordum.

- yalçýn küçük'ün istemeden de olsa bir nevi paranoya baþlatmasý endiþeni paylaþtýðýmý ekleyeyim. kendisininde korktuðuna inanýyorum. zaten konunun hassasiyeti de burada.-

( peki, bu baþlýkta polemiðe girdiðim yazar bu kadar ince bir detayý hatýrlýyor mu, yoksa kuþlar mý uçurdu. eðer siz hatýrlýyor iseniz dikkatinizi taktir ediyorum. ve sahip olunan bu dikkat ile orhan pamuk'u bu kadar sevmenizi anlayamýyorum. yýllar önce "beyaz kale" idi sanýyorum, bir romanýný almýþtým. ve sýkýntýdan patlayarak bir köþeye atmýþtým. kendimi sorumlu görüyordum. yýllar sonra yanlýþým olmadýðýný gördüm (bkz: þebeke). -imho- beceriksiz bir yazar ve baþarýsýzlýðý onu hýrçýnlaþtýrýyor, sinirlendiriyor. bir yazar nasýl olurda ülkesini&milletini amerika'da, kodamanlarýn önünde þikayet edebiliyor. entry'si sözlükte kayýtlýdýr. pamuk'la ilgili rahatsýzlýðý belirten ve abd'de yaþayan f. güler, söyleþisinde samimi durmaktadýr. orhan pamuk baþlýðýnda okuyabilirsiniz.)


bu kadar samimi ve içten olunabilir mi? bunuda bilmiyorum. belki de yalçýn küçük'ü bu yüzden samimiyetten dolayý seviyorum. "þair'i içini olduðu gibi paylaþabilen bir insandýr" diye tanýmlýyor. cemal süreyya hoca için "gizli þairdir" diyor, hoca'da ben þiir yazmýyorum diye ekliyor. hatýrladýkca gülümsüyorum. bende þiir yazmýyorum.


2-) gelelim þebataycýlýk, gizli yahudilik.

hoca'nýn abarttýðýnýn ve bazen fazla üstüne gittiðini düþünüyorum. ama öyle örnekleri var ki. heryeden kovulan imparatorlar, teneke sesli sanatçýlar, milli kova kaleciler, okunmayan yazarlar... üstelik reel politik düzlemde verdiði örnekler bir bir doðrulanýyor. yine uçtu, yok bu sefer imkansýz dediðiniz bir tesbiti iki ay sonra pratikte doðrulanýyor.

ceviz kabuðu'nda yeni bir cumhuriyet adlý çalýþmasýnda 26 yýl önce yaptýðý gözlemin, doðruluðunu görünce hayran olmamak mümkün mü. kitabýn yasaklanmýþ olmasý ayrý bir ironi. o kadar þaþýrtýcý tesbitleri varki. millet akp iktidara gelince ordu coþacak sanýyordu. hoca "bürokrasinin en çok istediði hükümettir" yazdý. hep beraber güldük. sonra genel kurmay baþkanýmýzýn "hükümetle þiir gibiyiz" açýklamasý geldi. kelime için kusura bakmayýn. xot olduk.

malesef yalçýn küçük okumak murat belge takibine benzemiyor.

hal böyle iken ve kürtler arasýnda bir ayrýþma yaþanýrken; google'dan "öcalan+yalçýn küçük" aramasýný kapsayan bir entry girilmesini yine anlayamýyorum. hoca'nýn "kürtler üzerine tezler" diye bir kitabý var. apo ile röportajý ve kürtler üzerine tezlerini kapsýyor. bilinmeyen birþey deðil. aksine bilenen birþey.

birçok eski faþist þehit edebiyatý üzerinden pirim yapmaya çalýþýyor. burada google üzerinden bakýnýz vererek entry girmek ayný þey midir. birtek apo þaibeli bir adamdýrdan yüklenmek doðru mudur? eþleþtirmek istemiyorum.apo'nu þaibeli bir adam olduðu ve -kiþisel olarak hoþlanmadýðým bir zaatýr- sevilmediði bir gerçek. ama iþin enteresan tarafý, hemen hemen tüm kürt arkadaþlarým (bkz: sözlükteki pkk sempatizanlarý/@anoktale) adama tapýyor.

yalçýn küçük'ün röportaj ve bekaa ziyaretleri ile ilgili savunmasý burada önem kazanýyor. "bize karþý bir isyan vardý ve ben bunu anlamaya çalýþýyordum" diyor. artý türkiye kürtlerini bize baðlamaya çalýþýyordum diyor. bu çok önemli çünkü, türkiye cumhuriyeti'nin barzani ve talabani üzerinden sürdürdüðü kuzey ýrak politikasý iflas etmiþtir. ve yalçýn küçük baþýndan beri karþý idi bu çizgiye. yani burada yine dolaylý yoldan olsa da hocanýn doðrulanmasý var.

tablo bu iken, "hey bakýn apo ile görüþtü bu" noktasýna odaklanmayý yine anlayamýyorum.


3-) tekrardan orhan pamuk'a dönersek. lütfen bu yazarýn sevdiðiniz tavsiye ettiðiniz bir roman'ý yazýmý varsa bana bildiriniz. okuyayým ve sayýn pamuk'a bir kez daha bakayým. ceviz kabuðu'nu izledi iseniz, hoca programa birkaç eleþtiri ile gitmiþti yabancý dergilerde yayýnlanan. temin etmek ve f güler roportajýný sözlüðe eklediðimiz gibi eklemek zor deðil. siz new yorker'daki röportajýn övgü olduðunu ve küçük'ün dezenformasyon yaptýðýný söylüyordunuz. orada en az bir dergi daha vardý, adýný hatýrlamýyorum. öðrenmek ve sözlük'e eklemek zor deðil. isterseniz takibini yaparýz. dezenformasyon var ise; küçük'ün yakasýna yapýþmakta zor deðil.

ve an itibari ile sýradan bir okuyucu olarak yazýmýnda bir baþarý göremediðim bu yazara yeni bir þans vermek; neden olmasýn. ama lütfen sevdiðiniz bir eserini bildirin. nihat genç, aziz nesin, attila ilhan, peyami safa düz yazýnda severek okuduðum bir kaç yazar.


sonuçta benim kiþisel tavsiyem, yalçýn küçük'ün kitaplarýný, söyleþilerini ve yorumlarýný izlemek ve son kertede kendi yorumunu ve çýkarýmýný yapmak. ciddi, ilkeli ve aydýn sürecine yýllarýný vermiþ. ne bir hasan cemal, ne de bir murat belge. aziz nesin, doðan avcýoðlu... o ekolün temsilcisi

memleketin þebataycýlar ve olmayanlar diye bölünmesi kimsenin istemeyeceði ve tasvip etmeyeceði bir durum. ama öbür tarafta sionizm'in gücünü yok saymak; belli bir grup türkiye yahudisi ve sebataist'in bu güç ile iþbirliðini yok saymak, görmezlikten gelmek hiç gerçekci deðil.
(anoktale, 17.01.2005 01:26 ~ 02:03)

yalcin kücük, türkiye'de sikca söyledigi gibi en cok üniversitelerden kovulan hocasi. dili keskin, sinirlendiginde masaya yumrugunu vurmaktan cekinmeyen bir aydin. kirmizi atkisiyla etrafta görebilecegimiz bir kisi. seneler evvel tanimistim yalcin kücük hocayi. hatta yalcin kücük'ün bir nebze teorist tavri yüzünden bilim dünyasinda pek de tasvib edilmedigi de söylenen seylerden biridir. ceviz kabugu programina cikmis olmasi söhretine etki yapmis olabilir, fakat sabetaizm cevresinde yaptigi derin arastirmalar yüzünden bir konuda sikismis oldugu sanilir. evet, türkiye de bu isi kendine büyük bir vazife olarak gören ender kisilerden biridir. abdullah muratoglu, sevket eygi ve ilgaz zorlu gibi isimlerin yaninda olaylara bambaska boyutlar kazandirmistir. öz söylemeden söz söylemez diyerek, sürekli dilinden düsürmedigi hersey cok acik ve de cok acik ve net söylüyorum diyerek, olaylarin bilinmeyen yerlerini de bizden farkli olarak gördügüne de kâniyim. söyledikleri ve yazdiklari bir nebze kronik kendinibegenmis olarak görülse de, emerson un söyledigi gibi fikir adami kendini egoizmle zirhlamalidir. bu yollu izahat ile etrafta dolanan yalcin kücük röportajlarini da okumali diyorum. ismail cem, orhan pamuk, yasar kemal , halide edip adivar gibi isimleri zikretmesinin -hatta diger isimler de var ki zikri uzun sürer- sebebi de kendince epey muhimdir.
(desconocido y desequilibrado, 18.01.2005 14:09)

(bkz: çok açýk söylüyorum) (bkz: gayet açýk)
(papa, 18.01.2005 14:11)

masonluk ve orhan pamuk ile ilgili dusunceleri ibda-c bazli internet sayfalarindan okuduklarimizla uyum icinde olan, hayretle izledigimiz insan. (ibda-c bir teror orgutudur.)
(geysham gel sushi yiyelim, 19.01.2005 02:48)

yasayan en onemli sosyalist turk aydini.
yazýlarýnda hep bilimsel yonteme dikkat cekmek isterken verdigi abartili örneklere takýlan kötü okurlar, detaya takýlýp resmin butununu görememektedirler. bilim felsefesini sosyal bilimlerde ve politikada uygulayarak bazý okurlarýna düsünmeyi ogretirken diger okurlarýnýn da kendisine kufretmesine yol acmis talihsiz bir yazardir.
yalçýn küçük'ün ceviz kabugu programýndaki yanlýþ anlaþýlmalarýna örnekler:
1- turk islam sentezi doktrini özünde araplarý ve komþu islam ülkeleri kötülediði için en cok israil'in isine yaramistir. bu dokrinin sahipleri aydýnlar ocagidir ve aydinlar ocaginin yoneticisinin oglu sisli terakki lisesi gibi sebatayci yetistirdigini acikca söyleyen bir vakif okuluna gidiyorsa burasi bilimsel olarak sasirticidir ve adamin da sebataycý oldugu varsayilabilir demektedir. bu bilimsel bir cikarimdir. düsünüs tarzidir. adamin sebatayist olup olmamasý onemli degildir ama israil politikalarýna hizmet ettigi ve sozkonusu vakifla iliskili oldugu ortadadir. yalçýn küçük'ün adamdan özür dilemesi bilimsel yöntemini ve tezlerini çürütmemektedir.
2- türkiye kürtlerinin (pkk dahil) ayrýlmaya niyeti olmadýgýný üstüne basa basa belirtmis ama bu kez barzaninin kuyruguna takýlmaya hazýr olan bazý türkiye kürtlerinin bu niyeti tasidigini söylemesi turkiye devletine akýl vermek degil, politik bir analizdir.
3- ülkeye döviz girdisi saðlamak uðruna tüm planlamalarý dýþ turizm kampanyalarýna dayandýrmanýn yanlýþ olduðunu vurgulamýþtýr. ek olarak da yabancý zengin turistlerýn eðlenceleri uðruna ülkemizin sahillerinden halkýmýzýn faydalanamadýðýný söylemistir. ama yine kötü okur tarafýndan bu "yabancý düþmanlýgý " olarak algýlanmaktadýr. oysa çok iki bir planlamacý ve ekonomist olan yalçýn küçük, ülkedeki ekonomik planlamanýn kalkýnma ve üretime dayalý olmasý gerektigini anlatmak istemistir.
4- sýrlar adlý kitabýnda kendi ailesinin de sebatayist oldugunun yazýldýgý iddia edilmektedir. ancak tamamen yalandýr. yalçýn küçüðün hiç bir kitabýnda böyle bir ifade bulunmamaktadýr.
5- kalpak giymesi mustafa kemal pasa'ya ve kuvayi- milliyecilige bir gonderme degil, kurtuluscu olmasýna bir gondermedir. zaten sözkonusu programda "misak-ý milli sýnýrlarý denilen þey müphem bir kavramdýr. ne idiðü belirsizdir" demiþtir. programda avrupa birligi bu hükümetle fiyaskoya ugramýstýr, yeni birlikler aramalýyýz, ortakcý olmalýyýz diyerek cumlesini "bu kalpak da budur" diyerek kalpak giymesine aciklik kavusturmustur.
6- 80 yýldýr kemalizme baglý olma gayretinde olan turkiye cumhuriyetinin avrupa birligi ugruna herseyden vazgecebilmesini 2004 yýlý itibariyle türkiye kemalizmden vazgecmistir bu hukumetin eliyle demistir. ama bir cok okur ya da izleyici kemalizme hakaret gibi algýlamýstýr. yalcýn kucuk kemalizmi tahlil eden bir sürü kitabin yazaridir ne diye kemalizme hakaret etsin diye yanýtlamak gerekir bu izleyicileri.
7- sebatayizm ve turkiyedeki tekelcilik konusundaki görüslerini ýrkcýlýk olarak algýlayanlar da bulunmaktadýr. yýllarca yahudi, kürt, çerkes, arap ve türk yoldaþlarýyla haraket etmis , ozgur universite yi kurmus ve burada farklý uluslar hakkýnda kültürel zenginlesmeyi desteklemis birine ýrkcýlýk suclamasýnda bulunulmaktadýr. orhan pamuk gibi kötü bir romancýnýn nasýl oluyor da bu kadar cok reklamýnýn yapýlýyor ve nasýl olur da kitaplarý yahudiligin merkezi olan new york ve tel aviv 'de bu kadar satiliyor sorusuna yanýtý sabatayist baglantýlarda görmek bilimsel bir bulustur , ýrkcýlýk degildir.
8- korkak ve devlet yanlýsý oldugu gibi izlenimi olan insanlara da ayný programda guzel bir yanýt vermistir.
9- leyla zana ve arkadaslarýný üstü kapalý sekilde kürt kemalizmi ile elestirmektedir. barzani yani dolayýsýyla abd güdümünde ve amaclarý sadece bagimsiz bir kürdistan olan bu insanlarýn karsýsýnda oldugunu bariz olarak ortaya koymustur.
(redo, 19.01.2005 22:25)

**

- Aydýn Sorumluluðu baðlamýnda Necmettin ERBAKAN önemli vurgulamalarý olan bir kiþidir; çaðýndan haberdar, güçlü antisiyonist söylemleriyle saygý uyandýran adlar arasýnda yer alýr.
- Politik koltuklarda ayný kývraklýðý gösterememiþ, hatta Çevik BÝR gibi USrael enstrümanlarýnýn provokatif anlaþmalarýna imza atmýþtýr...
- Detaylarýný anýmsatabilir misiniz?
- 2003`te uluslararasý iliþkiler yazarlarýndan birinden aldýðým paragrafý aktarayým: {28 þubat sürecinde yoðunlaþan iliþkiler yumaðýnda yapýlan askeri anlaþmalarda aramak gerekiyor. Sovyetler Birliðinin çöküþünün ardýndan geçmiþte Varþova paktýna yönelik tehditleri önlemek amacýyla kurulan NATO’nun rolü 1990 larda yeniden belirlendi. Asker sayýsý bakýmýndan ABD’nin ardýndan en büyük güce sahip Türkiye teknolojik üstünlüðe sahip Ýsrail ile birlikte Ortadoðuyu kontrol etme ve þekillendirme konusunda iþ birliði kararý aldýlar. Güçlü antisiyonist söylemleri olan Necmettin Erbakan’ýn baþbakanlýðý döneminde kendisine onaylatýlan anlaþma ile Ýsrail Hava Kuvvetlerine Türk hava sahasý açýldý, karþýlýðýnda da Ýsrail'den savunma alanýnda teknolojik yardým almasý kararlaþtýrýldý. O dönemde Suriye’nin PKK ya verdiði destek te Türkiye ile Ýsrail’in ortak düþman karþýsýnda birlikte hareket etmelerini gerektiriyordu. Aslýnda 1998 yýlýnda Erbakan’a onaylatýlan anlaþma þubat 1996 tarihinde imzalanmýþtý. 23 þubat 1996 tarihli baþbakanlýk basýn yayýn genel müdürlüðü basýn bülteninde satýr aralarýnda kaybolan bir haber anlaþmayý belgeliyor: “Ýsrail'e yaptýðý iki günlük ziyareti tamamlayarak yurda dönen Genelkurmay ikinci Baþkaný Orgeneral Çevik Bir Esenboða Havalimanýnda yaptýðý açýklamada, Ýsrail ile imzalanan "Askeri Eðitim ve iþbirliði Anlaþmasý" nýn amacýnýn, bölgede istikrarý artýrmak ve bölge barýþýna katkýda bulunmak olduðunu söyledi.”}
- Anladým... Bir gölge bu aktardýðýn. Ayrýca, ERBAKAN`ýn hýrsýz baþbakan Tansu ÇÝLLER`i kurtarma çabalarý da bu kara sayfalarýna eklenince aydýnlýðý ne yazýk ki önemli ölçüde gölgeleniyor...
- Yazýk ki, öyle!

**

- Doðu PERÝNÇEK var belgeselimizde. Özellikle Avrupa Kapital Birliði çanakyalayýcýlarýnýn USA&USrael iliþkilerini sergilemede þaþýrtýcý bir zeka keskinliði ve belgeleme baþarýsý göstermiþ aydýn örneðidir..
- Ýzleyelim!

**

- Ýþçi Partisi (ÝP) Genel Baþkaný Doðu Perinçek, Avrupa Birliði'ni (AB) yýlana benzetti. Perinçek, ''Bu program 80'lerde Özal'ýn patronluðunda baþladý. Ardýndan Gümrük Birliði, Kopenhag kriterleri geldi. Þimdi de Azýnlýklar Raporu'nu kabil ettirmeye çalýþýyorlar. Bütün bu belgelerin her satýrý yýlan baþýdýr'' dedi.

Partisinin Ýzmir Örgütü'nün Sabancý Kültür Merkezi'nde düzenlediði, ''Avrupa Birliði üyelik mi, kölelik mi?'' konulu bir konferans veren Doðu Perinçek, AB'nin Türk insanýna aþ ve iþ olarak takdim edilerek yanýltýlmaya çalýþýldýðýný ifade ederek, ''Türk çocuklarý Köln'e, Paris'e, Lion'a gidecek iþ bulacak ve mutlu olacak. Bugüne kadar bu program uygulandý, uygulanýyor. AB bir hayal deðil, beklentidir. 80'den bu yana Özal'ýn patronluðunda baþlayan liberalleþme olayý Türkiye halkýna telkin edilmiþtir. Ama Türkiye'nin 80'deki borcu 10 milyar dolar iken bugün 300 milyar dolardýr. 30 kat artmýþtýr. Bu yýlanýn baþýný görmüyor musunuz?'' dedi.

Perinçek, turizm gelirleri ve yurtdýþýndan gelen iþçi tasarruflarý çýkarýldýðýnda, bu yýl Türkiye'nin dýþ ticaret açýðýnýn 36 milyar dolar olacaðýný ileri sürerek ‘Türk parasýnýn deðeri düþürülerek devalüasyon yapýlýyor. Dýþ açýk 19 katrilyon olacak. Türkiye iç ve dýþ borcunu ödeyebilmek için topraklarýný satacak.’ dedi.

- Avrupa`da üst sýnýflarýn yeni birlikleri, birimleri, Yahudi sermayesinin yeniden yapýlanmasýndan baþka nedir?
- Aydýn dediðin kimse, bunu biliyorsa kitleleri de bilgilendirmelidir; bilmiyorsa ona yapýþtýrýlan bu etiketin gerekçesi ve ücreti açýða vurulmalýdýr. USA`nýn tepesindeki Evangelist (Yahudiliðin dinsel fanatik sahte Hristiyan çetesi), Brüksel çevrelerinde tetikçi arýyor; ne tuhaftýr ki, en ucuz orospu, Ortadoðu`dan çýkýyor, halk`a sorulmadan halk adýna oralara giden soytarýlar, "Biz bu boklu ise Tayyib`iz", pardo, "Talibiz!" diyor ve randevuevinden gün alýr gibi tescillenip utanmadan Türkiye`ye geri dönüyorlar..
- Öyle oldu! Fakat bu derin dalga`nýn, bu sessiz gelen Tsunami`nin belgeleri yine Aydýnlýk dergisi çevresindeki aydýnlarca yayýnlandý; kamuoyu, dönen pazarlýklarýn utanç verici belgelerini gördü...
- Yayýnlanmasý yasak olan bu belgeyi kameraya getiriyoruz..
- Ýzleyelim!
- Ýþçi Partisi (ÝP) Genel Baþkaný Doðu Perinçek, Avrupa Birliði'ni (AB) yýlana benzetti. Perinçek, ''Bu program 80'lerde Özal'ýn patronluðunda baþladý. Ardýndan Gümrük Birliði, Kopenhag kriterleri geldi. Þimdi de Azýnlýklar Raporu'nu kabil ettirmeye çalýþýyorlar. Bütün bu belgelerin her satýrý yýlan baþýdýr'' dedi.

Partisinin Ýzmir Örgütü'nün Sabancý Kültür Merkezi'nde düzenlediði, ''Avrupa Birliði üyelik mi, kölelik mi?'' konulu bir konferans veren Doðu Perinçek, AB'nin Türk insanýna aþ ve iþ olarak takdim edilerek yanýltýlmaya çalýþýldýðýný ifade ederek, ''Türk çocuklarý Köln'e, Paris'e, Lion'a gidecek iþ bulacak ve mutlu olacak. Bugüne kadar bu program uygulandý, uygulanýyor. AB bir hayal deðil, beklentidir. 80'den bu yana Özal'ýn patronluðunda baþlayan liberalleþme olayý Türkiye halkýna telkin edilmiþtir. Ama Türkiye'nin 80'deki borcu 10 milyar dolar iken bugün 300 milyar dolardýr. 30 kat artmýþtýr. Bu yýlanýn baþýný görmüyor musunuz?'' dedi.

Perinçek, turizm gelirleri ve yurtdýþýndan gelen iþçi tasarruflarý çýkarýldýðýnda, bu yýl Türkiye'nin dýþ ticaret açýðýnýn 36 milyar dolar olacaðýný ileri sürerek ‘Türk parasýnýn deðeri düþürülerek devalüasyon yapýlýyor. Dýþ açýk 19 katrilyon olacak. Türkiye iç ve dýþ borcunu ödeyebilmek için topraklarýný satacak.’ dedi.

**

Ýþçi Partisi (ÝP) Genel Baþkaný Doðu Perinçek, Avrupa Birliði'ni (AB) yýlana benzetti. Perinçek, ''Bu program 80'lerde Özal'ýn patronluðunda baþladý. Ardýndan Gümrük Birliði, Kopenhag kriterleri geldi. Þimdi de Azýnlýklar Raporu'nu kabil ettirmeye çalýþýyorlar. Bütün bu belgelerin her satýrý yýlan baþýdýr'' dedi.

Partisinin Ýzmir Örgütü'nün Sabancý Kültür Merkezi'nde düzenlediði, ''Avrupa Birliði üyelik mi, kölelik mi?'' konulu bir konferans veren Doðu Perinçek, AB'nin Türk insanýna aþ ve iþ olarak takdim edilerek yanýltýlmaya çalýþýldýðýný ifade ederek, ''Türk çocuklarý Köln'e, Paris'e, Lion'a gidecek iþ bulacak ve mutlu olacak. Bugüne kadar bu program uygulandý, uygulanýyor. AB bir hayal deðil, beklentidir. 80'den bu yana Özal'ýn patronluðunda baþlayan liberalleþme olayý Türkiye halkýna telkin edilmiþtir. Ama Türkiye'nin 80'deki borcu 10 milyar dolar iken bugün 300 milyar dolardýr. 30 kat artmýþtýr. Bu yýlanýn baþýný görmüyor musunuz?'' dedi.

Perinçek, turizm gelirleri ve yurtdýþýndan gelen iþçi tasarruflarý çýkarýldýðýnda, bu yýl Türkiye'nin dýþ ticaret açýðýnýn 36 milyar dolar olacaðýný ileri sürerek ‘Türk parasýnýn deðeri düþürülerek devalüasyon yapýlýyor. Dýþ açýk 19 katrilyon olacak. Türkiye iç ve dýþ borcunu ödeyebilmek için topraklarýný satacak.’ dedi.

**


...and much more honorable braveheart intellectuals...yani daha birçok benzer cüretli onurumuz, aydýn sorumluluðu ve bilinci sergileyen öncülerimiz...

**

- Aydýnlarýn sorumluluðu derken bir zamanlar aydýn sanýlan kimselerin þimdi Aydýn DOÐAN medyasýnda USA&USrael soytarýsý olarak baþtacý edilmelerine de deðinmeden geçmek olmaz.
- Olmaz! Özellikle Fethullah GÜVEN denen bunamýþ hayýn mutlaka iyice açýða çýkarýlmalý; Pentagon`un kucaðýna dibine dek oturmuþ bu yýlanýn maskesi alaþaðý edilmeli...
- Bir zamanlar kendi kendini imam olarak yuttturmuþ bu satýlýk enstrüman, þimdilerde Mason locasýnýn propagandalarýný, kendi düþünceleriymiþ gibi çevirip çevirip yayýnlatýyor; gücü yettiðince safdil çömezlerini zehirlemeði sürdürüyor.

**

- Dürüst kiþiliklere baktýðýmýzda ortak bir nitelik var: Baðýmsýz aydýnlar baðýmsýzlýktan yanalar!
- Tamamýyla net bir gözlem!.. Baðýmsýzlýðýna düþkün aydýnlar, gelen büyük ve sosyal-Tsunami`den haber veriyorlar. Gelen tehlike, ZOG (ZionistOccupationalGang) militarize çetesinin BOP (Büyük Ortadoðu Projesi)`dur, baþka birþey ya da in-cin deðil, artýk hem polit-pezevenkler hem de bunlara araç olan polit-orospular çýrýlçýplak sahnedeler, herþey her yandan apaçýk...
- Ýzleyelim son sahneleri!
- BOP, içiçe bir top! Açtýðýmýzda açýlan bir örtülü plan daha var: Türkiye`yi Balkanlaþtýrma, yani birbirine kýrdýrma, yeme-yutma projesi... Büyük Ortadoðu Projesiyle yürütülen faaliyetlerin analizi sonucu ABD'nin TÜRKÝYE’ye nasýl yaklaþacaðý ve bu yaklaþýmýn "fitne iþletme" boyutundan daha kapsamlý ve profesyonel bir boyuta taþýnacaðý kesindir.

--------------------------------------------------------------------------------

SESAR; ABD'nin Türkiye'ye yönelik üç yýllýk bir senaryo üzerinde çalýþtýðýný ve üç sene sonunda Türkiye'yi Ýran/Suriye operasyonuna entegre olacak ve bu entegrasyon sonrasýnda Türkiye'nin kendi dönüþümünü de hazýrlayacak noktaya getirmeye planladýðýný tahlil etmektedir. Bu senaryoyu ana hatlarýyla analiz edersek;
Birinci Sene: (Yasal Altyapý - Ön Hazýrlýk)


Türk Silahlý Kuvvetleri ile devletin diðer kurumlarý arasýndaki makas açýlacak ve "darbe" söylentileri ile pasifize edilen TSK; herkesin tahammül ettiði fakat toplumsal desteðinin zayýfladýðý "huysuz" bünye konumuna düþürülecek. Ýç itibarýný tamir etme süreci ile birlikte Ýran/Suriye operasyonlarýnda kullanýlmaya hazýr hale gelecek. (Son günlerde Abdullah Gül'ün liderliðinde Dýþiþleri Bakanlýðý'nýn Genelkurmay ile düþtüðü derin görüþ ayrýlýklarý ve zýtlaþmalar bu makasýn açýldýðýna dair en net göstergedir)


* Ortadoðu'daki yeni yapýlanma ile paralel olarak Türkiye'nin merkezinde yeraldýðý sermaye dönüþümü için yeni oluþumlarýn temelleri atýlarak; bu yapýlar bünyesindeki eski kadrolar tasfiye edilerek yeni küresel planla uyumlu yeni kadrolar getirilecek. (TESEV'de yönetimin Çevik Bir - Cüneyt Zapsu ortak operasyonu ile bir iç darbe ile karþý karþýya olmasý buna güzel bir örnektir.)


Ulusal idarenin; önümüzdeki senelerde daha yoðun olarak gündeme getirilmeye baþlanacak "baþkanlýk sistemi" ve "federatif yapýlar" yönünde zayýflatýlmasý için gerekli altyapýnýn yasal boyutu hazýrlanacak. Milli tepkisinin atomize edilmesi ile ulusal ritmin bozulmasý bu evrede gerçekleþecek. (bkz. Mahalli Ýdareler Reformu ve Demirel'in yoðunlaþan medya turlarý)


· Yeni dönemim yeni liderlerinin bazýlarý hapisten, bazýlarý kutularýndan çýkarýlarak kullanýma hazýr hale getirilecek. (Leyla Zana'nýn yeniden yargýlanmasý sonrasýnda Türk kamuoyunun önüne kürtçülüðün Tansu Çiller'i olarak çýkarýlmasýna þaþmamak gerekir. Ayrýca Cem Kozlu'nu AP üzerinden siyasete girmesi bu baðlamda deðerlendirilmelidir. )


·Üzerindeki enerji hatlarýný aktif olarak kontrol edemediði takdirde "varisli Anadolu"'ya dönüþecek Türkiye'de enerji ve finans merkezli yeni altyapýlarýn hazýrlanmasý tamamlanacak. (BP Grup Baþkaný Lord John Browne'ýn Türkiye'ye bizzat gelip Cumhurbaþkaný'ndan, Enerji Bakaný'na kadar geniþ bir yelpazede Türkiye'nin Doðu Karadeniz Havzasýndaki petrol yataklarý ile ilgili görüþmeler yapmasý bu iþin ne kadar sýký tutulduðunun göstergesidir. Keza Tüpraþ'ýn Ýngiliz-Rus ortaklýðýnda bir yapýya verilmesi bu tabloyu daha da derinleþtirirken; Maliye Bakaný'nýn deðerine deðer katacaktýr.)


· Aralýk 2003'te yapýlacak KKTC seçimlerinin öncesinde ve sonrasýnda yaratýlabilecek gerginlik ortamlarý ve seçim sonucunda Denktaþ'ýn güç kaybetmesi ile sonuçlanabilecek bir tablo; Türkiye - AB iliþkilerinden; hükümet-ordu iliþkilerine kadar çok geniþ bir yelpazede domino etkisine sahip olacaktýr. ABD; bu sefer Kýbrýs'ý bir pazarlýk unsuru olarak deðil; bizzat operasyonel bir alan ve amaç olarak deðerlendirecek ve bu çerçevede Türkiye içindeki siyasi alanýný geniþletmek için kullanacaktýr.



Ýkinci Sene : (Provokasyon - Ýkna Dönemi)


2005’ TE TÜRKÝYEDE NELER OLACAK?


· 2004'ün ortalarýnda baþlayacak bu süreç; Türkiye'de siyasi ve bürokratik yapýnýn iyice gerilime sokulacaðý ve "ABD'nin stratejik müttefikliðinin" "hayati" bir mesele olarak algýlanmasýnýn önünün açýlacaðý senedir. (Son zamanlarda ýsýndýrýlan Ege sorunu; Türkiye'nin Avrupa'ya karþý ABD'nin aktif desteðine ciddi anlamda ihtiyaç duyacaðý bir çýkmaz sokaktýr; keza PKK'nýn Türkiye'ye yönelik ilk füze saldýrýsýný gerçekleþtirmesi, Kuzey Irak'ý Güney Lübnan haline getirirken; Türkiye'nin ABD'nin "füze þemsiyesi" sistemine olan gerekliliði ön plana çýkarmýþ olacak ve tabi yine devlet kadrolarý bünyesinde birilerinin aklýna; Ýsrail'in Güney Lübnan tecrübesi gelerek Ýsrail'le stratejik iþbirliðini bu yönde de geliþtirme tezi aktif olarak gündeme gelecektir. Bir füze ile kaç kuþ?)


EK-1 Planýn bu maddesine yönelik çalýþmalar TBMM’inde reddedilen Irak tezkeresinden sonra hemen devreye konulmuþ Türkiye Azarbaycan’da Haydar Aliyev sonrasý ABD önce Resul Guliyev’i olmayýnca baþa gecirmek istediði Ýsa Gamber zorlanmýþtýr. GATA’da ölümünden kýsa süre önce oðlu Ýlham Aliyev’i Baþbakan atayan Haydar Aliyev’e bu konuda destek verenler ABD planlarýnýn Azerbaycan’da boþa çýkmasýna neden olmuþtur. Bu kararnamenin imzalanmasý ABD adýna Azerbaycan politikasýný yürütmekle görevli ismini veremeyeceðimiz bir yetkili tarafýndan “Azarbaycan’da Darbe” olarak nitelendirilmiþtir.


· Siyasi yapýya yeni isimler / kurumlar bu dönemde sokulacak ve AKP içindeki çatlak bu dönem içinde büyütülerek; Ýran/Suriye operasyonu öncesinde Türkiye'de iktidarda olmasý istenen siyasi yapý iyice netleþtirilecek. (Saðda birleþme; Cem Uzan'ýn önlenemeyen yükseliþi; kürtçülüðün yeni bir boyuta taþýnmasý; ülkede TESEV gibi think-tanklarýn aðýrlýðýnýn arttýrýlarak "yeni tartýþma zeminleri" yaratýlmasý)


Ek-2 Ak Parti içinde bu dönemde önemli oranda deðiþim yaþanacak “Erdoðan’a” raðmen birinci tezkereye hayýr diyenlet baþta Meclis Baþkaný Bülent Arýnç olmak üzere tavsiye edilecektir. TBMM baþkanlýðýna seçildiði günden bu yana gerek açýklamalarý gerekse icraatlarýyla sýk sýk hem kendini hem hükümeti sýkýntýya sokan Bülent Arýnç’ýn Ak Parti’yle yönetimi ile olan kan uyuþmazlýðý Necmettin Erbakan’ýn ceza alarak baþkanlýðýný býrakmak zorunda kaldýðý Saadet Partisi’ne geçmesiyle sonuçlanacaktýr.


2004'ün baþlarýnda yaþanacak bir suikast(veya giriþimi)in; 2004'ün sonuna kadar gerekli olan toplumsal altyapýyý hazýrlamak için bulunmaz dinamikler sunacaðý gözönüne alýnýrsa; (Kürt / Türk - Milliyetçi ) ekseninde deprem yaratacak bir veya birden çok ismin hedefe oturtulma ihtimali hayli yüksektir. (Laik/Ýslamcý ekseni aþýrý kullanýlmaktan deðerini kaybetmeye baþlamýþtýr ve planlanan operasyon açýsýndan öncelikli bir eksen deðildir)


Ek-3 Böyle bir suikastin ilk hedefi Tayyip Erdoðan’dýr. Bu durum geçtiðimiz günlerde yakalanan terörist tarafýndanda bizzat itiraf edilimiþtir. Bunun yanýnda diðer hedefler ise kamuoyunda infial yaratacak kiþide tanýnmýþ kiþilere ve basýnda sivrilmiþ isimler olacak bu þekilde Türkiyede bir kaos ortamý yaratýlacaktýr.


· TSK kurum ve toplum bünyesinde iyice yalnýzlaþtýrýlarak; kendi içindeki deðiþim ve dönüþümlerle meþgul olacaðý bir döneme sokulacak. Bu süreçte; TSK'nýn sinir merkezinin karadan havaya kaydýrýlmasý yolundaki tandansýn; AWACS projesi ve Uzay Kuvvetleri Komutanlýðý gibi projelerle hýzlandýrýlmasý saðlanacak; "darbe" sözcüðünün Kara Kuvvetleri Komutanlarý ile özdeþleþmesi için bir kaç medya operasyonu daha planlanacak.


· Medyada yeni bir rüzgar yaratýlarak; ABD'nin küresel imparatorluk planýnýn toplumsal altyapýsýný daha kararlý ve odaklanmýþ þekilde topluma lanse edecek "YENÝ" yapýlar oluþturulacak. (Irak savaþý öncesinde yaratýlan HaberTürk operasyonu benzeri fakat çok daha kaliteli (amatör kalemþörler yerine uzman kalemþörlerin vitrininde olacaðý) ve toplumun bütün kesimlerini kapsayan; Türkiye'de örgülenmeye baþlanan yeni sermaye yapýsýný yansýtan ve CIA-Pentagon'a bir önceki medya operasyonundan daha pahalýya patlayacak bir operasyon)


Ek-4 Bu plan Türkiyede yabancý istihbarat örgütleriyle yakýn diyalogu olan “Psikolojik Harp Ajanlarý” vasýtasýyla olacak onlar gerek konuþmalarý gereksu yazýlaryla Türkiyeyi ABD’nin planlarýnýn bir parçasý ve uygulayýcýsý haline getirmeye çalýþacaklardýr.


* Türkiye'de alttan alta "Ýslami" sermaye ile "Küresel-masonik" sermaye arasýnda kurulmaya baþlanan iþbirliðini yansýtan; zengin Müslümanlarla, zengin Yahudi-Hristiyanlarýn oluþturacaðý sermaye dinamiklerinin güçlendirilmesi; bu kesimlerin uzlaþýsý doðrultusunda devletteki kilit bürokratik kadrolarýn yeniden þekillendirilmesi bu dönemin bir diðer özelliði.


* Telekom, enerji ve finans altyapýlarýnýn deregulasyonu çerçevesinde; ulus devletin bu yapýlar üzerindeki kontrolünün tamamen zayýflatýlmasý ve ekonomide uluslararasý bürokrasinin güçlendirilmesi.


* Özelleþtirme baþlýðý altýnda, Türkiye'de, küresel devletin küresel sermayesinin yerleþmesinin tamamlanmasý ve kilit yapýlarýn devrinin tamamlanmasý.


* Ýran ile Türkiye'nin Kuzey Irak'ta karþý karþýya getirilmesi için yapýlan ön çalýþmalarýn yavaþ yavaþ medyaya yansýtýlmasý. (ABD, Türkiye ile Ýran'ý doðrudan karþý karþýya getirmenin zorluðunun farkýndadýr. Bu operasyon için en uygun zemin Kuzey Irak ve Azerbaycan'dýr. ABD son Irak operasyonunda Ýran yanlýsý unsurlarý vurmuþtu. Ýran'ýn kaybettiði zemini - beklenildiði üzere - PKK'ya destekle telafi etmeye çalýþmasý ihtimali; Türkiye ile de kriz noktasýný oluþturacaktýr)


Azerbaycan'daki Cumhurbaþkanlýðý seçimleri sonrasýnda; Azerbaycan'ýn baþýna ABD'nin küresel planýna uyumlu bir ismin getirilmesi ve Türkiye'nin Azerbaycan üzerinden Ýran operasyonuna dahil olmaya ikna edilmesi
( Son Türkiye ziyaretlerinde Cumhurbaþkanlýðý seçimlerinde aday olacak Musavat Partisi lideri Ýsa Kamber ve yardýmcýsýnýn "Þayet ýrak operasyonunda Türkiye ABD ile birlikte olsaydý bugün Irak Türkmenlerinin sorunlarý çözülürdü. Bir tren hýzla gelirken o trenin karþýsýnda durulmaz... Önümüzdeki dönem ABD'nin Ýran'a karþý hazýrlýk dönemi olacak. Bu 2004 yýlýna kadar sürecek. Bush'un yeniden seçilmesi durumunda 2005'te Ýran bütün dünyanýn gündemine gelecektir. Azerbaycan bu stratejinin içinde olmalýdýr ve dýþýnda kalmamalýdýr. Ýran'da 30-35 milyon Azeri yaþýyor ve biz buna seyirci kalamayýz.(Bu sözlerin Türkiye'de 30 milyon Kürt yaþýyor sözüne ne kadar benzediðine dikkat edin). Ýran politikasýnýn ABD tarafýndan bilgece hazýrlanmasýný istiyoruz. Bu istikamette Türkiye ile birlikte olmalýyýz. Ayrýca Ýran, Irak'tan farklý olacaktýr. Ýran'ýn toprak bütünlüðü korunamayacaktýr" þeklindeki sözleri dikkatle okunmalýdýr)


· Bu dönemde Avrupa Birliði'nin ABD'nin planlarý bozmamasý için; Avrupa Birliði bünyesinde yaþanacak geliþmeler bir yana; Avrupa'nýn kendi kriterlerini (özellikle ekonomik alanda yaþanacak gerileme ile Maastricht Kriterleri arasýndaki çatýþma) sorgular konuma gelmesi; Türkiye'de ilk defa AB'nin de sorgulanacaðý zemini hazýrlayacaktýr. Bu planý bozacak tek unsurun AB'nin Türkiye'ye net bir müzakere takvimi ve dolayýsý ile AB'ye giriþ tarihi verme olacaðýndan; AB ile iliþkilerin netleþmesi deðil iyice "býkkýnlýk" getirecek bir dinamiðe sokulmasý daha olasýdýr.


Üçüncü Sene (Aksiyon Dönemi) YENÝ HEDEF ÝRAN


* ABD Baþkaný Bush'un yeniden seçilmesi sonucunda þahinler grubu yeni bir rüzgar yakalayacak.


* Türkiye ve Ýran'ý Kuzey Irak'ta karþý karþýya býrakacak dinamiklerin hýzlandýrýlmasý gerçekleþecek. Bu çerçevede yüzyýllardýr deðiþmeyen Ýran-Türkiye sýnýrý deðil; sürekli deðiþen Irak coðrafyasý kilit konumdadýr. Kuzey Irak'tan gerçekleþecek ve PKK'ya maledilecek bir füze saldýrýsý ile; ABD'nin de izni ile Türkiye'nin Kuzey Irak'a operasyon düzenlemesi ve bu operasyon sonrasýnda Ýran'ýn da deðiþen güç dengelerini bahane ederek bölgeye girmesi; ABD'nin Ýran'a yönelik müdahalesinin iþaret fiþeði olacaktýr. Toplumu ile; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendi toplumuna karþý olduðundan daha fazla barýþýk olan Ýran Devleti'ne karþý bir iç ayaklanma gerçekleþtirmenin zorluðunun farkýnda olan ABD'nin bunun yerine bu senaryoyu tercih etmesi daha olasýdýr. (Bu baðlamda Azerbaycan'da bir sene önce gerçekleþtirilmiþ olacak seçimlerle tamamen ABD yanlýsý bir yönetimin baþa geçmesi ve bu yönetimin ABD'nin dümen suyunda Ýran ile bir çatýþmaya sürüklenmesi çok daha kolaydýr. Azerbaycan'ýn Ýran'la bir çatýþmaya sürüklenmesi; Türkiye'nin de kayýtsýz kalamayacaðý bir tablo ortaya sunacaktýr ki; bu ABD için bulunmaz fýrsattýr)


* Ýkinci dönemde hazýrlanan yapýlar vasýtasý ile ; Türkiye'nin artýk hayati bir yol ayrýmýnda olduðu ve tercih yapmasý gerektiði yolundaki akademik-bürokratik baskýlarýnýn artmasý ve bu vesile ile Türkiye'deki savunma/güvenlik altyapýsýnýn ABD-Ýngiltere-Ýsrail üçlüsüne iyice eklemlenmesi.


* 2004-2005 ile birlikte artýk iyice somutlaþmaya baþlayan enerji hatlarý projesi ile Türkiye Cumhuriyeti devlet kadrolarýna ve toplumuna; bu hatlarý üzerinden geçirmenin sorumluluðunun daha etkin bir þekilde anlatýlmasý ve bu hatlarýn güvenliðinden herkesin sorumlu olduðu tezinin iþlenmesi.


* Cumhurbaþkanlýðý seçimleri ile baðlantýlý olarak; önce Anayasal bir deðiþiklikle Cumhurbaþkanlýðý süresinin 5 yýl ile sýnýrlanmasý ve Cumhurbaþkaný'nýn halk tarafýndan seçilmesinin gündeme gelmesi (bu doðrultuda Cumhurbaþkaný Sezer kendisine yönelik negatif kampanyanýn 2004'ün sonlarýna doðru iyice yoðunlaþmasýný bekleyebilir) ve bunla paralel olarak AKP'den Burhan Kuzu gibi isimlerin vasýtasý; Demirel gibi isimlerin de aktif lojistik desteði ile bu tartýþmanýn ciddi anlamda tartýþma platformuna konulmasý. (Yýllardýr tartýþýlan baþkanlýk sistemi bu dönemde kurulur. Bu arada yeni Cumhurbaþkaný adaylarýna dair isimlerin gündeme gelmesi. (SESAR; gezi programýna baktýðýnda, bu isimlerden birinin Hikmet Çetin olabileceðini düþünmektedir. )


* 2004'ün sonlarýna doðru ucunu gösteren yeni bir ekonomik kriz dalgasýnýn iyice derinleþtirilmesi ve toplumun yeni bir ekonomik kriz dalgasý ile iyice yýpratýlmasý. Bu dayatmalarý kabul etme yönünde devlet mekanizmasý üzerindeki baskýyý arttýrýrken; toplumsal çalkantýlar toplumsal/sosyal dönüþüm mekanizmalarýný kolaylaþtýracaktýr.

Bu senaryonun hedefi; Türkiye'yi ABD'nin Ýran ve Suriye planlarý çerçevesinde kullanýlabilir noktaya getirmektir ki; önümüzdeki 3 senelik dönem bu açýdan çok dikkatle izlenmesi gereken bir dönem olacaktýr.

Çalýþmamýzýn sonunda yakýn zamanda radikal deðiþimlerin olacaðý Ortadoðu ülkelerinin son durumlarý hakkýnda bazý deðerlendirmeler yapmak istiyoruz. Tabi ki deðerlendirmemizin baþýnda kendi ülkemiz de yer alacaktýr...
- Sizi anlýyorum! Peki Türkiye`nin aydýnlarý bu alçaklýða karþý ne yapýyorlar?
- Ýki ayrý aydýna bölünüyorlar; bir yanda temiz bir duyarlýlýk, karþý çýkýyorlar.. Bir yanda, kerhanecilik tavrý; polit-orospuluðun bir parçasýna dönüþüveriyorlar...


**

- Bir de kanlý gidiþin yasal kýlýflý yani legalize uygulama süreçleri var; örneðin, Fýrat-Dicle arasýný "Allah`ýn vaad ettiði mallarý sayan" Allah`ýn belasý alçaklýk virüsü Yahudiler, Türkiye`den parça parça toprak alýyorlar... Yeni Þafak gazetesinde yer alan habere göre Ýsrail hükümeti, bölgedeki sorunlu yahudileri Türkiye'ye göndererek "Kibbutzlar" oluþturmayý planlýyor. Türkiye'de kurulmak istenen Kibbutzlar, ortak tarýmsal alanda "birlikte üretim ve gelirin ortaklaþa bölüþümü" esasýna dayanýyor. Manavgat suyunun kullanýmý görüþmelerinde Ýsrail tarafýndan gündeme getirilen konuya Türkiye sýcak bakmýyor. Ýsrail, GAP Bölgesi ve Çukurova'da Kibbutz'lar kurmak için resmi teklifte bulundu.

Ýsrail, Türkiye'de oluþturmak istediði Kibbutz'lara 1990'lý yýllarda Ýsrail'e göçen ve uyum sorunu yaþayan Rusya ve Etiyopya gibi Afrika ülkesi yahudilerini yerleþtirmeyi amaçlýyor. Proje için 5 milyar dolar ayýran Ýsrail, Kibbutz'larla Ýsrail toplumunun en alt tabakasýný oluþturan göçmen yahudilerin ihtiyaçlarýný gidermeyi planlýyor. Ýsrail'e özgü bir çeþit çiftlik olan Kibbutz'larda Ýsraillilerin yaný sýra deðiþik ülkelerden gelen insanlar birlikte çalýþarak, üreterek ve tüketerek ortak bir yaþamý paylaþýyorlar. Kibbutz'larda aðýrlýklý olarak tarýmsal üretim yapýlýyor ve elde edilen tüm gelir Kibbutz çalýþanlarý tarafýndan eþit þekilde paylaþýlýyor.


Manavgat'ta gündeme geldi


Ýsrail bu teklifi Manavgat Suyu Projesi görüþmeleri sýrasýnda gündeme getirdi. Manavgat Suyu'nu Ýsrail'e götürmek için Türkiye ile bir süredir görüþmeler yürüten Ýsrail, bu proje için 1 milyar dolar ayýrdý. Manavgat suyunun yaný sýra Türkiye'nin baþka bölgelerinden de su almak isteyen Ýsrail'in görüþmeler için sýk sýk Türkiye'ye heyet göndermesi su konusunda Ýsrail'in ciddi olduðunun göstergesi olarak kabul ediliyor.
- Modern tarým yöntemleri mi?
- Filistin`leþtirmeden önceki ilk yasal maske bu; modern tarým alanlarý gibi ilk aþamada... Ýsrail'in Ýkinci Dünya Savaþý sonrasýnda uygulamaya baþladýðý ve Avrupa'nýn bazý ülkelerinde de bulunan Kibbutz'lar Ýsrail'e özgü bir çiftlik olarak biliniyor. Asgari 100 dönüm arazi üzerine kurulan Kibbutz'larda en az 15 aile yaþýyor. Kibbutz'larda, modern tarým yöntemleri uygulanýyor. Ýsrail, ülke dýþýnda da kiralama yöntemiyle Kibbutzlar oluþturuyor.
- MGK, dikkat çekti
- Ýyi yaptý!
- Ýsrail'in bu talebi MGK Genel Sekreterliði'nde deðerlendirildi. Ýsrail'in Kibbutz oluþturmak istediði GAP ve Çukurova bölgelerinin Türkiye'nin en verimli alanlarý olduðuna dikkat çekildi ve böyle bir modelin Türkiye'de farklý algýlanacaðý vurgulandý. MGK Genel Sekreterliði tarafýndan baþbakanlýða gönderilen bir yazýda, Kibbutz'larýn gelecekte baþka talepleri de beraberinde getirebileceði vurgulanýyor.
- KÝBBUTZ NEDÝR?
- Kibbutz, Ýsrail'e özgü bir çeþit çiftlik. Kibbutzlarda Ýsraillilerin yaný sýra deðiþik ülkelerden gelen insanlar birlikte çalýþarak, üreterek ve tüketerek ortak bir hayatý paylaþýyorlar. Gelirleri büyük ölçüde tarýmsal üretime dayanýyor. Elde edilen tüm gelir Kibbutz çalýþanlarý tarafýndan eþit þekilde paylaþýlýyor. Musevilerin dini günü þabat (cumartesi) dýþýnda haftanýn 6 günü çalýþýlýyor. Kibbutz programý ilk olarak Ýkinci Dünya Savaþý sonrasý uygulandý. Halen Ýsrail'de 44 Kibbutz bulunuyor. Ýsrail'in yanýsýra Polonya, Romanya, Estonya, Ýspanya ve Portekiz'de Kibbutz çiftlikleri bulunuyor.

**

- Kibbutz diye girereler, Ýsveç gibi satellitlerden kibar tavýrlý misyoner uþaklarýný gönderireler ve birgün bakarsýnýz bir bahane bulur Anadolu`yu tümden Felluce`ye çevirirler...
- Felluce sýykýrýmý, kimin gerçekte aydýn insan evladý ve kimin karanlýk çakal olduðunu ortaya koyan turnusol oldu...
- Öyle oldu!.. Bu soykýrým günlerinde yahudi homo-orospusu H.Adi ULURENGÝN gibi kalemler haala daha BUSHARON`un yalanlarýný yinelerken birçok yazar, köþesinde kanlý gözyaþlarýný mürekkep yapmýþtý; örneðin Abdurrahman DÝLÝPAK, Nihat GENÇ, Ýbrahim KARAGÜL, Hüsnü MAHALLÝ ve nice gerçek insan oðlu insanlar, dünyaya aydýn namusluluðuna anýmsattýlar. DÝLÝPAK`ýn sesleniþini sunacaðým!
- Ýzleyelim!

**

- Felluce sokaklarýnda çocuklar, þehid edilen babalarýnýn cesetlerini kemiren köpeklere bakýp aðlýyor.

Ey Uygarlýk! Fellucede ölen insan deðil, öldürülen bir insanlýk! “Uygarlýk”denen “maskara mahluk”, kan dökmeye devam ediyor.. Modern teknolojinin ne olduðunu Iraklý çocuklar gökten ölüm yaðdýran Appaci helikopterleri ile gördü. Ne kötü bir isim:Apaçi. Amerikalýlar yok ettikleri kýzýlderililerin adýný bir Helikoptere vermiþler. Yarýn Anadoluya fýrlatacaklarý füzelerine de “Felluce” adýný takmasýnlar sakýn.. Olan göz göre göre bir soykýrýmdýr. Ortada bir insanlýk suçu var. Savaþ suçu var. Yaþanan olaylar bütün uluslar arasý örgütler ve sözleþmeleri anlamsýz hale geliyor. Sormak gerek, Bush içeride dýþarýda ise, Miloseviç niye içeride ki! Felluceye düþen bombalar insanlýðýn baþýna düþüyor. Ýlk önce , çocuklardan da önce insank ölüyor. Medeniyet denilen “tek diþi kalmýþ canavar”ýn yaptýklarýný görüyor musunuz siz! Peki biz ne yapýyoruz? “Kahrol düþman” demek için bile yorgun,bezgin , ilgisiz insanlar, televizyonlarýnýn baþýna geçip, coca cola’larýný yudumlarken, bir yandan da Marlboro sigaralarýný tüttürmüyorlardýr inþallah.. Teröre karþý savaþtýklarýný söyleyenlerin estirdikleri terörü görüp de, terörist diye suçlananlkarýn yanýnda olmamak mümkün mü? Hep söylüyorum: Adalet yoksa barýþ da yok. Eðer ABD nin yaptýðý özgürlük operasyonu ve Felluce halkýnýn yaptýðý terör’se evet ben teröristim. Yaþasýn terör o zaman.. Ben hep, Bolu beyine karþý, Köroðlundan yana olduk. Emperyalist egemenlerin Köroðlunu terörist ilan etmesinin hiçbir deðeri yok bu anlamda.. Boþuna demiyorum:”Kaybedilen kurtuluþ savaþýna terör, kazanýlan terör eylemlerine kutsal kurtuluþ savaþý”diyor kimileri diye! Sonuç þu: Ortadoðuda her yer Kerbela ve her gün Aþura! Bush denilen eli kanlý katil durdurulamazsa dünyayý ateþe verecek.. Biz Allaha ve ahiret gününe, gaybe, güç ve kudretin Allahýn elinde olduðuna inanýyoruz.. Amerikadan mý korkacaðýz. Onlar korksunlar. Yenilgi yok bizim için.. Bu gün günlerden Felluce. Ve ben Felluceliyim. Fellucede öldürülen çocuk benim çocuðumdu.. Ýnanýyorum ki, Hz. Ýsanýn da, Musanýn da, Atam Ýbrahimin de laneti Deccal bozuntusu Amerikan yönetimine ve onlara alkýþ daðýtan kahpelere olacaktýr.. Elleri kurusun onlarýn! Tebbet yeda! / Bu günlerde namazýnýzda ve dualþarýnýzda bu sureye daha çok yer verseniz. Keþke iþ iþten geçmeden tevde etseniz ve bu yanlýþ yoldan geri dönseniz.. Dinle ey Ýsrail! Asanýn gösterdiði yoldan saptýn, zalimlerden oldun. Kan döküyorsun. Allaha isyan ettin. Þimdi zalimlere yardým edenler için kýyametleri yakýndýr..Ýçlerindeki beyinsizlerin iþledikleri yüzünden bir halkýn baþýna gelecek olanlarý düþündükçe.. Ve dinle ey “Çaðdaþ Firavun”, O “tek baþýna millet olan” insaný ateþe attýran Nemrudun peþinden koþan “yüce þahsiyet” ecelin yakýndýr. Ölümün, babalarýný öldürdüðün çocuklarýn ellerinden olacak..! Ah! Keþke ufkumuzu karartan kan seylaplarýnýn sebeb olduðu öfke yüreklerimizdeki intikam ateþini yakacak kadar güçlü olmasaydý.. ABD ve ona dayanan, ona güvenen, ona yardým ve yataklýk edenler, bir gün ansýzýn,nasýl bir inkýlabla devrilip tüm kazanýmlarýný elden çýkaracaklarý gün konusunda bir hesap yapsalardý. Haksýzlýklar karþýsýnda susanlardan olmak istemiyorsanýz, kaybedecek vakit yok.. Bu kaný burada durduramazsak korkarým gün gelir ateþ bize de dokunur.. Eðer olaylardan ibret almayacakj olursak, Felluce bizim geleceðimizdir. Irak Ankaraya,ya da Ýstanbula sanýldýðý kadar uzak deðil. Korktuðumuzun baþýmýza gelmemesini istiyorsak, bu günden bir þey yapmamýz gerek. Herkesin kendi köþesinden yapacak bir þeyler olmalý. Sakýn olan siyasi kimlikleriniz, ideolojik farklýlýklarýnýz sizi bu konuda bir araya gelmekten alý koymasýn.. Yarýn bazý þeyleri kotarmak için çok geç olabilir.
- Ýþte insan ayrýmý ve kýyýmý karþýsýnda aydýn olma ayrýmlýlýðý!

**

- Gerçek aydýnýn önündeki bir engel sistem ise bir o kadar korkunç engel de yine sistem tarafýndan halka aþýlanmaða çalýþýlan "çifte standart" alýþkanlýðýdýr..
- Örnekler misin?
- Bir yeni ve güzel dokumentar klip var; sözkonusu çifte ahlaksal deðerleme tuzaðýný da dile getiriyor..
- Ýzleyelim!

**

28 Þubat kararlarýndan bu yana MGK islamcý kesimlere yönelik çeþitli biçimlerdeki baskýlarýný sürdürüyor. Ýstanbul Belediye Baþkaný Tayyip Erdoðan’a hapis cezasý verilerek belediye baþkanlýðýnýn düþürülmesi ve zincir eyleminden sonra bazý islamcý yazar, dernek yöneticileri ve öðrencilerin gece yarýsý evlerinden toplanmasý bu kesime yönelik vuruþlarýn ve gözdaðýnýn sonuncularýydý. Bu yöneliþin gerçek nedenini anlayamayanlar ya da anlamak istemeyenler sonuçta MGK’nýn oyunlarýna bilerek ya da bilmeyerek alet olmaktan kurtulamadýlar.

MGK, bu politikayla bir yandan islamcý kesimleri disipline etmeye çalýþýrken, laik cumhuriyet-þeriat tartýþmalarýyla da bir yandan da halký bölüp parçalamaya çalýþarak düzene ve Susurluk devletine yönelen tepkilerin yönünü deðiþtirmek istiyordu. MGK ve TÜSÝAD hala bu oyunu oynamaktadýr.

Peki bu oyunun bir tarafýnda yer alan islamcý kesimler bugün oynanan bu oyunun ne kadar farkýndadýr? Ýslamcýlarýn, oligarþinin Suriye’ye karþý baþlattýðý savaþ tehditleri, üniversitelerde ve bazý devlet kurumlarýnda uygulanan faþist kýlýk-kýyafet yasaklarý ve en son zincir eyleminden sonraki geliþmeler karþýsýnda ortaya koyduklarý tavýr hala belki belli bir kesiminin oynanan oyunun farkýna varmadýklarýný ama önemli bir kesiminin bilerek bu oyunun bir tarafýnda yer aldýklarýnýn göstermektedir.

Suriye’ye Savaþ Tehditleri Karþýsýnda Susmanýn,

Oligarþiyi Desteklemenin Neresi “Ýslamcýlýk”?

Türkiye oligarþisi savaþ çýðlýklarý atmaya baþladýðýnda Fazilet Partisi ilk bir iki gün “bilmediðimiz birþey varsa, anlatýlýr ikna olursak” gibi açýkamalarla sanki saldýrý politikasýna karþýymýþ gibi bir görüntü çizmeye çalýþtý. Ama hemen sonrasýnda diðer partilerden daha çok Suriye düþmaný kesildi. Onyýllardýr savunduðu “ümmetçilik”, “müslümanlarýn birliði, kardeþliði” gibi düþüncelerini bir kenara atarak, “50’lerden bu yana müslümanlar böyle bir zulüm görmedi” dedikleri bir dönemde zulmün baþý MGK’ya ve emperyalizmin Ortadoðu politikalarýna tam destek verdi. “Milliyetçiliðe karþý olma”, “mazlumdan yana olma” söylemlerinin halký kandýrmak için baþvurduklarý yalan ve demagojiden baþka birþey olmadýðý bir kez daha ortaya çýktý.

Milliyetçilik, þovenizm, halk düþmanlýðý... bunlarýn Fazilet Partisi’nde diðer düzen partilerinden daha az olmadýðý çok net görüldü. Dahasý, bu tavrý, MGK’nýn savaþ çýðýrtkanlýðýna destek vermekte diðer düzen partilerinin de önüne geçip Nuseyri halkýný ve Suriye yönetimini “sapýk alevi” ilan etmeye kadar vardýrdýlar.

Faziletin dýþýnda daha radikal gözüken ve bugüne kadar ABD ve Ýsrail tarafýndan Ortadoðu halklarýna yönelik saldýrýlarda þu veya bu ölçüde tepki gösteren, gösteriler yapan islamcý kesimlerden de tek ses çýkmadý. Bu da göstermektedir ki islamcýlarýn içinde en ýlýmlarýndan en radikal gözükenine kadar menfaatçilik, gözboyama, takiyyecilik, düzenle uzlaþma deðiþmez kemikleþmiþ bir karaktere bürünmüþtür. ABD, Ýsrail saldýrýnca karþý çýkar gibi görün, Türkiye oligarþisi saldýrýnca sesini çýkarma, oligarþiye destek ver, MGK’nýn kuyruðuna takýl. Bunun islamcýlýkla, müslümanlýkla ne ilgisi var?

Baþörtüsü Yasaðý Ýçin Sokaklara Dökülüp, Coplanan Kayýp

Analarýný Gözü Görmeyenlerin Zulme Karþý Olduklarý Yalandýr

Türban yasaðý nedeniyle “zulme karþý direneceðiz” deyip birçok ilde eylem yapan islamcýlar, kulaklarýný Susurluk Devleti’nin bütün halk kesimlerine yönelttiði zulme týkamaya devam ettiler. Gözleri “türban yasaðýndan” baþka bir þey görmemektedir. Üstelik eylem yaptýklarý ayný gün bir baþka yerde kayýp analarý polis tarafýndan dövülerek, yerlerde sürüklenerek gözaltýna alýnýrken.

Ýslamcýlar “Ýnanca saygý, düþünceye özgürlük” sloganýyla zincirler oluþtururken Susurluk Devleti’nin yeni pislikleri ortaya dökülüyordu. Ama onlar, kayýplarýn, katliamlarýn, yaþlý-çocuk demeden halka yönelik saldýrýlarýn, iþkencenin, sömürünün, zulmün, yozlaþmanýn, çürümenin, talanýn pervasýzca devam ettiðini görmelerine raðmen; tüm bunlarýn sorumlusu Susurluk devletine karþý tek bir eylem yapmamaya adeta yeminliler. Susurluk’u aðýzlarýna bile almýyorlar. Kontrgerilla, çeteler için tek bir slogan bile atmýyorlar. Çünkü MGK’yý, Susurluk devletini karþýlarýna almak bedel ödemeyi gerektiriyor. Ýslamcýlar ise bedel ödemeden, canlarý yanmadan sadece kendilerine özgürlük istiyorlar, sadece kendilerine zulüm yapýlmasýn istiyorlar.

Oysa devrimciler kýlýk-kýyafet yönetmeliði sadece islamcýlara uygulanýyor diye bir kenara çekilip seyretmediler. Tavýr aldýlar. Ýslamcý kesimlerle ayný safta mý görünürüz kaygýsý taþýmadýlar. Çünkü halk düþmaný faþistler dýþýnda faþizmin saldýrýsý, zulmü halkýn hangi kesimine yönelik olursa olsun devrimciler buna karþý çýkarlar. Çünkü devrimciler gerçekten halka yapýlan zulme karþýdýrlar. Bunun için mücadele ederler. Direnenlere destek verirler. Takiyye yapmazlar. Nasýl olsa bana dokunmuyor diye düþünmezler. Bugün bana dokunmuyor diyenler, baþkalarýna yapýlan zulmün acýsýný yüreðinde hissetmeyenler, yarýn kendilerine dokunulduðunda da direnemezler. Yalnýz kalmaya ve ezilmeye mahkum olurlar.

Yakýn zamanda islamcýlara þöyle demiþtik:

“Bugün zulüm uygulayan Susurluk devletiyle hesaplaþmak MGK ile hesaplaþmaktýr. Ya tüm halka uygulanan zulme karþý TÜM HAK ve ÖZGÜRLÜKLER için mücadele edeceksiniz ya da devlete teslim olacaksýnýz. Bunun baþka bir yolu yoktur.” (Kurtuluþ, 21 Mart 1998, sayý 73)

O günden bugüne gelinin nokta bellidir. Devleti’nin pisliklerine ve zulmüne karþý, halkýn adalet, özgürlük, taleplerine gözlerini kapatanlarýn adým adým gerileyeceði, zulmün daha büyüðüyle karþýlaþacaðý gün gibi açýktý. MGK, politikalarýný adým adým gerçekleþtirirken, islamcýlar vurdumduymaz tavýrlarýný, baþkalarýna yapýlan zulme gözlerini kapamayý, icazetli eylemlerini sürdürmede ýsrarcý davrandýlar ve bugün dünden daha geri bir noktaya geldiler. Dün bir üniversite yaþadýklarý sorunu bugün ülke çapýnda yaþýyorlar. Çok daha fazlasýný da yaþayacaklar.

Ýslamcýnýn Aydýný Böyle Olursa

Elele zincir eyleminden sonra islamcý basýndan gözaltýna alýnanlardan biri de Abdurrahman Dilipak’tý. Dilipak birgece kaldýðý gözaltýndan býrakýldýktan sonra þöyle diyor:

“Hemen söyleyeyim, hiçbir kaba fiile ve aþaðýlanmaya uðramadým. Keþke gece alýnmasaydým. Bütün gece uykusuz kalmak elbette hoþ deðil. Hem ben küçük kýzýma ne diyeceðim? Neden benim kýzým benim ülkemin polisi hakkýnda böyle olumsuz bir imajýn sahibi olsun?...” (15 Ekim 1998, Akit)

Vah vah gördünüz mü? Bir gece uykusuz kalmak hoþ deðilmiþ. Küçük kýzýna ne diyecekmiþ? Çok þey de Dilipak. Senin kaldýðýn o þubede devrimcilere günlerce iþkence yapýldýðýný, kadýn-erkek insanlarýn çýrýlçýplak soyulduðunu, iþkencede insanlarýn sakat býrakýldýðýný, katledildiðini, tecavüz edildiðini anlat. Bunlar gerçek. Kýzýnýn gerçekleri bilmesinden, polis hakkýnda olumsuz bir imaj sahibi olmasýndan niye çekiniyorsun? Olumsuzu neden olumlu bilsin? Kimbilir bakarsýn büyüdüðünde belki bir gün onun da yolu düþer oraya. Yok ama nasýl olsa islamcýlara iþkence yapýlmýyor, aþaðýlanmýyor, baþkasýna ne yapýlýrsa yapýlsýn bana ne mi diyorsun?

Aslýnda polisin ne olup olmadýðýný, o þubede ne yapýlýp yapýlmadýðýný sen de gayet iyi biliyorsun. Ama sen korkak ve icazetçisin. Hem de polisi övecek kadar korkak. “En meþru hakkýmýzý kullanýrken Susurluk polisinin gözaltýlarýna uðradýk” deyip bu olayý protesto etmek yerine, “uykusuz kalmak hoþ deðildi”, “kýzýma ne söyleyeceðim” diye kendini acýndýrýp duruyorsun. Böyle mi zülme karþý direnecek, mücadele edeceksiniz? Orada iki falakaya yatýp, bir askýya çekselerdi bir daha yazý yazmaya da, eyleme katýlmaya da tövbe ederdin herhalde.

Zulme karþý direneceksiniz doðru dürüst direnilmelidir. Yoksa kendinizi kandýrýp durursunuz. Bu kafayla, bu ruh haliyle hiçbir þey de yapamazsýnýz, hiçbir þey de elde edemezsiniz.

Gözleri “türban zulmünden” baþka birþeyi görmeyenler, zulmün tarihini kendileriyle baþlatýp bitirmekten vazgeçmelidirler. Bu tarihte hapishanelerde Ölüm Oruçlarýnda devrimciler þehit olurken, 1 Mayýs, 16 Mart, Maraþ, Çorum, Sivas, Gazi, Ümraniye gibi yüzlerce katliamda en büyük zulümler yaþanýrken, darbeler yapýlýp yüzbinlerce devrimci-demokrat iþkenceden geçirilirken, onbinlerce insan zindanlara doldurulurken islamcýlar hangi zulmü görmüþtür? Hangi zulme karþý çýkmýþtýr? Zulüm mü arýyorsun, iþte orada Galatasaray’da gözlerinizin önünde her hafta yaþanýyor. Dilipak’ýn kýzý için neden olumsuz imaj sahibi olsun dediði ayný polisler yapýyor o zulmü yaþlý analara.

Ama bunlar görünmez Dilipak ve onun gibilerin gözüne. 13 Ekim’de Akit gazetesinde yanyana iki baþlýk atýlmýþ: “Dilipak da Gözaltýnda”, “Teröristlere Özgürlük”. Ayný günlerde çeþitli nedenlerle gözaltýna alýnan devrimciler, ilericiler býrakýlmýþ, Akit ona bozuluyor. Ne yani Dilipak gözaltýna alýnmasýn, devrimciler özgür býrakýlmasýn. Bu mu istediðiniz? Hani her türlü zulme, kime yapýlýrsa yapýlsýn karþýydýnýz? Kimseyi aldatamazsýnýz. Ancak kendi kendinizi çürütürsünüz.
- Anlýyorum!.. Bir de karabatak kuþu gibi arada bir dalan ve arada bir suyüzüne çýkýp öten çeþniden aydýnlar var; þu anda gýklarý çýkmýyor; neredeler-ne yapýyorlar?
- "Gelinim olur musun" dizisini izliyorlar...
- XXX ibneler!
- Daha neler!

**


http://www.holywar.org/CART151.gif


Online yoluyla olsun hiç deðilse, sen de katýl bu duyarlýlýða; örnegin bagimsiz bilim adamlari, sanatcilar, aydinlar, her meslek kategorisinden emekciler gibi, hatta "like A Scientist Jew (I. S.) witnesses the ongoing Jewish Barbarity":
http://www.israelshamir.net/turkish/index.shtml

PolitProstitution markets and legalized instruments&order form links in
Sydney-AUSraelia&Stockholm-SvekJa Kingdom&Jew York&TelAviv; "the Axes of the
Zion ruled kinky affairs":
http://www.racism.org.za/_disc1/00000691.htm

NOBEL-masked prostitution of ZOGang:
http://www.christopherlydon.org/viewtopic.php?topic=2123&forum=10

Kurdish Neo-Zionist traitors:
http://andrewiandodge.com/index.php/archives/2004/04/02/1689/

Middle East Media exposed the Plunderers who still destroy and looting the
oppressed peoples':
http://www.fpa.org/thread_msg2515/thread_msg_list_flat.htm?thread_id=4805&page=21

Jirapon listed up the useful links:
http://jirapon.www3.50megs.com/fsguestbook.html

Recruited traitors:
http://www.dailypundit.com/archives/008191.php

Tomasz RATAJEK comments:
http://www.jeffooi.com/MT3/mt-comments.cgi?entry_id=1910

http://www.ipeksenoglu.com/cgi-bin/guestbook/guestbook.cgi

http://istanbul.indymedia.org/news/

http://globalguest.com/gb2/CEMAKAS/guestbook.html

http://www.pankobirlik.com.tr/modules.php

http://www.kanatli.net/forum/guestbook.asp

http://www.hurgokbayrak.com/guestbook/index.php

http://www.golhisar.com/guestbook/guestbook.php?act=show

http://www.herseynet.com/pano/pano.php

http://www.gwbush.com/store/images/gotdemshirt.jpg

http://www.holywar.org/CART26.gif

http://shariati.com//messages/6055.html

http://www.hermes-press.com/bush_con.jpg

http://www.middleeast.org/cartoons/10.gif

http://www.gwbush.com/store/images/gotdemshirt.jpg

http://www.rense.com/1.imagesD/sdb.gif

http://www.nilemedia.com/Columnists/Ahmed/2002/July/BuSharonism.html

http://www.bushnews.com/bushjew.gif

http://www.aysearman.net/aysearman/Forum/guestbook.asp

http://www.holywar.org/CART151.gif

INITIATIVE de la INTERNATIONALE

down-with_Zionist Imperialism@vanadoo.fr




  • View the previous message in this thread
  • Go to the top of this thread
  • View entire thread
  • [Previous Message] [Next Message]




    Follow Ups:


    [ Maxum boats, less than 35' ] [ FAQ ]


    TalkShop 2.76